İslam Hizmetinde Hareketli Olalım

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

İnsanların nasıl kıyamet gününde pişman olacağını dünyadayken bize bildiriyor, Allah-u Zülcelâl. Orada perişan olmadan evvel, burada “Bu şekilde davranırsanız iyi olacak, bu şekilde davranırsanız pişman olacaksınız,” diye bildirmiştir, Peygamber aleyhisselatu vesselamın vasıtasıyla…

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“O gün (ahiret günü) insan, (dünya hayatında) ne yaptığını hatırlar…” (Fecr; 23)

Yani o gün insan günahlarını ve sevaplarını hatırlayacaktır. Tafsilatlı olarak, hiçbir zerresini kaybetmeyecek şekilde hepsini göreceğiz kıyamet gününde. Ama Allah Azimuşşan buyuruyor:

“…Fakat bu hatırlamanın ona ne faydası olacak!?” (Fecr; 23)

Yani artık o gün hatırlamanın bir menfaati yoktur, buyuruyor. Burada iken hatırlamanın ise menfaati vardır. Allah azze ve celle şöyle diyeceğimizi haber veriyor:

“İşte insan o gün: ‘Ah keşke (gelecek) hayatım için önceden bir hazırlık yapsaydım,’ diyecek.” (Fecr; 23)

Yani insan, “Keşke ölmeden önce, bu gün için önceden salih ameller işleyip gönderseydim, diyecek, buyuruyor, Allah-u Zülcelâl, Kuran-ı Azimuşşan’da…

O zaman, “Böyle amel etmemiz gerektiğini bilseydik, yapardık,” diyeceğiz, işte şimdi biliyoruz. Öyleyse o vakit “Keşke yapsaydım,” dememek için, şimdi Allah-u Zülcelâl’in ayet-i kerimelerine kulak verelim ve onun dediklerini yerine getirelim.

Pişmanlıktan önce, menfaati varken meleklerin kendilerine şöyle nida ettiği bahtiyar kullardan olalım, elimizden geldiği kadar. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere, ‘Size selâm olsun! Yapmış olduğunuz (hayırlı işlere) karşılık cennete giriniz,’ derler.” (Nahl, 32)

İşte böyle olduğu için, elimizden geldiği kadar dünyadayken gayret göstermemiz lazımdır.

Allah-u Zülcelâl bize iman nasip etmiştir, tevbe nasip etmiştir, bu güzel bir şeydir. Ama bundan mahrum olan insanlara da vesile olmamız lazımdır.

Nasıl ki durgun su kötü kokar, ama akan su güzeldir, onun gibi insan da ahiret hizmetinde hareketli olduğu zaman güzeldir. Ahiret hizmetinde olmayan insan durgun su gibidir, ne kadar durursa o kadar ondan pis koku gelmeye başlar. Bu sebeple Allah-u Zülcelâl’in yolunda elimizden geldiği kadar hareketli olalım. Ne kadar hareketli olursak o kadar Allah-u Zülcelâl’in yanında kıymetli oluyoruz, inşaallah.

Yani bir kulun, kendisi ile Rabbi arasında güzel bir hal varsa onun için ne keder, ne gam vardır, inşaallah. Öyleyse Allah-u Zülcelâl’i razı etmek için elimizden geldiği kadar bir şeyler yapalım. Çünkü ağlatan da güldüren de O’dur.

Ama maalesef dünya manzarası bizi aldatıyor. “Şuna bakalım, buna bakalım, buna bakalım,” diyoruz, dünya işlerine dalıp gidiyoruz, Allah Azimuşşanın ne kadar azamet sahibi olduğunu unutuyoruz, O’na karşı layıkıyla kendimizi düzeltmiyoruz.

“Acaba Allah bizi seviyor mu sevmiyor mu?” diye düşünüyorsak bakalım, eğer Allah-u Zülcelâl bir kişiyi seviyorsa daima onu kendi Zât’ı, tâatı ve zikriyle onu meşgul edecektir. Ama sen bir kulu daima gafletle, Allah'ın sevmediği şeylerle meşgul olduğunu görüyorsan o zaman maalesef Allah-u Zülcelal o kulu, razı olduğu kulları defterinden silmiş demektir.

Kullar daima Allah-u Zülcelâl’in tasarrufu altındadır. Bir kula iman verilmişse bunu Allah-u Zülcelâl vermiştir, taati, zikri nasip olmuşsa bunu Allah-u Zülcelâl nasip etmiştir. Öyleyse bil ki Allah-u Zülcelâl bir kuluna o güzel hali vermişse bil ki, Allah-u Zülcelâl onu sevmiş.

Allah-u Zülcelâl cenneti yaratmış, onu kullarına verecektir, onu boş bırakmayacaktır. Öyleyse isteyelim Allah-u Zülcelâl’den, eğer samimi olarak istersek verecektir.

Kalp Allah'a Yakındır

İmam Rabbani kaddesallahu sırrahu buyuruyor:

“Kalp Allah'ın komşusudur. Allah'a kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir… Sakınınız, sakınınız, kalp kırmaktan pek sakınınız!”

Kalp Allah'a yakındır, her şeyden daha fazla Allah'a yakındır. Allah'a zikirle, ibadet ve dua ile yönelin, o zaman kalp Allah'a öyle yaklaşır ki, beden öyle yaklaşamaz. Bunun için de hiçbir müminin kalbini incitmeyelim.

Komşu ne kadar kötü olsa da, onun bir komşuluk hakkı vardır. Hadis-i şerifte geçiyor:

“Komşu üç türlüdür: Bir hakkı olan, iki hakkı olan üç hakkı olan komşu. Bir hakkı olan, akraba olmayan gayri müslim komşudur, sadece komşuluk hakkı vardır. İki hakkı olan komşu, Müslüman olan komşudur ki, onun hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır. Üçüncü hakkı olan komşu ise, akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır.” (İbni Hacer, Fethü'1-barî, X, 456)

İşte komşunun böyle hakkı varsa, Allah'ın komşusu olan mümin kalbinin de hakkı vardır, onu incitmemek lazımdır. Velev ki fasık olsa bile. Esasen bir mümine fasık olmak hiç yakışmaz. Bizim görevimiz de hizmet olduğu için, mümin kardeşimizin, bahusus birlikte hizmet yaptığımız kardeşlerimizin kalbini incitmeyelim. Şayet yanlış yaparsa, gene ona incitici söz söylemeyelim, tenhada; “Bunu şöyle yaparsak daha iyi olmaz mı?” diye daha doğru yola, daha menfaatli yola çağıralım.

İmam Rabbani kuddise sirruh buyuruyor:

“Allah-u Teâlâ’ya her şeyden daha yakındır kalb, bu sebeple, küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır.”

İşte bu kadar üzerinde durmuş İmam Rabbani. Öyleyse bunun için kalbimizi temiz yapalım. Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor:

“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur, bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.” (Buhari, Iman 39, Müslim, Müsakat, 107, 108)

Kalp neyle iyi olur? Allah'ın zikriyle, Allah'ın ibadetiyle, ne kadar Allah'ın rızasına yaklaşırsak o kadar kalp nurlu olacak, o kadar menfaatli olacak insan için.

Kalp en çok neyle nurlanır? Peygamber aleyhisselatu vesselamın mutabaatıyla, onun salih amellerini, güzel ahlakını örnek almakla, bilhassa nefsin isteklerinden uzak olmakla, Allah'ın yanında makbul olur ve nurlanır.

Çünkü bakıyorum, Allah-u Zülcelal nefsin isteklerini yaratmış, bir yana koymuş, kendi rızasını da öbür tarafa koymuş, bizi imtihan ediyor. Allah-u Zülcelal istese nefsi yok ederdi ama imtihan ediyor, “Nefsinin sevdiği şeyleri mi tercih edecek, yoksa Benim rızamı mı tercih edecek,” diye.

Tabi nefsin istekleri de iki çeşittir, biri helal olan, diğeri haram ve mekruh olan şeylerdir. Helal olan şeylerin de aşırı olduğu ve fazlası israftır, günah olan zaten günahtır.

Allah'ın sevdiği şeylerden bizi uzaklaştıran her ne varsa bakın, altından nefis çıkacaktır. Virdi çekmemek nefistendir, namaza kalkmamak nefistendir. Demek ki nefsin isteklerini istememek lazımdır.

Kalbin ıslah olması için en büyük ilacı, Peygamber aleyhisselatu vesselamın mutabaatı, kendi zamanımızda olan, daima müstakim yolda yürüyenlerdir. Onları sevmek ve onlarla beraber olmak, kalbi temizlemenin en büyük sebebidir.

Görüyorsunuz, kim kötü yolda olanlarla beraber olursa onlar ne yaparsa o da onları yapıyor. Allah'ı seven kimselerle, Allah'a ibadet yolunda beraber olanlar da, onlar gibi ibadet yapıyor, sohbet yapıyor, İslam hizmeti yapıyor. Öyle değil mi?

Ölüm Değil Gaflet Felakettir

Ölüm felaket değildir, herkes ölecek. Ben ölmeyeceğim diyen kimse var mı? Gaflete düşüyor, ölmeyecek gibi davranıyor, ama herkes biliyor ki ölüm vardır.

Ölüm felaket değil ama ölümden sonraki halini düşünmemek, felakettir. Onun için Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor:

“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de, nefsini hevâsına tabi kılan ve Allah'tan dilek(ler)de bulunup duran (bunu yeterli gören) kişidir." (Tirmizi; Kıyame 25; İbn Mace, Zühd 31)

Böyle diyelim. Allah-u Zülcelal bizim elbiselerimize, yüzümüze, süretimize bakmaz, kalbimize bakıyor, amellerimize bakıyor. İnsan ne kadar Allah'ın rızasını kazanmak için sebeplere sarılıyorsa o Allah'ın yanında kıymetlidir. Bu dünyada kim zenginse o kıymetli oluyor ama Allah'ın yanında kıymetli olan Allah'ın dinine hizmet eden, Allah'a ibadet, zikir, taat yapan kimsedir.

Kulları zerre zerre, ne kadar Allah'ın zikrini, ibadetini, hizmetini yaparsa onu Allah-u Zülcelal bilir, hiçbir şeyi zayi etmez, mükafatlandırır. Tam tersi, kişi ne kadar Allah'a asi olursa, o kadar Allah'ın yanında kıymeti yoktur.

Allah azze ve celle bütün mahlûkatı, kulluk etsinler diye yaratmıştır. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat; 56)

Demek ki kulluk yapalım diye Allah-u Zülcelal bizi yaratmış. Ubudiyet, yani kulluk yaparsak, Allah-u Zülcelal bizi sevecektir ve kendi cennet-i ala ile müjdeleyecektir, inşallah.

Bilelim ki, Allah'tan başka şeyleri sevmek, bahusus, nefsin Allah'ın razı olmadığı arzularını sevmek bizi Allah-u Zülcelâl’in rızasından uzaklaştırır. Allah'a karşı muhalefetin altında hep nefsin arzuları vardır. İnsanın nefsi için sevdiği şeyler hep Allah'ın sevmediği şeylerdir.

Eğer biz Allah'ın razı olmadığı şeyleri seversek, o sevdiğimiz şeyler bize öfke duyar. Çünkü onların hepsini Allah yaratmış ya. Allah'ın yarattığı şeylerin hepsi Allah'a itaat eder ve bizim onları Allah'ın razı olmadığı şekilde sevip, onun kölesi olarak kullanmamıza razı olmazlar. “Ey kul Allah'a itaat et, Allah'ı sev, beni sevme, beni isteme,” derler.

Biz bu mahlukatı sakin olarak, cansız gibi görüyoruz ya, öyle değildir. Allah-u Zülcelal onları bize şahitlik yapması için yaratmıştır. Sanki canlı gibi onlar ahiret günü, mahşer meydanına getirilecektir ve dile gelip konuşacak, bizim hakkımızda şahitlik yapacaklardır.

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor ya:

“(Firavun ve avanesi, yani inkarcılar, helak edilince,) Gökyüzü ve yeryüzü onlara (üzülüp) ağlamadı…” (Duhan, 29)

Bir mümin vefat ettiği zaman, yeryüzü ağlıyor: “Bu kul benim üstümde secde ediyordu,” diye, gökyüzü ağlıyor, “Bu kul dua etmek için ellerini açıyordu, ben onu görüyordum,” diye. Ama kâfirler öldüğü zaman ağlamıyor.

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“O gün arz, (yani yeryüzü kendisinin üzerinde iyi ve kötü ne ameller işlendiğinin) haberlerini anlatacaktır.” (Zilzal; 4)

İşte gökler ve yer böyle yaptıklarımıza şahitlik etmektedirler ve Allah'ın emriyle dile gelecekler, “Ya Rabbi, bu kulun şunu yaptı, şunu yaptı,” diye ihbar edecek. Bu sebeple biz bir şeyi nefsimiz için, Allah'ın razı olmadığı haram veya israf olarak seversek, o şeyler bize buğz ediyor, öfke duyuyorlar.

Allah-u Zülcelâl bize gazab ederse, insanın kabrindeki ateş, akrepler, yılanlar, işte onlar Allah'ın gazabıdır. Allah-u Zülcelâl onları gazab ettiği kullarına ceza vermek için yaratmıştır, onlar bize kötü amellerimiz yüzünden musallat oluyorlar.

Eğer Allah'ın muhabbetini, rızasını, rahmetini kaybedersek, dünyayı ve ahireti kaybetmiş oluyoruz. Çünkü biz bu dünyaya, Allah'ın rızasını kazanmak için geldik, bunu kaybettiğimiz zaman her şeyi kaybetmiş oluyoruz. Bunu kaybettikten sonra dünyanın padişahı olsan hiçbir faydası olmaz, müflissin. Ama Allah'ın rızasını kazanırsan da her şeyi kazandın.

Pişman Oluyorsan Müminsin

Geçen ömrümüz zaten geçti, onu geri getiremiyoruz bari kalan ömrümüzü iyi değerlendirelim. Eğer elimizden geldiği kadar kalan ömrümüzü değerlendirirsek, geçmişteki eksiklerimize de samimi olarak pişman olursak, inşallah o ömrümüzü de ibadetle, İslam hizmetiyle geçirmiş gibi sevap verecektir. Çünkü sen Allah için mahzun oluyorsun, Allah için o boşa geçen ömre acıyorsun, Allah'ın rızası için pişman oluyorsun.

Böyle yüreğin yandığı zaman inşaallah cennet ehlisin demektir. Çünkü Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor:

"Kim bir salih amel, iyilik yaptığında seviniyor, bir kötülük yaptığında üzülüyorsa, o mümindir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 399)

Eğer sen müminsen, o halde ne mutlu sana çünkü Allah-u Zülcelâl müminlerin velisidir. Öyle buyuruyor ayet-i kerimede:

“Allah müminlerin velisidir, (dostu ve destekçisidir.)” (Bakara, 257)

Allah-u Zülcelâl müminlerin velisidir, sahibidir. Eğer mümin isek, Allah-u Zülcelâl bize sahip olursa geriye ne kalır ki? Hiçbir şey!

O zaman çare yine Allah'a tevbe etmektir. Samimi bir tevbeden sonra nurlu bir kalple Allah'a ibadet edelim, zikredelim, o zaman kalbimiz bilecek ve, “Allah beni seçti ve Allah bana bu ibadeti ve İslam hizmetini nasip etti,” diye şükredeceğiz.

Şükür nedir? Şükür sadece Allah'a şükür demek değildir, yine Allah'ın emrettiği şekilde ibadet, taat ve İslam hizmeti yapmaktır.

Bir gece Peygamber aleyhisselatu vesselam yatsı namazından sonra geldi, sabaha kadar namaz kıldı. Hem ağlıyor, hem namaz kılıyor. Bilal Habeşi radıyallahu anh geldi.

“Ey Allah'ın Resûlü, Allah Teâlâ bütün hatalarını bağışladığı halde, niçin bu kadar yoruluyorsunuz?” dedi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu." (Müslim, Kitabu Sıfati'l-Müsafirine ve Kasrihim, 18)

İşte biz de Allah'a şükretmek için, Allah bize bunu nasip etti, diye düşünelim. Bu tevbe Allah-u Zülcelâl’in sofrasıdır, ondan istifade edelim inşaallah.

Allah-u Zülcelâl bizi kendi nefsimize teslim etmesin, bizi hayırlarda kullansın inşallah.


Sayı : 58
Büyük Kapak