Son Pişmanlık Fayda Vermez!

Sayı : 14 / Nisan 2013, Konu Başlığı : Goncagül

Solgun renkli bir kış ikindisi… Yağmur “Yağsam mı yağmasam mı?” diye kararsızlık çeker gibi, çiseleyip geçiyor.

Meryem Hanım, iki elindeki poşetleri bir elinde birleştirip omzundaki çantasından cep telefonunu çıkarıyor.

- Ooo, saat iki olmuş. Öğle namazı neredeyse geçecek. Eve yetişemeyiz. Hemen bir cami bulmamız lazım.

Kıyafet satan dükkânların sağlı sollu sıralandığı caddeden ayrılıp, ona nazaran daha tenha bir sokağa giriyorlar. Sokağın köşesini döndüklerinde ise sanki bambaşka bir âleme gelmişler gibi, rengârenk badanalı, cumbalı evlerle çevrili bir sokakta buluyorlar kendilerini. Evlerin arasındaki tek minareli, orta büyüklükteki cami, sanki onları kubbesi altındaki huzura davet ediyor.

Meryem Hanım caminin kapısından girerken, sağ taraftaki türbede yatan mübarek zata Fatiha okumayı ihmal etmiyor. Onu bir adım geriden takip eden Seda da aynı şekilde Fatiha okuduktan tıpkı halası gibi elini yüzüne sürüyor. Ancak üzerinde “Hanımlar kısmı” yazan kapıya geldiklerinde halası gibi ayakkabısı çıkarmaya davranmıyor. Aksine:

- İstersen sendeki poşetleri bana ver, ben seni burada bekleyeyim, diyerek girmeyeceğini belli ediyor. Meryem Hanım,

- Neden? Sen namaz kılmayacak mısın? Deyince Seda sesini kısarak:

- Şeyyy, ben evde kaza ederim, diyor. Özürlüyüm de… Her vakit abdest almam lazım. Ama burada abdest alacak yer yoktur şimdi. Hem ayağımdaki ayakkabı zor çıkarılıyor.

Meryem Hanım yüzüne kırgın bir eda takınarak:

- Hiç öyle şey olur mu? Allah’ın en sevdiği ibadet, vaktinde kılınan namazdır. Sudan sebeplerle namaz kazaya bırakılır mıymış hiç? Haydi gel benimle, abdest alacak bir yer bulalım, diyerek kararlı adımlarla caminin arka tarafına doğru yürüyor. Seda isteksizce ardından giderken aklına gelen yeni bahaneleri birbiri ardınca sıralıyor:

- Ama bu kıyafetle namaz olmaz ki. Yerden üstüme başıma su sıçradı.

- Bir şey olmaz. Âlimler yerden sıçrayan suların namaza mani olmadığına hükmetmişlerdir. Kaçınılması mümkün olmayan şeylere umumi belva denir. Yoldan sıçrayan sular da bu hükümdedir.

- Ama ben şimdi vesvese yaparım.

- Hem vesvese diyorsun, hem teslim mi oluyorsun? İşte bak burada hanımlar için lavabo var, abdestini al, bekliyorum seni. Seda elindeki poşetleri halasına devredip kağıt mendili alırken lavaboyu inceliyor:

- Hayret, çoğu camide kadınlar için abdest alacak yer yoktur. Burada bulabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Diyor.

Meryem Hanım da aynı fikirde olduğunu ifade eden bir baş sallayışıyla:

- Evet, Allah razı olsun, kim yaptırdıysa… Bizim de talep etmemiz lazım ama. Bak biz talep ediyoruz diye enva-ı çeşit mal üretiyorlar. Namaz kılacağız, abdest alacağız dersek, mescid de yaparlar, abdestlik de yaparlar. Bizim de hiç değilse dünyalığa verdiğimiz önem kadar ahiretimize önem vermemiz lazım.

Seda namazını bitirdiği halde tereddütlü bir halde Meryem hanıma bakıyor. Onun da selam vermesi üzerine hemen konuşmaya başlıyor:

- Yaa, halacım, benim namazım olmadı galiba… Zannederim yanlış niyet ettim. Öğle namazına niyet etmek isterken ağzımdan “ikindi namazına” diye çıktı, sanırım. Kalbime bir kuşku geldi. Onu düşünürken de rekâtları karıştırdım, ikinci rekâtta oturacağıma üçüncü rekâtta oturmuş olabilirim, tam emin değilim.

- Sen vaktin öğle vakti olduğunu bilerek kalbinde öğle namazına niyet ettin mi?

- Evet. Ama ağzımdan ne çıktı, ikindi mi çıktı, tam hatırlayamıyorum.

- Şeytan kalbine vesvese atıyor. Kalbinde öğle namazına niyet ettiysen bu niyetin geçerlidir. Niyeti dille söylemek namazın şartlarından değildir. İki rekâtın sonundaki ilk oturuş da namazın farzlarından değildir. İkinci rekât yerine geciktirip üçüncü rekâtta oturduğun için sehiv secdesi yapsan yeterli olur.

- Ama yapmadım. Şimdi tekrar kılmalıyım değil mi? Hep böyle oluyor. Bir türlü doğru düzgün namaz kılmayı beceremiyorum.

- Sehiv secdesi yapman gerekirken yapmadın namazın diye namazın bozulmaz, vehim yapma. Tekrar kılmana da gerek yok. Şeytan sana “Namazın olmadı tekrar kıl” diye vesvese verir. Tekrar kılarken yine aklını karıştırır. Böylece seni yılgınlığa ve ümitsizliğe düşürmek ister. “Namazım oldu,” de, şeytanı mağlup et.

- Ama diyorlar ki “Özensiz kılanların namazlarını yüzüne paçavra gibi atacaklar.” Ayette de diyor, “Vay o namaz kılanların haline ki, namazlarından gafildirler.” Ben de öyle olmasından korkuyorum.

- Halacığım, o ayetler, hadisler, dalgınlıkla hata yapanları kastetmiyor, aksine müminlerin unutarak ve sehven yaptıkları bağışlanmıştır. O ayetlerde kalbinde nifak olan, dini yalanlayan, müminlerin aleyhinde bulunanlardan bahsediliyor. Sure, “Dini yalanlayanı gördün mü” ayetiyle başlıyor. Namazları paçavra gibi atılanlar da, yedikleri içtikleri haram olan, müminlere zulmedenlerdir. Peygamberimiz buyuruyor ki “Bir adam hacca gelir yediği haram giydiği haram, onun haccı kabul edilmez…” Namaz da öyledir. Yoksa dikkat ve hafıza zayıflığı bir özürdür.

- Ama bende çok oluyor.

- Bazı kişiler daha dalgındır, dikkatsizdir. Ama şu da var ki, namaza devamlı olursan hafızan ve dikkatini toplama gücün kuvvetlenecektir. Bu da bir müddet hususi gayret etmeni gerektirir. En önemlisi de, sen bir ilmihal kitabı al veya daha iyisi bir kursa kaydol, namazın farzını, vacibini, sünnetini iyice öğren. Vesvesenin en iyi ilacı ilimdir. Şeytan kafana bir vehim taktığı zaman ilimle cevap verip susturursun.

- Ama benim aklım daha da karışıyor. Bir keresinde rastladığım bir hocaya aklımdaki soruları sormuştum, öyle şeyler anlattı ki büsbütün ümitsizliğe düştüm.

- Kimden öğrendiğine de dikkat et. Bazı kişiler ihtilaflı meseleleri ortaya atıyor. Bir meselede kesin hüküm yoksa, isteyen ruhsattan istifade eder, isteyen azimet yolunu tutar. Sen öncelikle yapabileceğin kadarını yap. Sonra istersen daha iyisini öğrenip yapmaya çalışırsın. İlk hedefin devamlılık olsun.

- İnşallah.

- Meseleyi ciddiye alırsan yapabilirsin. Namaz Allah ile kul arasındaki ahiddir. Namazını kılan, Allah’ın kulluğunu ifa etmiştir ve diğer işlerindeki kusurlarında O’nun rahmetini umabilir. Zaten beş vakit namaz iki namaz arasındaki kusurları affettirir. Namazı olmayanın ise Allah ile bir ahdi yoktur. Böyle düşün.

- Bu ay temizlenince başlayacağım, hiç bırakmayacağım diye niyetleniyorum. Ama sonra bir iki kere aksatınca ümitsizliğe düşüp bırakıyorum.

- Hiçbir zaman ümitsizliğe düşme. Bir talebe ödevini hiç yapmasa, diğeri ise arada bir aksatsa da elinden geldiği kadar bir şeyler yapsa, öğretmen ikisini bir tutar mı?

- Tutmaz tabi. Benim namazda devamlı olmam için hep seninle beraber olmam lazım. Seninle beraberken namazım hiç geçmiyor.

- Kimlerle beraber olursan onların önem verdiği şeylere önem verirsin. Seni dünyaya çağıranlarla arana mesafe koy, ahireti hatırlatanlarla beraber ol.

-Ama daha gencim. Şimdiden dünya hayatını nasıl terk edeyim?

- Terk et demiyorum. Layık olduğu kadar önem ver, diyorum. Bak sabahtan beri alışveriş için dolaşıp duruyoruz. Önem verdiğin için inceden inceye araştırıyorsun. Aman aldığıma pişman olmayayım diye… Halbuki pişman olursan değiştirebilirsin… Hem bu elbiseleri giyecek kadar ömrün olacak mı, bilmiyorsun bile. Hâlbuki öbür dünyaya muhakkak gideceğiz, namazdan da muhakkak sorulacağız. Orada pişman olunca geri gelmek yok, kaza etmek yok. Namaz kılmak yerine başka bir şey yapayım desen kabul olmaz. Bir düşünsek, bütün zamanımızı, işimizi gücümüzü namaza göre ayarlarız. Namazı hayatımızın temel direği yaparız.

- İnşaallah yapabilirim. Dua et bana…


Sayı : 14
Büyük Kapak