Seyda Konyevî Hz.'nin Sohbetlerinde Hanım Evliyalar

Sayı : 56 / Ekim 2016, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Hz. Asiye, Firavun’un hanımı idi. O, Hz. Musa aleyhisselama iman edince Firavun ona çok çeşitli işkenceler yaptı. O işkencenin şiddeti altında, Hz. Asiye şöyle dua etti:

“Ya Rabbi, bana kendi katında, cennette bir ev ver, Beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar. Beni zalimler güruhundan kurtar.” (Tahrim; 11)

Melekler onun duasını duyunca dediler ki: “Eyvah! Sadece cennette bir ev istedi, az bir şey istedi!” Ama baktılar ki o demiş ki “kendi katında, cennette bir ev ver.” Anladılar ki o çok azim bir şey istemiş.

Allah'ın katındaki cennet en âlî, en yüce cennettir, Hz. Asiye onu istemiş. Anladılar ki o Allah'ı çok seviyor, bunun için Allah'ın katındaki cenneti istemiş.

Tevbesine Sadık Bir Hanım

Rabia-i Adeviyye kadın evliyalardandır. Allah ona rahmet etsin, bizi de onun hayrından, amelinden, mahrum etmesin.

Önceleri günahkâr bir kimse idi. Çok güzel bir kadın olup sesi de güzeldi. Şarkı söyler, erkekler onun sesini dinler, güzelliğine bakarlardı. Civarda meşhur olmuştu. Ancak, daha sonra tevbe etti, Allah’a yöneldi.

O günlerde, birkaç kişi onun güzel sesini dinlemek, güzelliğini görmek için yola çıkmışlardı. Fakat o adamlar, onun tevbe ettiğini bilmiyorlardı. Memleketine varınca, onu sordular. Oradakiler, onun tevbe ettiğini, eski halinin kalmadığını söylediler. Adamlar:
- Eğer tevbe etmiş ise sesiyle bizi zevklendirmez, hiç olmazsa, yüzüne bakar, güzelliğini görür, döneriz. dediler.

Kapıyı vurdular. Rabia-i Adeviyye kapıyı açtı, kendisini onların ayakları önüne attı ve:

- Allah sizi ne kadar salih kılmış, siz ne kadar Allah’a dost olmuşsunuz! dedi. Bunlar şaşırdılar:

- Biz mi, Allah’ın dostuyuz? Rabia-i Adeviyye ‘Evet’ dedi ve şöyle devam etti.

- Burada gözleri görmeyen, seksen yaşında bir kadın vardı. Siz kapıyı vurunca o: “Ya Rabbi! Bunların yüzü suyu hürmetine, bana gözlerimi ver!” diye, dua etti. Allah da onun gözlerini görür kıldı. Allah size böyle ikram ettiğine göre, siz Allah’ın dostu değilseniz, ya kimsiniz?

Dikkat edersek, Evliyaların değeri, Allah’ın katında çok büyüktür. O kadının gözlerinin görmesi, aslında Rabia-i Adeviyye’nin hürmetineydi. O adamlar, her ne kadar kötü niyetle de Rabia-i Adeviyye’yi ziyarete gelseler de Rabia tevbe ettiği, Allah’a âşık olduğu için kötü niyetle, günah maksadıyla da olsa onu ziyarete gelenler, evliya oluyordu.

Adamlar tevbe ettiler, geri döndüler. Yolda bir adamla karşılaştılar. Adam onlara:

- Sizin yüzleriniz ne kadar güzel, ne kadar nurlu, sizden ne güzel bir koku geliyor, nereden geliyorsunuz? Diye, sordu. Onlar:

- Bizim hikâyemiz acayiptir, dediler. Adam:

- Nasıl? Deyince, onlar; memleketlerinden yola çıktıklarını, Rabia’nın kapısını vurduklarını, o kör kadının gözlerinin, kendileri hürmetine görmesinden dolayı, Rabia’nın kendisini ayakları önüne attığını ve orada tevbe ettiklerini anlattılar.

Adam da şöyle dedi: ‘Ben evimden, Rabia-i Adeviyye acaba tevbesinde davasında sadık mıdır, değil midir, onu öğrenmek için yola çıkmıştım, size rastladım. Anladım ki o tevbesinde sadıktır.”

İşte, görüldüğü gibi Evliyalarla beraber olmak, insan için paha biçilmez bir cevherdir. İnsan onlardan bir hafta, on beş gün, bir ay, ne kadar uzak kalmışsa o kadar zarar görür. Ayrılık müddeti ne kadar uzun olursa zarar da o nispette olur.

Kaplumbağa yumurtladığı zaman, yumurtalarına bakıyor, nazar ediyor. Onun, yumurtalarına bakmasıyla yavru çıkıyor. Herhangi bir yumurtaya bakmasa, nazar etmese, o yumurta bozuluyor, ondan yavru çıkmıyor.

Evliyalarla beraber olmayan, onların bakışından, nazarından geçmeyen kimse manen, ahlaken bozulmaya mahkûmdur. Nasıl, kaplumbağa bakışından mahrum olan yumurtadan, yavru çıkmıyor ise bu da aynen öyledir. Evliyalardan uzak olan insanda da yavaş yavaş bozulma meydana gelir ve ayrılık çok fazla olursa insan bozulur.

Nasıl Evlenebilirim?

Bizden önceki insanlar da Allah-u Zülcelal’in kuluydular. Allah-u Zülcelal’in yanındaki nimetlere öyle meraklıydılar ki, gece gündüz hiç akıllarından çıkmıyordu.

Anlatıldığına göre, bir gün birkaç alim, Rabia-i Adeviyye’nin yanına gitti ve ona: “Neden evlenmiyorsun?” diye sordular. Rabia-i Adeviyye onlara şöyle dedi:

- Benim üç büyük derdim var. Bunların sıkıntısından kolayca kurtulmamı garanti ederseniz, o zaman evlenirim. Birincisi: “Acaba ben son nefesimde imanımı kurtarabilecek miyim?” O kimseler:

- Biz bu sualin cevabını söylemekten aciziz. Dediler. Rabia-i Adeviyye tekrar:

- Kıyamet gününde amel defterimi sağ tarafımdan mı, yoksa sol tarafımdan mı verecekler? diye sordu. O kimseler bu soruya da:

- Biz bu sualin cevabını söylemekten aciziz. Dediler. Rabia-i Adeviyye tekrar:

- Herkesin hesabı görüldükten sonra bir grup cehenneme ve bir grup cennete giderken, acaba ben hangi grupta bulunacağım? diye sordu. O kimseler şaşırarak:

- Biz bu sualin cevabını da söylemekten aciziz. Dediler. Bunun üzerine Rabia-i Adeviyye onlara şöyle dedi:

- O halde önümde böyle dehşetli günler varken ve bu günlere hazırlanmak elbette lazım iken, evlenmeyi nasıl düşünebilirim!

İşte herkes böyle olmalıdır. Rabia-i Adeviyye’nin bu hali herkes için büyük bir derstir. Eğer bunları dünyada biraz olsun düşünmeyip, önümüze her geleni yaparsak, kıyamet gününde perişan oluruz. O gün pişmanlık günüdür. O gün herkes pişman olacak ama o gün pişmanlık da fayda vermez.

Şeytanın belini kıran en büyük şey, insanın: “Acaba benim sonum ne olacak?” diye düşünmesidir. Yani: “Sekarat esnasında benim halim ne olacak? Acaba dünyadan imanlı olarak mı, yoksa imansız olarak mı ayrılacağım?” diye düşünmek, lain şeytanın belini kıran en büyük haldir. Çünkü böyle bir düşüncenin sahibi, daima Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmak için gayret eder.

Kalp Gözü Ahiret Menfaatini Görür

“İnsanın maneviyatı çok önemlidir ve ona değer vermek gerekir. Nasıl ki bir insanın başında iki tane gözü var ve onlarla yeryüzündeki faydalı ve zararlı şeyleri birbirinden ayırabiliyor ise, “Burada yılan var, burada bahçe var, burası bahçedir.” diye bu gözlerle görüyorsa, iki tane göz de kalpte vardır. Onlarla da ahiret için faydalı ve zararlı olan şeyleri görüyorlar. Onlar çok daha mühimdir.

Allah rızası için çok ağlayan, ibadetine düşkün bir kadına:

- Yazıktır, sen o kadar çok ağladın ki, senin gözlerin gitti. dediler. O da onlara şöyle demiştir:

- Baştaki gözler, kalbin gözleri kadar kıymetli değildir. İnsan kalbin gözleri ile ahiretini, Allah’ın rızasını kazanıyor. Baş gözleri de nefsi tatmin ediyor, nefse yarıyor. Başka da bir işe yaramıyor. Kalbin gözü daha kıymetlidir.

Ne kadar doğrudur! Çünkü insan onunla, manevi olan ahiret için menfaatli olan şeyleri de, zararlı olan şeyleri de görüyor. Zararlı olan şeylerden kendini muhafaza ediyor, menfaatli olan şeyleri de yapıyor. O daha kıymetlidir. Bu gözler dünya işine yarıyor ama kalpteki göz ahirete yarıyor. Ahiret hayatı bakidir, “ebed-ü’l ebed” -yani hiç bitmeyecektir. Bu dünyadaki göz ise fanidir. O da bitecek, dünya da bitecek. Bakın, dikkat eder, derin olarak düşünürsek kalbin gözlerinin ne kadar menfaatli olduğu meydana çıkıyor.

Yazın Buğday Toplamayan Kışın Aç Kalır

Eski insanlar, buğdayını biçtiği zaman, geride bazı taneler kalırdı. Fakir kadınlar ve erkekler de onu toplardı. O zamanlar, dul bir kadın ve yetişmiş bir de kızı vardı. Buğdaylar biçildikten sonra o kadına:

- Gidin, geride kalan taneleri toplayın. Şimdi tam zamanıdır. Eğer toplamazsanız kış mevsiminde perişan olursunuz. Kızın da sana yardım etsin. dediler.

Bu sözler karşısında, kadın:

- Biz toplayıp ne yapacağız? Zaten ben ihtiyarım, yakında öleceğim. Kızım da yetişkin olduğu için onu evlendireceğim. Dolayısıyla o tanelere ihtiyacımız yoktur. dedi.

Kış geldiğinde ne ihtiyar kadın öldü, ne de nasibi olmadığı için kızı evlenebildi. Kış mevsimi geldi, hava soğudu, evde yiyecek bir şeyleri olmadığı için perişan oldular.

Kadın sokağa çıkıp;

- Buğday toplama yeri neresidir? Bana gösterin ki biraz buğday toplayayım! deyince, ona:

- Bu zaman buğday toplama zamanı değildir, her tarafı kar kaplamıştır. Onun vakti yaz mevsimindeydi. dediler.

Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri bu olayı anlattıktan sonra şöyle derdi:

“İşte, bu dünyada daha vücudumuzda hayat varken, şimdi buğday toplama zamanı iken, hazırlığımızı yapalım. Kış mevsimi geldiği, kar diz boyu olduğu zaman, yani ölüp de kabre girdikten sonra pişman olacağız. Bana bir yol gösterin diyeceğiz. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak ve amel yapma vakti bulunmayacaktır.”


Sayı : 56
Büyük Kapak