İslam Hukukunda Dilin Sorumluluğu

Sayı : 3 / Mayıs 2012, Konu Başlığı : İslami Kavramlar

İslam hukûku, insanların dilleriyle ileri sürdükleri beyanlara büyük önem verir. Şâhitlik, yemin, lanet etme gibi dille ileri sürülen delilleri dikkate alan, bütün yönleriyle düzenleyen ve hükme bağlayan ilk hukuk düzenidir. Yine yalancı şahitlik, kazf (iffete iftira) ve hakaret gibi dille işlenen suçları hukûkîi bir konu kabul edip, dünyevî yaptırımlarla te’dip etme özelliğine sahiptir. Yani dille işlenen kabahatler sadece ahlâkın değil hukûkun da konusunu oluşturur.

Şâhitlik: İslam Hukûkuna göre şahitlik; “hâkim huzurunda ve tarafların yüzlerine karşı, şahadet ederim, diyerek hakkı haber vermektir.” Şâhit; gerek medenî hukuk ve gerekse ceza davalarında hüküm sebeplerinden ve ispat delillerinden en önemlisidir. İslam hukûkunda bazı hukûkî işlemlerin geçerli olması için şahidin varlığı aranır. Mesela, nikâh akdinin, iki şahit huzurunda yapılması gerekmektedir. Ticari sözleşmelerde de şahitliği tavsiye eden ayetler vardır. (Bakara: 283 )

Şâhitlik yapmanın dinen hükmü: Hakikatin ortaya çıkması için şâhitlik yapmak dînimize göre yerine getirilmesi şart olan bir vazifedir. Kullar arası haklarda şâhitliğe çağrıldığı zaman kaçınmak ve bildiğini gizleyerek bir haksızlığa göz yummak dinen suçtur. “Şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu (şahit olduğu şeyi) gizlerse o takdirde muhakkak ki onun kalbi günahkârdır.” (Bakara: 283) Ancak had cezalarının tatbik edilmemesi için şahit olduğun günahı gizlemek –suç bir başkasının üzerine kalmayacaksa- yasak değildir.

Adil şâhit olmak: Şahitliği adalet üzere yerine getirmek de dînî bir vecibedir. Taraflardan birini kayırarak şâhitlikte adaletten ayrılmak büyük günahtır. "Ey iman edenler adaleti ayakta tutarak Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar da(adaletten ayrılmayın)..." (en-Nisa, 4/135) Yakın akrabaların (usûl-fürû), eşlerin, düşmanların birbirine şahitliği kabul edilmez. Şâhitlerin şahadetlerinin geçerli sayılması için ahlakî ve şahsî durumları hâkim tarafından araştırılır.

Yalancı şahitlik: Yalancı şahitlik Allah (c.c.) katında büyük bir günah olduğu gibi dünyevi cezaları da vardır. Yalan şahitlik yapanlara fiziki ceza tatbik edilmesi gerektiği görüşünde olan âlimler vardır. Yine âlimlerin çoğu bir kişinin yalan şahitlik yaparak sebep olduğu zararları tazmin etmekle mükellef olduğunu söylemişlerdir.

Şahitlerin özellikleri: Şahidin; Müslüman, aklı başında, ergenlik çağına gelmiş, hür, şahitlik için gerektiği kadar sağlıklı ve âdil olması şarttır. Büyük günah işlemeyen ve küçük günaha devam etmeyen ve iyiliği kötülüğünden çok olan Müslüman’a “âdil” denir. Kâzifin (zina iftirasında bulunanın) şâhitliği ebediyen kabul edilmez. Daha önce yalancı şâhitlik yapmış olanların da bir daha şâhitliğinin kabul edilmeyeceğini ileri süren âlimler vardır.

Kazf: Muhsan bir kimseye zina isnad etmeye veya nesebini inkâr etmeye kazf denir. İslam hukukunda bir kişinin şerefini zedeleyecek böyle bir iddianın çok ağır cezası vardır. Günümüzde birçok kişinin ağzından hesapsızca dökülen sövgülerin, mesela kişinin annesinin iffetine dil uzatmanın İslam hukukunda k çok ağır bedeli vardır. Peygamber efendimiz günahsız bir hanıma zina iftira etmeyi yedi büyük günah içinde saymıştır. Kazf, büyük bir günah olmasının yanında dünyada da fiziki cezası olan ciddi bir suç olarak görülmüştür. Bu sebeple adil şahitlerle ispat edemeyecek durumda olan kimse karısına veya bir başka kadına zina isnad edemez veya bir kişiye zina mahsulü manasında söz söyleyemez. Kendisine suç isnad edilen kişinin suçsuzluğunu ispat etmesi gerekmez. Sadece yemin eder. Peygamberimiz (s.a.v.) “…davacıya şahit getirmek, davalı için ise yemin gerekir.” buyurmuşlardır.

Yemin: Yemin, lügatte sağ ve kuvvet anlamına gelir. Din dilinde ise bir şeyi te’kit etmek için Allah’ın zâtına ve sıfatlarından birisine and içmektir. İslam dini yemin ifadelerini ciddiyetsizce kullanma alışkanlığını hoş görmemiş, yemini bozmaya “yemin kefareti” cezası getirmiştir. Ayrıca yemin etmek hukukta, ispat edilemeyen bazı konuların çözümünde değerlendirilmiştir.

Yemin ve liân: İslam hukukunda bazı anlaşmazlıkların çözümünde yemin ve liân yöntemine başvurulmuştur. Bazı davalarda eğer davacı bir iddiada bulunuyor ama ispat edemiyorsa, davalı iddia edilen suçu işlemediğine dair yemin eder. Artık o davanın hükmü Allah’a havale edilir. Böylece tarafların birbirinden ellerini çekmesi temin edilir. Mesela karısının zina ettiğini iddia eden ama dört şahitle ispat edemeyen bir erkek, karısından şikâyetçi olduğu zaman kadından yemin istenir. Kadın yemin ettiği takdirde hem kadına hem de kocasına liân teklif edilir. Yani “kim yalan söylüyorsa Allah’ ın laneti onun üzerine olsun.” Diye lanetleşme ile birbirlerinden ayrılmaları teklif edilir. Böylece ebediyen birbirlerine dönmemek üzere nikâhları bozulur. İslam hukuku bu gibi tedbirlerle kişilerin ağzından çıkana dikkat etmesini ve hiç kimsenin namusuna ta’n etmemesini sağlamıştır.

Hakaret: Sövmek, hakaret etmek ve kişiliği zedeleyici sözler söylemek İslam hukukunda sebb, şetm, ta’n, hakaret, lanet gibi kavramlarla tanımlanmıştır. Peygamber efendimiz; "Mümin karalayıcı, lanetleyici olmaz, edep dışı, çirkin konuşmaz, ağzı bozuk olamaz (Tirmizi, Birr, 48. )" buyurarak bu sözlerden sakındırmıştır. Bu tip sözleri söyleyen kişiler âdil ve mürüvvet sahibi sayılmazlar. Bu da hakim ve toplum nezdinde doğru sözlü, âdil sayılmalarına engel teşkil edebilir. İslam hukukunda dil ile işlenen suçlara söylenen sözün niteliğine göre ta’zir cezaları da tatbik edilebilir. Mesela kişinin dinine, kitabına sövmek, gâvur, kâfir demek ağır hakaret kapsamına girer. Ta’zir cezaları hapis şeklinde veya örfe göre çeşitli şekillerde olabilir.

Bu ve benzeri hükümlerden anlaşılabileceği gibi, İslam dini dilden dökülen sözlere büyük önem atfetmiştir. İnsanların sorumsuzca konuşmamalarını, ağızlarına geleni söylememelerini sağlamıştır. İslam dini söylenen sözler kadar, söylenmeyip gizlenen sözlerden de sorumlu tutmuştur.


Sayı : 3
Büyük Kapak