İslam Hukukunda Ebeveyn Çocuk İlişkileri

Sayı : 2 / Nisan 2012, Konu Başlığı : İslami Kavramlar

Birçoğumuz İslam hukukunun tarihte ilk kez çocuk haklarını tanımladığını bilmeyiz. Günümüzde çocuk hakları afı çokça edilir ama henüz küçükleri şiddetten ve istismardan koruma noktasında yeterli bir medeniyet seviyesine erişilmiş değildir. Buna rağmen insan hakları, çocuk hakları gibi ifadeler hemen her zaman batı kültürüne mal edilir.

Halbuki İslam dini bütün haklara ayrı ayrı isimler vermemiştir ama kul hakkı ve kulluk sorumluluğu kavramı içinde her bir hak sahibinin hakkını düzenlemiştir. Hem de sadece kâğıt üzerinde kalan haklar değil, nasıl eda edileceği belirlenmiş somut haklardır bunlar.

Mesela İslam hukukunda kadın, çocuk ve muhtaç yaşlıların nafaka, korunma ve bakım hakkı açıkça düzenlenmiştir. O çağlarda Roma hukuku daha çok devletle vatandaşların ve yetişkin erkeklerin birbiriyle olan ilişkilerini düzenlemektedir. Hane halkı ise evin sahibi olan yetişkin erkeğin malı mülkü gibidir. O dilerse çocuklarını yedirir, içirir, eğitim verir. Dilerse de ağır işlerde çalıştırır, yemek vermez, fıtratına aykırı muameleler yapar. Hatta dilerse çocuğunu satar yahut ölümüne sebep olacak kadar ağır cezalar verebilir. Çünkü evin sahibi, ev halkının da sahibidir. İslam’da ise hane halkı mülk değil, emanettir.

İslam hukukunda ilk kez çocuğun, daha doğrusu hane halkının nafaka ve hidane(bakım) hakkından söz edilmiştir.

Nafaka: Nafaka fıkıh dilinde, ”yaşamayı ve yararlanmayı sürdürmek için lüzumlu harcamalar” diye tanımlanmıştır. Fıkıh âlimleri, nafaka tanımının içinde; “yiyecek, giyecek, emniyetli ve sağlıklı bir barınak,”gibi ana başlıkları sayarlar. Bunlara zamanın ihtiyaç anlayışı çerçevesinde başka metaların da dâhil edilebileceğini kabul ederler. Ancak hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklenmez.

Nafaka kimler içindir: İslam hukukuna göre, kişinin nefsinin, çocuğunun, hanımının, muhtaç anne babasının, hizmetçisinin ve hatta beslediği hayvanlarının nafakaya hakkı vardır. Hanenin sorumlusu hiçbirini aç bırakamaz. Âlimler arasında farklı görüşler olmakla birlikte nafaka hakkının birbirine mahrem ve mirasçı olabilen akrabalara kadar uzanabileceği yönünde görüşler de vardır. Eğer kişinin kazancı bunların hepsine bakmaya yetmiyorsa âlimlerin çoğuna göre nafaka hakkını edaya küçük çocuklardan başlanır. Çünkü onların çalışıp kendi kendine bakma imkânı hiç yoktur. Bazı âlimlere göre çocuğun babası ona bakacak durumda değil ve anne ise zenginse çocuğuna bakmakla sorumlu tutulur. Âlimlerin çoğu annenin yaptığı harcamayı babadan veya babanın ailesinden isteyebileceğini söylemiştir. Çoğunluğun görüşüne göre anne nafaka ile sorumlu tutulmaz ama hidane hakkına sahip kabul edilir.

Hidane: Hidane küçük çocuğun bakımı, terbiyesi, sahiplenilip korunması demektir. İslam hukukuna göre hidane hem bir hak hem bir görev olarak tanımlanmıştır. Annenin gayri Müslim dahi olsa, çocuğa zararlı fena bir hali olmadığı sürece, küçük çocuğunu yanında tutup bakmaya hakkı vardır. Ancak annenin boşanıp başkasıyla evlenmesi ve kocasının çocuğu istememesi durumunda baba daha fazla hak sahibi olur. Anne babanın olmadığı durumlarda çocukların bakımı, en yakınlardan başlayarak bütün ümmetin üzerine borçtur. Bir yetim çocuğu bakımsız bırakıp zayi etmek büyük bir vebaldir. Kırsal bölgede kimsesiz çocuğu evine alıp bakmak farz, şehirde vaciptir.

Çocukların hidane çağı kendi ihtiyaçlarını temin edebildiği 9-11 veya kızsa buluğ çağına kadardır. Bundan sonra temyiz çağı gelir.

Temyiz çağı: Çocuk yetiştirmenin farklı dönemleri vardır. Küçük çocuklar daha çok şefkate muhtaçken, yetişme çağına doğru eğitim ihtiyacı ağır basar. İslam hukuku çocukların bakımdan çok eğitime muhtaç olduğu bu devreye temyiz; yani, “iyiyi kötüden ayırt etme yaşı” demişlerdir. Çocuğun velisinin ona karşı; güzel isim verme, doğruyu yanlıştan ayırt etmesini sağlayacak bir eğitim verme ve zamana göre bir sanat öğretme gibi sorumlulukları vardır. Bu çağda anne babası ayrı olan çocuğun kimin yanında olması gerektiğine dair farklı görüşler vardır. Âlimlerin birçoğu çocukların ıslahının, onların arzularından daha önemli olduğunu kabul etmiştir. Çocuğun eğitim ve terbiyesini vermekte hangi ebeveyni daha ehil ise çocuğun ona verilmesi daha uygun olacaktır, denmiştir.

Islah-maslahat: İslam hukukunda -slh-kökünden türemiş kelimelerin önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Salih, amel i salih, ıslah, maslahat gibi… Salih; elverişli, yararlı, yarayışlı manalarında bir kelimedir. Kur’an ı kerimde “amel i salih” terkibi çokça geçer. Müminler iman ile birlikte salih amel yapmaya davet edilir. Islah, maslahat gibi aynı kökten kelimeler de ifsat ve mefsedetin zıddı olarak, düzeltme, yararlı hale getirmek manasına gelir. İslam hukuku kadınlar, çocuklar, muhtaçlar gibi çeşitli kesimlere sadece iyilik yapmayı değil ıslah etmeyi de amaçlar. Islahın sonucu ise zaten en üstün ve güzel olan iyilik, yani hasenedir.

İyilik- Hasene: Hasene kavramı kuran ı kerimde geniş bir kullanıma sahiptir. Yardım, iyilik, maddi ve manevi her türlü nimet, mağfiret ve bunlara ulaşmayı sağlayan iyi ameller, sevaplar, güzel söz ve iyi davranış gibi anlamlarda kullanılan hasene kavramı, sanki ameli salihin neticesi gibidir. "Biz onların yeryüzünde salihler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; (gerçeğe) dönerler diye onları iyilikler (hasenât) ve kötülükler (seyyiât) ile sınadık" (A 'râf:168) âyetinde belirtildiği gibi, karşımıza çıkan iyilik ve kötülük vesileleriyle sürekli sınanmaktayız. Kişi ıslah edici, iyi yararlı bir iş yaparsa sonu iyi, güzel, hayırlı ve hoşa gidecek şekilde olur.


Sayı : 2
Büyük Kapak