Seyda İbrahim el-Faruki Bellî Hazretleri

Sayı : 48 / Şubat 2016, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

26 Şubat 2007’de ilim ve maneviyat semamızdan, bir yıldız kaydı… Güneydoğunun büyük alim, mürşid ve ehlullahından Seyda İbrahim el-Faruki rahmetullahi aleyh, Hakk’a yürüdü… Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin dayısı olan Bellî Hazretleri, yöre insanı tarafından çok sevilen ve sayılan bir âlimdi.

Müslüman bir toplumu ayakta tutan direklerden en önemlisi ilmiyle amel eden âlimlerdir. Âlimlerden birinin ahirete irtihali Müslümanlar için büyük bir kayıp ve üzüntü vesilesidir.

Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur; “Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Fatır; 28)

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur: “Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridir. Şüphesiz peygamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygamberler miras olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse tam bir hisse almış olur.” (Buhari, İbn-i Mace, Ebu Davud)

Seyda İbrahim Bellî Hazretleri, 1930'da Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık köyünde dünyaya geldi. Babası Molla Abdulhalim rahmetullahi aleyh de tasavvuf ehli bir âlim, irşadıyla etrafını aydınlatan bir insandı. Onun babası, Molla Ahmet Efendi de Şeyh Musa el-Zoli’nin soyundandır.

Mardin yöresinin manevi hayatında derin izler bırakan Şeyh Musa rahmetullahi aleyh Hazreti Ömer radıyallahu anhın soyundandır. Orta Asya’da ve Hindistan’da büyük medreseler açmış, ilim ehli bir aileden gelmiştir. Mardin’e Selçuklular döneminde gelen Şeyh Musa Hazretleri, bu yerde irşadıyla halk arasında ve yöneticiler katında büyük bir sevgiye ve saygıya konu olmuştur.

Tahsil ve Hizmet Hayatı

Seyda İbrahim Bellî Hazretleri henüz 11 yaşındayken, babasından Suriye’deki medreselere ilim öğrenmeye gitmek için izin istedi. Şah-ı Haznevi’nin halifelerinden Seyda Molla Ahmed’den ilim okumaya başladı. Seyda Şeyh Abdurezzak’tan ders almaya başladı. Seyda Şeyh Abdurezzak, Şah-ı Haznevi rahmetullahi aleyhin halifesiydi. Ona intisab etti. Seyda Şeyh Abdurezzak, takva sahibi bilge bir insandı.

Seyda İbrahim Bellî çok sayıda âlimden ders aldıktan sonra, Seyda Şeyh Abdurezzak tarafından, Kızıltepe’ye bağlı Belli Köyü’ne imam olarak gönderildi. Bir yandan ilim yolculuğuna devam ederken bir yandan da talebe yetiştirmeye başladı.

Şeyh’i Abdurezzak Hazretlerinin vasiyetinde, onu halife seçtiğini öğrendikten sonra, adeta iki büklüm olmuştu. Bu görevin çok ağır olduğunu ve buna liyakat göstermenin çok zor olduğunu söyleyerek gözleri yaşarırdı. Oysa daha çocukken gece namazlarına başlamış ve virdlerini hiç aksatmamıştı. Bundan böyle, irşadla beraber toplumdaki diğer sorunlarla ilgilenmek zorunda idi. Kan davaları, aşiret çatışmaları gibi türlü sorunlarla ilgilendi ve yöre halkına büyük fayda veren hizmetler yürüttü.

Yılda en az bir kere Suriye’ye gidip, hem Şah-ı Haznevi’nin kabr-i şeriflerini ziyaret eder, hem kendisini Suriye’den ziyarete gelen köylülere, iade-i ziyarette bulunurdu.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu vilayetleri, hatta Suriye’ye kadar uzanan yolculuklar yapar, irşad çalışmalarına devam ederdi. Yaz aylarında fakir dağ köylüleri ovada zekât toplamak için köy köy dolaşırlar. Yolu Seyda’nın köyüne düşen o fakir aileler, mutlaka Seyda’ya misafir olurlardı. Seyda akşam yemeğini genelde o fakirlerle yerdi. Onlarla sohbet ederdi.

Edebi ve Ahlakı

Seyda-i Molla İbrahim Bellî hazretleri hayatı boyunca hep edeple yaşadı. O,büyük bir edep abidesiydi. Elini öpen gençlerin ellerini o da öperdi ve güler yüzle yüzlerine bakarak hal ve hatırlarını sorardı. Divanında otururken içeri giren biri olsa, onca yaşına rağmen ayağa kalkar ve misafirlerini ayakta karşılardı. Ziyaretine gelen çocuk da olsa büyük gibi muamele ederek onunla konuşur sohbet ederdi.

Onu tanıyanlar Seyda’nın güzel ahlakına dair pek çok hadise anlatırlar. Bunlardan yalnızca birini aktarmak istiyoruz:

Bir keresinde konuşma aksanından, doğu Anadolu vilayetlerinden olduğu tahmin edilen biri gelmişti. Zayıf, kısa boylu, sakalsız ve başında şapka olan bir adamdı.

Seyda onunla konuştuktan sonra onun elini öpmeye çalıştı ama adam bırakmadı. Seyda ise o adamın yanında hep diz çökerek oturdu. Yani bir insanın mürşidinin yanında oturması gibi oturdu. O adam iki gün misafir kaldı, Seyda o şahsa yemeğini bizzat kendisi götürür ve yemeğini onunla yerdi. Adamın konuşmalarından da anlaşılıyordu ki okumuş biri de değildi. Bu durumu soran evlatlarına Seyda şöyle cevap vermiş:

"Oğlum o, gavsın hemşerisiydi Gaydalı’ydı elbette benim ona hürmet etmem lazım" (Gayda: Seyyid Sibğatüllahil Arvasi’nin köyüdür. Bitlise bağlıdır.)

Hep şunu söylerdi: “Hayat, Allah tarafından verilmiş bir sermayedir; onu ya iyi değerlendirirsiniz, ya da bu dünyadan müflis (iflas etmiş olarak) gidersininiz.”

İlim ve hizmetle geçen bir ömrün sonunda arkasında çok sayıda yetişmiş insan bırakarak dar-ı bekaya göçtü. Ömrünün son on gününü Konya'da, yeğeni Muhammed Konyevi Hazretlerinin evinde misafir olarak geçirdi. Konyevi Hazretleri, onu en iyi şekilde ağırladı, zor anlarında ona kendi eliyle hizmet etti. Hastaydı ve her gün biraz daha gücünü kaybediyordu. Dört gün sonra, 26 şubat 2007’de saat 22:05’te Rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Seyda İbrahim Fârukî (Belli) Hazretlerinin vefatı, bölge halkını derin bir acıya gark etti. On binler onun köyünde toplandı, gözyaşı döktü.

Allah-u Zülcelal, ömrünü O’nun yoluna feda eden alimlerine rahmetiyle muamele edecektir. O’nun ikramları ve merhameti sonsuzdur. Bizler de kendi hesabımıza, Fatihalar, ihlaslar, hatimler okuyup ruh-i şeriflerine hediye ederek ve gönülden dualar ederek, bu rahmet deryasından nasibimizi unutmayalım.

Allah-u Zülcelal makamlarını âli eylesin. Bizi Seyda ve onun kavuştuklarının şefaatinden mahrum etmesin. (el-Fatiha)


Sayı : 48
Büyük Kapak