İslam Toplumunda Ahde Vefa

Sayı : 25 / Mart 2014, Konu Başlığı : Lamelif

İslam dini, yüce gönüllülük, yüksek ahlak ve fazilet ile hayata geçirildiği zaman gerçek güzelliğini gösterir. İslam sadece bir takım şekli kurallar bütünü değildir. İslam terbiyesi ile yetişen sağlam şahsiyetli insanlar, o ahkamı son derece incelikle ve yüksek davranışlarla tatbik ederek göz kamaştıran fazilet tabloları ortaya çıkarırlar.

İslam tarihi sadece savaşlardan, fetihlerden ibaret değildir. Asıl bu medeniyetin yetiştirdiği insanların ortaya koyduğu üstün ahlak ve fazilet, gönülleri fethetmiştir. Sahabe-i kiramın ve samimi Müslümanların sergilediği yüksek ahlaka dair bir hikayeyi burada örnek olarak zikretmek istiyorum.

Hz. Ömer radıyallahu anh'ın halifeliği zamanında, Medine civarında yaşayan iki genç, yabancı bir delikanlıyı iki kolundan tutup halifenin huzuruna getirmiş, “Bu genç bizim babamızı öldürdü. Buna kısas yapılmasını istiyoruz!” demişlerdi.

Hz. Ömer suçladıkları gence sordu:

- Doğru mu söylüyorlar? Genç:

- Evet, doğru söylüyorlar, ya Emir-el Mü'ininîn! Ben bir köylüyüm. Medine'ye Peygamber Efendimizin kabr-i Şerifini ziyarete geldim. Medine yakınına geldiğimde atımdan inmiş, abdest tazelemekle meşgul oluyordum. Bu sırada atımın bir ağacın dalından koparmakta olduğunu görüp hemen koştum. Fakat ben yetişene kadar bahçe sahibi yaşlı adam gelmiş, elindeki taşı atıma fırlattı. Taş atımın başına isabet etti, atım olduğu yere yıkıldı. Atımı çok severdim... Dayanamadım, ben de onun attığı taşı alıp kendisine fırlattım. Bir baktım ki, adam öldü. O anda kaçmak istesem kaçardım. Fakat ben Allah'a ve ahiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım, dedi.

Hz. Ömer gencin adamı öldürdüğünü itiraf etmesi üzerine kısas lâzım geldiğini bildirdi. Genç adam:

- Allah'ın hükmüne razıyım. Fakat benim bakmakla yükümlü olduğum bir yetim kardeşim var. Babam vefat ederken mirastan onun payına düşen altınları bana emanet etmişti. Ben de onları, büyüyünce kendisine vermek için bahçemde bir yere gömmüştüm. Bana üç gün müsaade edin de, onun malını kendisine teslim edip geleyim. Çünkü altınların orada olduğunu benden başka bilen yok. Ben ölünce o mağdur olacak, dedi.

Ama ondan davacı olan gençler,

- Ya kaçarsa! Diye itiraz ettiler.

Hz. Ömer gencin istese daha önce de kaçabileceğini düşündü. Davacıları razı etmek için o delikanlıya:

- Eğer kendine bir kefil bulursan sana müsaade ederiz. Fakat sana kim kefil olur? Burada tanıdığın var mı? Dedi.

Delikanlı burada yabancıydı, hiçbir tanıdığı yoktu. Fakat orada bulunan kişilere bir göz gezdirdikten sonra; peygamberimizin ashabından Ebû Zer Gıfarî radıyallahu anhu hazretlerini göstererek:

- Bu zat bana kefil olur, dedi. Hz. Ebu Zer de:

- Evet, kefil oluyorum, deyince genci bıraktılar.

Aradan üç gün geçmiş, ölen adamın çocukları Ebu Zer Hazretlerine:

- Ya Eba Zer! Bak işte kefil olduğun adam gelmedi. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye, nasıl kefil oluyorsun? Adam bir kere ölümden kurtulmuş, hiç geri gelir mi? Diyorlardı. Ebu Zer Hazretleri:

- Hala vakit var. Eğer genç gelmezse, o zaman bana kısas yaparsınız, diyordu.

Sahabe-i kiramı bir tedirginlik kaplamıştı. Eğer delikanlı gelmezse Hz. Ömer’in kısas emrini Ebu Zer’e uygulamasından korkuyorlardı. Bu yüzden babası ölen gençlere gidip diyet teklif ettiler.

Onlar ise babalarının katilinin bir bahane uydurup kaçıp kurtulduğunu düşünüyor, onu salıverenlere öfke duyuyorlardı. Bu sebeple diyet tekliflerini reddediyorlardı.

Bu gerginlik içinde üçüncü günün akşamı olmuş, genç adam hala gelmemişti. Tam gece karanlığı bastırmak üzereyken Medine yolundan birinin koşarak geldiği görüldü. Bu gelen, yaşlıyı öldüren gençti. Nefes nefese:

- Bineğim olmadığından dolayı biraz geç kaldım, beni mazur görün, diyordu.

Orada bulunanlar, bu genç adamın koşa koşa ölüme gelmesini hayretle karşılamışlardı. İçlerinden biri:

- Biz senin gelmeni hiç beklemiyorduk. Kaçıp gittiğini sanıyorduk. Dedi. Genç:

- Hiç öyle şey olur mu? Bana güvenip kefil olanları ortada bırakıp “Dünyada ahde vefa kalmadı!” dedirtir miyim? Dedi.

Bu sefer oradakiler:

- Ya Eba Zer! Sen tanımadığın bir adama nasıl olup da kefil oldun? Dediler. O da şöyle buyurdu:

- Evet dediğiniz gibi onu tanımıyordum. Fakat o genç halifenin huzurunda bunca sahabe arasından beni seçmişti. Onu bu çaresizlik içinde yüz üstü bırakmak istemedim. Benden medet uman bir kimseye yardım etmeyip de “Dünyada fazilet diye bir şey kalmamış” dedirtmek istemedim, dedi.

Bu fazilet tablosunu gören davacı gençlerin kalbi yumuşamıştı. Onlar da kendi aralarında söz birliğine varıp:

- Biz de kısas isteğimizden vazgeçiyoruz, dediler.

Sahabe onlara daha önce teklif ettikleri diyeti ödemek istedi, onu da almadılar.

- Biz onu Allah rızası için bağışlıyoruz. “Dünyada cömertlik kalmadı mı dedirtelim mi?” dediler.

Böylece İslam tarihine geçen bir yüksek ahlak seviyesi ortaya konmuş oluyordu. Sahabe-i kiram bu hadisedeki herkesi gösterdikleri yüce davranışlar sebebiyle takdir etti ve “İşte İslam ahlakı böyle olur!” dedi.

İşte İslam dininin gerçek güzelliği, böyle üstün ahlaka, fazilete ve sağlam şahsiyete sahip kişiler sayesinde ortaya çıkar.


Sayı : 25
Büyük Kapak