Seyyid Battal Gazinin Diyarından Aliya’ya Mektuplar

Sayı : 53 / Temmuz 2016, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Geçtiğimiz ay, Malatya Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş’nin düzenlediği 5. Kitap ve Kültür Fuarına katılmak nasip oldu. Ünlü yazarların katıldığı imza günü, sohbet, panel ve konferanslar ile tam bir kültür ziyafetine dönüşen fuar, yediden yetmişe bütün Malatyalıların büyük teveccühüne mazhar oldu. Gittikçe uluslararası bir fuar niteliği kazanan Malatya Kitap Fuarı’na Bosna, Tataristan, Kırgızistan, Irak, Suriye gibi ülkelerden de yayınevleri iştirak etmişti.

Bu fuarlar indirimli fiyatla kitap satın alma imkanı vermesinin yanı sıra yazarlarla okurların tanışıp sohbet etme fırsatı vermesi bakımından da önemli. Malatyalı hanımların çocuk eğitimi üzerine kitaplara ilgisi dikkat çekiciydi. Her yaştan Malatyalılar, güler yüzlülüğü ve sıcakkanlılığının yanında kitaplara ilgi gösteren, yazarlara soru soran, etkili iletişim kuran, meraklı ve özgüvenli insanlar.

Bosna’nın Efsane Liderinin Hatırasına

Bosna Lideri Aliyaİzzetbegoviç anısına düzenlenen fuarın girişinde onun çeşitli fotoğraflarından oluşan bir sergi vardı. Birçok Malatyalı bu sergideki fotoğrafları inceledi ve önünde fotoğraflar çektirdi.

Fuar, ünlü bir lider olmasının yanında Müslüman bir mütefekkir olarak da gönüllerimize taht kuran Aliya İzzetbegoviç’in daha iyi tanınması ve anlaşılmasını sağlayacak faaliyetlere de sahne oldu. Bu faaliyetlerden biri de ‘Malatya’dan Aliya’ya Mektup’ ismini taşıyordu. Bilhassa öğrencilerin ilgi gösterdiği mektup yarışmasında Aliya’ya yazılan mektuplar arasında dereceye girenlere ödül verildi.

Aliya İzzetbegoviç’in fikirlerini daha iyi tanıtmak maksadıyla basılan, ünlü mütefekkirin “Özgürlük Mücadelesi Ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları” adlı eseri de Malatya Kültür A.Ş tarafından fuara katılan tüm yazarlara ve yayınevlerine hediye edildi.

“Benim için iyi, doğru ve güzel olan ne varsa hepsinin diğer adı İslam'dır.” Diyen Aliya İzzetbegoviç, bu kitabında İslam coğrafyasının en temel sorununu şöyle dile getiriyor: “İdare etmek değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar İslam'ın ilerlemesini sağlayamazlar.”

Fuarda gerçekleştirilen faaliyetlerden biri de Prof. Dr. Nurulluh Genç, Seyfullah Kartal, Talha Bora Öğe, Dursun Ali Erzincanlı ve Mehmet Doğan’ın şiirler okuduğu ‘Şiir Gecesi’ydi.

Fuarın bu yılki onur konuğu olan, Malatyalıların fahri hemşerisi meşhur şair ve yazar Prof. Dr. Nurullah Genç idi.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için yazdığı natıyla ödüle layık görülmüş olan şair Nurullah Genç, fuarın Aliya İzzetbegoviç anısına düzenlenmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Merhum lider benim de ruh ve kültür dünyamı şekillendirmiş bir dünya münevveridir. 20. yüzyılda anısı bir müslüman kalbi en çok titretebilecek liderlerin başında Aliye İzzetbegoviç gelir” dedi.

Aynı zamanda mütefekkir ve gönül insanı olarak da hafızamızda iz bırakan Aliya’nın meşhur sözlerinden birkaçını dile getirdi:

“Aliya diyor ki: ‘Hayvanlar açken, insanlar tokken tehlikelidir.’

Yine onun güzel sözlerinden biri:

“Düşmanına benzediğin anda savaşmanın anlamı kalmaz.”

Ve yürek yakan, sitemli bir sözü:

“Savaştan önce dostlarımız ve düşmanlarımız vardı. Şimdi savaşıyoruz, düşmanlarımız burada dostlarımız nerede?”

Dava ve Kader Arkadaşı Mustafa Spahiç

Fuara katılmak için Bosna Hersek’ten gelen, Aliya İzzetbegoviç’le birlikte üç yıl cezaevinde yatan dava arkadaşı Prof. Dr. Mustafa Spahiç de, konuşmasında İzzetbegoviç'in fikirlerini anlattı. Aliya’nın Türkiye halkından umutlu olduğunu aktaran Spahiç, onun, "Biz başkasının kullandığı insanlar olmayacağız. Allah'ın Müslüman kulları olacağız. Türkiye insanları büyük insanlardır. Türkiye insanı çalışkandır,” dediğini aktardı.

Fuarı tertipleyenleri tebrik eden Spahiç, ayrıca “Aliya Izzetbegoviç’e bizden çok saygı gösterdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum,” şeklinde konuştu.

Uluslar arası misafirler ağırlayan fuarda Azerbaycan’dan gelen Milletvekili Ganire Paşayeva da konuşma yaptı. Paşayeva konuşmasında burada olmaktan dolayı Yaradana şükrettiğini ifade ettikten sonra: “Benim bir zamanki dedelerim, ‘Çırpınırdın Karadeniz Bakıp Türk’ün Bayrağına’ dediği için Stalin tarafından kurşuna dizilmişti. On binlerce böyle dedelerimiz vardı, onlara nasip olmadı ama biz torunlarına nasip oldu. Geliyoruz, buradaki devletimizde böyle güzel etkinliklere katılıyoruz.” dedi.

Paşayeva ayrıca fuarın Aliya İzzetbegoviç adına düzenlenmesinden dolayı duyduğu mutluluğu dile getirerek, “İzzetbegoviç büyük bir lider, büyük bir şahsiyettir. Bosna bizim kardeşlerimizdendir. Ödedikleri bedel de bizden biri olmanın bedelidir” şeklinde konuştu.

Kitabın önemi konusunda ise; “En çok sevdiğim sözlerden biri, diyor ki, ‘Ben kırk alimi bir delille inandırdım, bir cahili kırk delille inandıramadım.’ Yani cehaletin ne kadar korkunç bir şey olması, ilmin ne kadar büyük zenginlik olduğunu söylüyor. Bugün gençlerimizin kültürümüze, değerlerimize, özümüze sahip olarak, bilgi, bilimle daha çok donanımlı olması çok önemlidir ki, geleceğe daha güçlü bir şekilde gidelim. Bu kitap fuarları da gençlerimize okuma, öğrenmeye teşvik eden çok önemli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum,” diyen Paşayeva, gençlerin bu faaliyetlerden en iyi şekilde faydalanması gerektiğini söyledi.

Camiler, Türbeler, Kervansaraylar Şehri

Malatya şehri Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri. İlk yerleşim yerleri Aslantepe’nin beş bin yıllık tarihi olduğu düşünülüyor. İslam orduları tarafından fethedildikten sonra şehirde çok sayıda cami inşa edilmiş. Bunlardan en eskisi, Büyük Selçuklu’nun Anadolu’daki ender camilerinden Ulu camii. Buralara yolunuz düşerse Malatya Ulu camiyi görmenizi önemle tavsiye ederim. Çünkü çok değişik bir mimarisi var.

Camii ziyaret etmek için halkın “Eski Malatya,” dediği, tarihi yapıların korunduğu Battalgazi ilçesine gitmeniz gerekiyor. Fuarın kurulduğu Malatya merkezden kalkan otobüslerle yarım saatte ulaşabiliyorsunuz.

Eski Malatya’da kireç badanalı, bahçeli, bir- iki katlı evlerden kurulmuş mahalle yapısı olduğu gibi korunmuş. Bu bölgenin betonlaşmaya kurban verilmemesi çok güzel. Ulu Camiye ulaşmak için kat ettiğim sokaklar mis gibi kokuyor. Çünkü mevsim tam da iğde ağaçlarının çiçek açma mevsimi. Evlerin bahçelerini kayısının yanı sıra kiraz, dut ve erik ağaçları da süslüyor.

Ulu camiye varmadan önce Silahtar Mustafa Paşa kervansarayını görebiliyorsunuz. Bu devasa yapıyı IV. Murad’ın Silahtarı Mustafa Paşa yaptırmış. Zamanında İstanbul’dan Doğu’ya giden yol üzerinde önemli bir konaklama hizmeti sağlıyormuş. Evliya Çelebi meşhur seyahatnamesinde bu kervansarayı “bimenend” yani eşsiz diye medhediyor.

Kervansarayın kapısından dikdörtgen şeklinde geniş bir avluya giriyorsunuz. Etrafı revaklarla çevrili, bu yeşil avludan geçince, üzeri kubbelerle örtülmüş, taştan yapılmış sepserin büyük bir salona giriyorsunuz.

Salonun iç duvarlarında birçok ocak ve gömme dolaplar var. Buraya kervansarayın ve ulu caminin maketleri sergileniyor. Halen bu salon çeşitli toplantılar için kullanılıyor. Kapının iki yanında bulunan dükkânlarda da el işi incik boncuk eşyalar satılıyor.

Kapının üstünde bir yapı bulunuyor. Eskiden burası kervansarayın mescidiymiş. Ne yazık ki artık kullanılmıyor. Halk arasında bu mescide, böyle kapı üzerinde olması sebebiyle, “altı yol, üstü cami” derlermiş. Eskiden Hanın avlusunda büyük bir su havuzu da bulunuyormuş. Şu anda çiçekler ekilmiş.

Kervansaraydan sonra Ulu camiye geçtik. Bu cami dışarıdan bakınca pek görkemli değil. Sokak seviyesinin altında olduğu için avlusuna merdivenle iniyorsunuz. Ama içine girince beklemediğiniz bir büyüklükte ve ferahlıkta bir mekanla karşılaşıyorsunuz.

Çeşitli dönemlerde inşa ve tamir edilen cami, anlaşılan ilavelerle genişletilerek bugünkü halini almış. İlk halinin I. Alaaddin Keykubat döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Anadolu’nun İslamlaşması süresinde bu bina önce İran’daki Büyük Selçuklu İmparatorluğu cami mimari geleneğine göre inşa edilmiş. Bu özelliği Malatya ulu camiinin Anadolu’daki diğer ulu camilerden ayıran bir özellik.

Caminin içine girince büyük dörtgen sütunlarla karşılaşıyorsunuz. Caminin mihrabının bulunduğu kubbe ile kaplı geniş alan, yüksek pencerelerden gelen hafif bir ışıkla aydınlanıyor. Ama bu yapıya bitişik olan eyvanın önündeki revaklı iç avlu, cami mimarisinde pek alışkın olmadığımız aydınlık bir mekân ortaya çıkarıyor.

Camekânlı iç avluya giriş imkânı bulamadık. Sadece pencerelerden fotoğraf çekebildik. İç avluda duvarlar tuğladan örülmüş ve turkuaz renkli çinilerle Allah ve Muhammed isimleri ile bitki desenleri işlenmiş. Malatya deprem fay hattı üzerinde olan bir şehir olduğu için binanın aslından geriye çok az şey kalmış ama bu kalıntılardan da bir zamanlar ince zevk sahibi sanatkârların bu binada hünerlerini sergilediği anlaşılıyor. Cami Osmanlı devrinde gördüğü tamirlerle bugünkü şeklini almış.

Dönüşte Malatyalıların Kırk Kardeşler Mezarlığı dediği ziyaret yerinde biraz mola verdik. Bazı rivayetlere göre burada Battalgazi'nin kırk silah arkadaşı şehit düşmüş. Seyyid Battal Gazi Anadolu'da İslam’ın yayılmasına hizmet eden bir mücahittir. Emeviler devrinde veya Selçuklu döneminde Anadolu’ya yapılan akınlarda görev aldığı söylenir.

Kırk kardeşler mezarlığı bölge halkı için hem bir ziyaretgâh hem de bir mesire yeri. Güneydoğu Anadolu geleneğinde böyle ziyaretgâhlara adaklar adayıp, gerçekleştiği zaman kurban kesme geleneği vardır. Burada bazı hayırseverlerin de katkısıyla kurban kesimi ve pişirilmesi için sosyal tesisler yaptırılmış. Tepeden baktığınız zaman yemyeşil bahçeler uzanıp gidiyor. Şu anda mezarların görünüşü dağınık ama arkeoloji ekibi mezar taşlarını inceleyip tasnif ederek yerine yerleştirme çalışmalarına başlayacakmış.

Burada halkın Hasan Basri’nin türbesi diye ziyaret ettiği bir de türbe daha var. Onun hikayesi de ilginç. Aslında Karakaya barajının inşasından önce bu türbe Korucuk köyündeymiş. Baraj yapılınca su altında kalmaması için buraya taşınmış. Halk bu ermiş zatın korucuk ilçesine bir sal ile su üzerinde geldiğine inanıyormuş. Sonra baraj yapılması üzerine taşınmasını da “Su ile geldim, yine su ile gideceğim,” diyerek önceden haber verdiğini söylüyorlarmış. Belki tarihteki maruf Hasan Basri olmasa da Hasan isimli bir mübarek zat olduğu anlaşılıyor.

Bölge halkı türbenin etrafında yedi kere dönüyor, örtüsünü yüzüne gözüne sürüyor. Biz de Fatiha okuyup Allah'a dua ettik.

Malatya şehri, yemyeşil tabiatıyla, çalışkan insanlarıyla bereketli bir şehir. Şehir merkezi de çok bakımlı ve düzenli. İstanbul’un stresinden kaçıp Anadolu şehirlerinde dinlenmek insana huzur veriyor.

Malatya malum kayısı ile meşhurdur. Uçak alçalırken kayısı ağaçlarıyla kaplı yemyeşil ova ve yaylaları görebiliyorsunuz. Elbette biz de buraya kadar gelmişken elimiz boş dönmedik, çantalarımızı meşhur günkurusu kayısılarla doldurduk.

Malatya belediyesini bu güzel çalışmaları için tebrik ediyor ve misafirperverlikleri için çok teşekkür ediyoruz.


Sayı : 53
Büyük Kapak