Sonsuzluğa İlk Adım: Ölüm

Sayı : 6 / Ağustos 2012, Konu Başlığı : Kalbe Sesleniş

Şu fezanın boşluğunda nereye akıp gidiyoruz? Ve hangi iş için burada varız?

Doğarken bu gezegende kimse sormadı bize doğmak ister misin, istemez misin diye... Dünya hayatımızın son sayfasına ölüm yazılırken de bu karardan habersizdik.

Öyleyse bize bahşedilen bu hayat aslında bize ait değildir. Emanet olarak bize sunulan bu ömür sayfalarını kirletmeden, ak bir şekilde sahibine teslim etmeliyiz. Yol üstünde bir handa konaklayan, yada gar'ın bekleme salonunda trenin kalkmasını bekleyen bir yolcu gibiyiz. Sahibimizin bir görev için bizi göndermiş olduğu yere geldik ve şimdi görevimizin mes'uliyetinin ağırlığıyla tekrar onun huzuruna rapor vermek üzere gidiyoruz.
"Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz."(Ankebut-57)

Ölüm son değildir. Belki yolculuğumuzun bir durağıdır ölüm. Mevlana hazretleri ölümü tarif ederken bir başka âlem için yeni bir başlangıç olduğunu şöyle ifade eder:

"Bil ki ölüm, ruhun bir başka âleme doğması hadisesinin sancısıdır. Yani bu fani âlem için adı ölümdür, ama bakî ve ebedi olan âlem için adı doğumdur."

Yolculuk, cennet ya da cehenneme kadar devam etmekte...

Böyle bir yolculuk olmasaydı iyilik ve kötülük neden var olurdu ki? Ölüm sonrası hayat olmasaydı iyilik adına bir şey olur muydu? İyiliğin anlamı kalır mıydı? Kim, neden iyilik yapardı? Zalimin zulmü yanına kâr kalırsa, mazlumun âhı ne olacaktı?

Dinsizler ölüm sonrası hayata inanmadıkları için iyilik yapmayı gereksiz görürler. İyilikte saklı olan hayata kördürler. Kendisi darlığa düştüğünde iyilik bulamadığı zaman da kin kusar tüm insanlığa...

Zaten inançsızların zihniyeti kan ve kin üzere doğmuştur. Onlara göre büyük balık yaşamak için küçük balığı yemeliydi. Oysa bilmezler ki insanlarda büyük ya da küçük diye bir şey yoktur.

Herkes insandır ve herkes aynı haklara sahiptir. Mutluluk ve sıkıntı her insanın ruhunda belirir. Küçük gördüğü insanlar da aynı onun gibi acıkır, doyar, sevinir ve üzülürler. Onlar da duygu sahibidir, güler ve ağlar. Sahi, diğerleri (zalimler) ağlar mı?!

Zalimler ağlayamasalar da mazlumlar ağlarlar ve onlar ağlayınca, Allah'ın ğazabının korkusundan Arş-ı Âlâ titrer.

Nefis sadece kendi rahatını düşündüğü için başkasına yaşama hakkı tanımaz. İşte nefis böyle bir düşünceyi beslediğinden dünyayı kavga ve zulüm mekânı haline getirir. Kimseye huzur hakkı tanımadığı gibi kendisi de huzurlu olamaz.

Bir ayeti kerimede Allah azze ve celle şöyle buyurur:

"Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız."(Nisa-78)

Ecel ne zaman gelip çatar bilinmez. Şu satırları okurken bir gün, bir saat, bir dakika hatta bir saniye daha yaşayacağımızın garantisi yoktur. Zamanı ve mekânı malumatımızın dışında gerçekleşecek olan ölüme her zaman hazırlıklı olmamız için imtihana tabi tutuluyoruz.

Ölüm vaktinin bilinmemesi lütfudur Allah'ın.
Bilinseydi ecelin vakti, kalmazdı anlamı imtihanın.
Hem azaptır mahkûma idamını beklemesi
Sonsuzluğa ilk adımdır insanın son nefesi.

Ve hadiste de buyrulduğu gibi "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşr olunursunuz."
Ölüm ve sonrası hayatımızın şekli ve hakikati, şu dünya tarlasında ne ektiğimize bağlı olacak. Bu dünyada ne ekersek ahiret boyutunda da ektiğimizin dışında bir şey biçemeyiz. Hiç acı biber eken tatlı bir meyve elde edebilir mi?! Buğday ekersen buğday biçersin. Ne ekersen onu biçersin.

İşte bunun gibi bu dünyada imtihanını başarıyla geçenler, salih ameller ekenler öbür âlemde salih amellerin filizlenmiş hali, meyvasını vermiş olarak cenneti ve Allahın rızasını biçecektir.
Kötü amel tohumu ekenlerse öbür âlemde o tohumun büyümüş hali olan cehennemi biçecektir.(hafizenallahu ve iyyakum)

Ayeti kerimede şöyle buyrulur:
"Ölüm anında Allah ruhları alır. Diri olanları da uykularında bir çeşit ölüme mazhar eder; sonra ölümleri takdir edilmiş olanların ruhunu tutar, diğerlerini ise takdir edilmiş ecellerine kadar bedenlerine geri gönderir.

Şüphesiz ki bunda düşünen bir topluluk için öldükten sonra dirilişe dair deliller vardır.” (Zümer-42)
Resul-i Kibriya sallallahu aleyhi vesellemin "Uyku ölümün kardeşidir" buyurmaları buna işaret etmektedir.
Hz. Mevlana’nın ifadesiyle:
Hadiste gelmiştir ki kıyamet günü, her bedene "kalk" diye emir gelir. Surun üfürülmesi, Allah'ın ey zerreler yerden baş kaldırın diye emretmesidir.

Sabah uyanınca aklımız nasıl bedenimize geliyorsa herkesin de canı tıpkı öyle kendi bedenine girer.
Kıyamet günü can, kendi bedenini tanır. Her ruh kendi bedenine girer. Kuyumcunun canı nasıl olurda terzinin bedenine girer? Bilgi sahibinin canı, bilgi sahibinin bedenine girer, zulmedenin canı zulmedenin bedenine.
Sabah çağı kuzu anasını, koyun kuzusunu nasıl tanırsa, Allah bilgisi de bedenleri tanıma hususunda ruhlara böyle bir bilgi vermiştir.

Ayak bile karanlıkta ayakkabısını tanırken a güzelim can kendi bedenini nasıl tanımaz?
Ey Allah'a sığınan! Sabah küçük mahşerdir. Büyük mahşeri de var ondan kıyas et.


Sayı : 6
Büyük Kapak