Silahların Gölgesinde Somali

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Seyahat Günlüğü

2016 Eylül ayının Cuma gecesi havaalanındayız. Gayemiz IHH İnsani Yardım Vakfının organize ettiği, kurban faaliyetleri çerçevesinde, Somali’nin başkenti Mogadişu’ya emanet kurbanları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak.

Kurban bayramına iki gün var, ben ve ekip arkadaşlarımda heyecan dorukta. Yola çıkmadan önce ülke ile alakalı topladığımız bilgiler bizi biraz ürkütüyor. Arama motorlarında en güvensiz ülke yazıldığında Somali ilk sıralarda…

Komşu ülkeler olan Cibuti, Kenya, Etiyopya ile birlikte Somali kuraklık ve kıtlığın en sert yaşandığı bölge. Bunun yanı sıra salgın hastalıklar da kol geziyor. Elbette Somali’ye geleceğimiz belli olunca sarıhumma, hepatit ve tetanos aşılarımızı yaptırdık. Ayrıca sıtmaya karşı tedbir amaçlı olarak sadece kapalı şişelerde satılan içme suyu kullanmamız ve pişmemiş yiyeceklerden kaçınmamız konusunda uyarılıyoruz. Her şeye rağmen Allah’a tevekkül edip yola çıkıyoruz.

Yolumuz hayli uzun uçakla 6 saat yol alıyoruz. Uçağımız önce Cibuti hava alanına iniş yapıyor, yakıt ikmali ve Cibuti yolcularını almamız bir saat sürüyor. Uçak tekrar havalanıyor. Bu durumlara alışık olmadığımızdan, kendimizi bir an hatlı minübüs yolcularına benzetiyoruz. İki saat sonra Mogadişu havaalanındayız.

Pasaport işlemleri için bekliyoruz. Ülkeye özel izin alınmadan girilemiyor. Yabancıların ülkede, yanlarına koruma almadan dolaşması mümkün değil. Bu ülkeye turist gelmiyor, ama misyonerler de giremiyor. Bizim gibi birkaç sivil toplum kuruluşu kurban dağıtımı yapmak için gelmişler.

Yerli vatandaşlardan bir kefiliniz yoksa zaten sizi içeri almıyor, bekletiyorlar. Neyse ki çok beklemeden, yerel vakıflarından biri olan partner kuruluşun temsilcileri bizleri karşılıyor. Selamlaşmadan sonra işlemlerimizi yapıp kalacağımız otele doğru yola çıkacağız. İşte o anda Somali gerçekleriyle karşılaşmaya başlıyoruz.

Havalimanından ayrıldığımızda bize eşlik eden araçta askeri kıyafetli, ellerinde silahlar taşıyan gençler vardı. Yolda sık sık trafik tıkanıyor. Tıkanıklığın sebebi, kontrol adı altında yolu kesen güvenlik güçleri. Böyle durumlarda koruma askerlerimiz araçtan atlayıp yolu açıyorlar.

Mogadişu caddelerinde Afrika Birliği askerleri ile hükümete bağlı askerler kontrol noktaları oluşturmuş. Bazıları da halktan haraç alıyor. Merkezi hükümetin onlara maaş verecek kadar vergi toplayamadığını öğreniyoruz.

Bu ülkede güvenliğinizi kendi özel korumalarınızla sağlamak zorundasınız. Bizden önce gelen arkadaşların kaldığı otel adeta bir askeri tesis gibiymiş. Birçok kamu ve özel binanın etrafı kalın ve yüksek duvarlarla çevrili. Duvarların üzerinde dikenli teller bulunuyor. Binalara büyük ve ağır demir kapılardan giriliyor ve özel güvenlikçiler adeta komandolar gibi ağır silahlarla donanmış.

Bizim kaldığımız otel, IHH’nın yaptırdığı yetimhane kompleksinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için vakfiye olarak inşa edilmiş. Otelin yarısı Somalili bir işadamının, yarısı da İHH’nın ve elde ettiği karla yetimhanenin masrafları karşılanıyor. Türkiye’den yardım için gelenler bu otelde konaklayabiliyor.

Otelden çıkıp fazla dolaşma imkanımız da olmadı. Sadece orada yardım faaliyetleri yapan kuruluşlarımıza ziyaret gerçekleştirdik. Gerek açlıktan gerek iç savaştan çok sayıda çocuğun yetim kaldığı Somali’de IHH’nın kurduğu bir yetimhane mevcut. El-Cezire sahili kenarında inşa ettiği yetimhane kompleksinde 1500 öğrenci kapasiteli bir okul, 400 öğrencinin kalacağı bir yurt, mescit, yemekhane, klinik ve kafeterya ve spor alanı bulunuyor.

Yokluk ve Ölüm Kol Geziyor

Somali, Doğu Afrika'da Afrika Boynuzu denilen coğrafi bölgede bulunuyor. 1991’de başlayan iç savaş sebebiyle Somali’nin çoğu bölgesinde merkezi hükümetin kontrolü yok. Uluslararası kuruluşlar tarafından tanınan resmi hükümet, başken Mogadişu ile ülkenin küçük bir kısmına hakimdir. O da tam bir hakimiyet değil.

Ülkenin güney kesiminde eş-Şebab örgütü hâkim. Selefi anlayışa sahip eş- Şebab örgütü, batıyla anlaştığı için merkezi hükümeti tanımıyor ve başkentte zaman zaman saldırılar düzenliyor.

Ancak şiddet olaylarının tek sebebi bu değil, ülkede karmaşık bir kabilecilik sistemi var. Çeşitli sebeplerle kabileler arasında da sık sık çatışmalar çıkıyor. Mesela biz oradayken çıkan bir çatışmada on iki kişi hayatını kaybetti.

Somali hükümetinin bunları kontrol altına alabilecek kadar güçlü bir askeri varlığı veya polis gücü bulunmuyor. Ülkede başkanlık tipi cumhuriyet rejimi var. Ancak seçime en kuvvetli birkaç kabile giriyor. Bu kabileler kendi aralarında anlaşıp ülkenin yönetimini sağlıyorlar. Somali’de başlıca 4 büyük kabile var ama bunlar kendi içinde alt kabilelere ayrılıyor ve onlar da sayısız küçük kabilelerden oluşuyor. Bakanlıklar büyük kabileler arasında paylaşılıyor.

Bazı kesimlerin öve öve bitiremediği “yerel yönetim”in nasıl bir şey olduğunu görebiliyoruz. Başkentte bile her yer harabe görünümünde. Sokaklarda yığınla çöp dağları mevcut. Türkiye’nin öncülüğünde çöplerin toplanması için seferberlik başlatılmış ama daha sonra devam ettirilmemiş.

Molozlar kaldırılmadığı için sertleşip tepeciklere dönmüş. Sağlam kalan binalarda mermi ve şarapnel izleri duruyor. Yollar çok bozuk. Mogadişu’da kaldığımız müddette asfaltlanmış sağlam tek bir cadde gördük. Onun da yapılmasına Türkiye vesile olmuş.

Ülkede tam bir kaos ve korku havası var. Halk derme çatma evlerde yaşıyor. Mesela sadece büyük binalarda çatı var, halkın çoğunun yaşadığı evlerin çatısı yok. Seyrek de olsa yağmur yağıyormuş ama anlaşılan ıslanacak eşyaları olmadığı için pek aldırış etmiyorlar.

Ülkenin parasının alım gücü o kadar düşük ki 100 dolar verdiğinizde size bir bavul dolusu Somali şilini veriyorlar. Bu yüzden hiç birimiz bu paralardan kullanmayıp alışverişlerimizi dolar cinsinden yaptık. Zaten halk bu durumu kanıksamış. Ne sorarsanız dolar cinsinden fiyatını söylüyorlar. Somali nasıl bu hale gelmiş derseniz, tarihe biraz göz atalım.

Sömürünün Bedeli

Somali’nin kuzeyi, 1916 yılına kadar Osmanlı’nın parçasıydı. Osmanlı’nın yokluğunda bölgeyi sömürmeye gelen Avrupa ülkeleri, ülkeyi kendi aralarında bölüşmüş; İtalya Somali’si ve İngiltere Somali’si diye iki ayrı bölge ortaya çıkmış.

Fakat Somali halkı sömürgecileri bölgeden kovmak için mücadele etmekten vazgeçmemiş. Muhammed Abdullah Hassan tarafından kurulan Derviş Devleti, İngiliz güçlerini sahil kesimlerine kadar püskürtmeyi başarsa da hava kuvvetlerinin bombardımanı karşısında tam bir zafer elde edememişler.

1960 yılında kuzey ve güney Somali birleşmiş ve bağımsızlığını ilan ederek ilk Somali devletini kurmayı başarmışlar. Ancak 1969 yılında darbe ile iktidarı ele geçiren sosyalist güçler Somali Demokratik Cumhuriyeti'ni kurmuş. Askeri yönetim sırasında Somali’de büyük kıtlık ve açlık olayları patlak vermiş. 500 bin insan açlıktan hayatını kaybetmiş. 1977 yılında Etiyopya, Rusya ve Küba’nın desteğiyle Somali’yi işgal etmeye başlamış.

1991 yılına gelindiğinde Somali İç Savaşı patlak vererek darbeyle kurulan sosyalist hükümet yıkılmış. Güya açlıkla savaşmak ve istikrar getirmek için bölgeye gelen BM güçleri çok kayıp verince Vietnam benzeri bir batağa saplandıklarını görüp askerlerini çekiyorlar. O günden bu yana Somali’de düzeni sağlayan güçlü bir hükümet bulunmuyor.

Kabile kavgaları yüzünden devam edip giden kargaşa ortamından istifade ile sömürgeci güçler Somali kıyılarında çok miktarda somon balığı avlayarak yerli halkın geçim kaynağının kökünü kurutuyorlar. Bunun yanı sıra birçok batılı ülke tehlikeli atıklarını gemilerle getirip Somali açıklarına döküyor.

Bu duruma öfkelenen Somalili balıkçılar “Somalili korsanlar” diye bilinen direniş hareketini başlatıyor. Bölgeye gelen yabancı gemilerin korkulu rüyası haline gelen Somalili direnişçiler, sömürgeci ülkelerin Somali üzerindeki emellerine son vermek istiyor.

Somali’nin coğrafi konumu, Kızıl Deniz’e girişindeki Süveyş Kanalı’nı kontrol etmesi bakımında büyük bir jeo-stratejik öneme sahip. Somali’nin bir diğer özelliği de el değmemiş yer altı kaynakları açısından oldukça zengin olması. İç savaş sona erip siyasi bir düzene kavuşacak olsa, bütün bu kaynak ve imkanlara sahip olan bu ülkenin açlık çekmesi mümkün değil.

Her Yerde Silah Sesleri

Halen 10 milyon civarında olduğu tahmin edilen Somali nüfusunun tamamı Müslüman ve halkın dini hassasiyetleri oldukça yüksek. Sadece eş-Şebab örgünün etkin olduğu bölgede değil bütün ülkede İslam esasları hakim. Sokaklarda başı açı kadın göremezsiniz ve çoğu da peçeli. Kur’an hafızı sayısı oldukça fazla ancak ne yazık ki hafızlar arasında uyuşturucu kullanan veya suç işleyenler de olabiliyor. Rastgele şekilde çok eşlilik yüzünden çocuklar sahipsiz kalıyor.

Eş Şebab örgütü, batı sömürgeciliği ve sosyalist devletin kötü idaresine tepki olarak selefi bir anlayışı benimsemiş. Çok sert ve baskıcı yöntemlere sahip olan eş Şebab örgütü başkent halkının korkulu rüyası. Şebab ismini söylerken halkın tedirginliklerini yüzlerinden okuyabiliyoruz.

Burada kaldığımız sürece günün her vaktinde silah sesleri duyuyoruz. Tedirgin de olsak görevimizi yerine getirmeyi düşünüyoruz. Güvenlik endişesiyle zaten çok fazla halkın arasına karışamıyoruz.

Bayrama kadar bir takım ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Öncelikle Türk konsolosluğunu ziyaret ediyoruz, ardından TİKA kurumunu ve vakfın Mogadişu’da ki ziraat okulu ve yetimhanesini ziyaret ediyor, geniş bilgiler alıyoruz.

Özellikle TİKA koordinatörü Galip Yılmaz bey bizleri çok sıcak karşılıyor ve ortak projeler yapmak gerektiğini söylüyor. Hakikaten Somali halkına yardım etmek gerekiyorsa meşhur deyimle “balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek lazım” bunu galip bey de te’yid ediyordu.

Ziraat Okulu ve Yetimhane

İHH’nın yaptığı Ziraat okulu buna güzel bir örnek olmuş. Projenin önemini anlamanız için Somali’nin fiziki yapısından bahsetmek istiyorum. Somali ülkesinin büyük bir kısmı çöllerden ve dağlardan oluşsa da ziraate elverişli kısmı çok bereketli. Bol güneş alan bu ülkede büyük çiftlik sahipleri muz ve şeker kamışı üreterek Avrupa’ya ihraç ediyorlar. Somali’nin yılda 50.000 ton muz ihraç ettiğini öğreniyoruz. Balıkçılıktan sonra hayvancılık da önemli bir sektör. Ancak sömürge, kötü yönetim ve en çok da iç savaş yüzünden ekonomi çökmüş. İklim değişiklikleriyle gelen kuraklık olayları açlığı tam bir felakete dönüştürmüş.

İHH’nın TİKA ile bölgede ortak yürüttüğü “Tarım Okulu” çalışmasında amaç, bölge iklimine uygun ürün çeşitlerinin ziraatını öğreterek halka gelir elde edebileceği yollar açmak.

Her ay otuzar kişinin öğrenim için yatılı olarak konuk edildiği okulda, iki dönümlük uygulama sahası mevcut. Bu tarlalarda, bölge şartlarına uygun tarımın nasıl yapılacağı hususunda uygulamalı eğitim veriliyor.

Somali halkının tek sorunu eğitimsizlik değil, biraz da yeniliklere ve değişime kapalı bir zihniyete sahip olmaları. Somalililer tanımadıklar meyve ve sebzeleri tatmaya bile yanaşmıyor. Yeni şeyler öğrenmeye isteksizler ve meselelerin çözüm yollarını bulmak için barışçı çabalar göstermeye eğilimli değiller.

Bu sebeple zeki gençlerin bilgi ve görgülerini artırmaları, kendi ülkelerinde uygulamak üzere başka ülkeleri görüp yeniliklere açık bir şekilde yetişmeleri önemli. Bu maksatla her yıl artan sayılarda öğrenci, Türkiye’ye okumaya getiriliyor.

Ülkede Türklere karşı güzel bir sevgi ve yakınlaşma oluşmuş. Bunu hallerinden anlayabiliyoruz. Bunun başlıca sebebi, Somali’deki kuraklık ve açlık korkunç boyutlara ulaştığı süreçte Birleşmiş Milletler gibi, gelişmiş ülkeler yardım ulaştırmada hiçbir ciddi çaba göstermediği halde Türkiye’nin imdada yetişmesi.

Türkiye, açlık ve salgın hastalıklarla mücadele için, hem Kızılay, TİKA resmi kurumları, hem sivil toplum kuruluşlarıyla ciddi bir yardım seferberliği başlattı. 2011-2015 yılları arasında Somali'ye uçak ve gemilerle binlerce ton gıda aktarılmış, ekmek fabrikası, aşhane, buzhane ve çadır kentler kurulmuş. Şimdiye kadar 90 kadar hekim ve 300’e yakın sağlık personeli ülkede görev yapmış, 300 ton kadar ilaç ve tıbbi sarf malzemesi gönderilmiş, 4 sahra hastanesi kurulmuş, 5 ambulans verilmiş.

Mogadişu’daki 200 yataklı Türk-Somali Eğitim ve Araştırma Hastanesinin de inşası ve donatımı devletimiz tarafından gerçekleştirilmiş. Mogadişu’da Türk Sivil toplum kuruluşları tarafından inşa edilen ve işletilen iki hastane daha faaliyet göstermekte.

Mogadişu’da Bayram Sabahı

Bayram sabahı yine önde silahlı korumalar, arkada bizim araç camiye gidiyoruz. Camii dört katlı bir yapı. Namaz sonrası ekibimizle birlikte yanımızdakilerle bayramlaşıyor, çocuklara getirdiğimiz şekerlemeleri ikram ediyoruz.

Hızlı bir şekilde kurban mahalline gitmeyi düşünürken, Mogadişulu dostlarımız bizleri kahvaltıya davet ediyorlar. Oraya has meyvelerden müteşekkil mango ve muzla kahvaltımızı yapıyor yola çıkıyoruz. Tabii burada çay kültürü, kahvaltı kültürü pek yok.

Ekibimde olan Karadenizli bir ağabey yolculuk boyu “Ah şimdi tavşan kanı bir çay olsaydı da…” diye diye bizi bir hayli güldürdü. Eh ne yapalım, bulduğumuzla yetineceğiz. Biz buraya tatile gelmemiştik.

Mezbahaya gittiğimizde yine şaşkın haldeyiz. Yüzlerce hayvan var buna karşılık 8-10 kasap bulunuyor. Ama her şeye rağmen adamlar işini bu şartlara göre iyi yapıyordu. Kesim başladığında inanılmaz bir hızla iki saat gibi kısa bir zamanda 100 büyük baş hayvanı boğazlamışlardı. Üç saat daha geçti, kesilen kurbanlar hisselere ayrılmıştı. Gözlerimle görmesem inanamazdım. Hızlı bir şekilde etler kamyona yüklendi ve dağıtım yapılacak alana doğru harekete geçtik.

Partner kurum organizasyonu iyi yapmıştı. Üstü açık bir ofise geldik. Araba içeri girdi ve payları masaya boşalttık. Önceden haber verilerek, davet edilen ihtiyaç sahibi kimseler onar onar içeri alınıyor, etlerini veriyoruz. Alanlar hemen dışarı çıkıyor.

Afrika’nın siyah derili insanı, kurban etini aldığında, bembeyaz dişlerini göstererek kocaman bir gülümseme ile mutluluğunu belli ediyor. İnanın o zaman çektiğimiz bütün sıkıntıları unutuyor, biz de seviniyoruz. Tabii bütün bu işlemler yine güvenlikçilerin eşliğinde yapılıyor, yoksa çok büyük bir kaos çıkar hiçbir şey yapamazdık.

Kendi kendime şöyle düşünüyorum. Ne mutlu o kişiye ki, ne mutlu o Müslümana ki “Benim kurbanımı Afrikalı kardeşime ikram edin” deyip, Türkiye’de bir vakfa, bir derneğe vermiş.

İki gün boyunca dağıtımları yapıp bitiriyor, bol bol dua ve selam alıyoruz. Bayramın son günü vedalaşarak Mogadişu’dan ayrılıyoruz. Ayrılırken yine bol dua ve selamlarla İstanbul’a doğru yol alıyoruz.


Sayı : 58
Büyük Kapak