Sosyolog İsmail Öz İle Röportaj

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 32 / Ekim 2014, Konu Başlığı : Röportaj

Çocuk yetiştirmek dünya ve ahiret hayatımızın en önemli semerelerinden biridir. Fakat son zamanlarda aileler çocukların sadece bedenî ihtiyaçlarını karşılar hale geldi.

Çocuklar okul, çevre ve medyanın tesiri altında yetişiyor. Eğer çocuk ve gençlerimizi biz kazanamazsak onlar üzerinde oyunlar oynayacak birçok kesim bulunuyor. İsmail Öz, genç dimağların yanlış etkilemelerle, ülkeyi sarsacak önemli olaylarda gündeme gelmeleri üzerine kendini sorumlu hissetmiş bir öğretmen ve araştırmacımız. Eğitim ve gençlik üzerine kitapları olan sosyolog İsmail Öz “Ateşlenmiş insan ruhundan daha büyük bir güç yoktur.” Diyor.

Kendisiyle eğitim ve aile içi iletişim konularında sohbet etmek istedik.

Sosyolog İsmail ÖZ, Bayburt’ta doğdu. İlk ve Orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra Üniversiteyi Sosyoloji alanında bitirdi. Cumhuriyet Tarihi alanında Mastır yaptı. Bu süreçte Felsefe Grubu Öğretmenliği ve Psikolojik Danışmanlık alanlarıyla ilgili gerekli dersleri de alarak bu alanlarda da çalışma yapabilecek belgeleri aldı ve bu alanlarda hizmetler yaptı; yapmaya devam ediyor. Yayınlanmış sekiz kitabı ve çok sayıda yazısı bulunmaktadır. Şu anda da bir üniversitede Basın Yayın ve Halkla ilişkiler müdürlüğü görevini yürütüyor. Öğrencilik hayatını da akademik alanda devam ettiriyor.

İslamî Hayat: İsmail Bey, günümüzde insan hayatının en verimli çağları eğitim süreci içinde geçiyor. Öncelikle eğitimin amacı nedir? Eğitimden arzu edilen sonuç elde ediliyor mu?

İsmail Öz: Öncelikle şunu ifade edelim. Eğitim ve öğretim hayat boyu devam eden bir süreç. Bu, bizim inancımızın da bir gereği. Peygamberimizin, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” yönünde gösterdiği istikametten bunu anlıyoruz. O nedenle de eğitim döneminin bitmesi söz konusu olamaz. Yani biz hem çalışmaya ve üretmeye hem de öğrenmeye aynı anda devam etmeliyiz. Burada şunu da ifade etmeliyiz. İyi bir eğitim olmadan, iyi bir öğrenme de olamaz. Bu gün yapılan en büyük eksiklerden bir bana göre burada yatıyor. Sadece öğrenmeye ve öğretmeye odaklı bir eğitim anlayışı var. Bu eksik bir anlayıştır. Değerler eğitiminden yoksun yetişen nesiller, gelecek adına sorunların da habercisidir. Bu sebeple eğitimden istenilen sonucun elde edilebildiğini de tam anlamıyla ifade edemeyiz. Ezbere dayanmayan içselleştirilmiş bir eğitime odaklanmak için değerler etrafında oluşturulmuş, ruhu olan bir model seçilmek zorunda.

İslamî Hayat: Sizin profesyonel öğrenci başlıklı bir çalışmada payınız var. Profesyonel Öğrenci ne demek, bundan neyi anlamalıyız?

İsmail Öz: Burada şunu ifade ediyoruz. Tecrübe aktarımına fırsat veren her şey, aslında bir profesyonellik modeline de yatkındır. Mesela siz eğer futbol oynamayı biliyorsanız o zaman hangi takımla maç yaptığınızın bir anlamı yok. Bu öğrenme süreçlerinde de böyle. Sınavlara hazırlanmayı, ders çalışmanın yöntemlerini biliyorsanız, derslerin değişmesi ya da konuların farklılaşması sizin için önemli olmamalı. Çünkü öğrenmenin yol ve yöntemleri aynıdır. Bu sebeple diyoruz ki, iyi bir öğrenmede tecrübelerden de istifade edin. Keşfedilmiş bir coğrafyayı yeniden keşfetme çabasına girmeyin. Bu keşif zaten her zaman olumlu netice vermeye de bilir.

İslamî Hayat: Aileler çocuklarının en iyi şekilde yetişmesini istiyorlar. Peki,en iyi şekilde yetişmek nedir? Bunun için iyi okullara göndermek yeterli mi? Çocukların okulda aldığı eğitim yeterli mi?

İsmail Öz: Elbette öğrenmede çevre faktörü son derece önemlidir. Farkındalık için buna çok ihtiyaç var. Fakat bu şu demek de değildir, “Başaranların hepsi iyi okullardan ve imkânları gelişmiş bölgelerden çıkar.” Bunun doğru olmadığını ispatlayan yüz binlerce örnek vardır. Bizim vurgulamak istediğimiz şey de tam bu noktada anlam kazanıyor. “Gayret Aşısı” ya da ruhun inşası. Eğer azimli bir ruh varsa, ihtiyacının farkına varmış bir kişilik söz konusuysa o zaman nerede ve ne şekilde okuduğunuzun pek bir ehemmiyeti kalmaz; bir dağ köyünde yaşayan çocuk gelir Etiler’deki çocuğun önüne geçer. Bunun da çokça örneği vardır. Sınavlarda birinci olmuş ya da üniversitelerin çok iyi bölümlerini kazanmış nice imkânsızlıklardan gelen gencimizi, çocuğumuzu tanıdım. Nitekim Ağrıda askerliğimi Mehmetçik Dershanesi müdürü olarak yaptım. Oradan bir öğrencimiz İstanbul Fen Lisesini kazandı; Türkiye 523. sü olarak. Bu gibi gerçekleri hep göz önünde tutmak gerekir. İlim, bilgi insan hayatındaki en adil olgudur. Mutlaka çalışmanız emek harcamanız gerekir. Manavdan ya da bakkaldan satın alınabilecek bir şey değildir. Çok zengin olmaktan ziyade çok çalışmak esasına dayalıdır.

İslamî Hayat: Sizin baba çocuk ilişkilerine dair çalışmanız var. Günümüzde aile içi iletişim eksikliğinin belki de en derin yaşandığı alan baba çocuk iletişimsizliği… Çoğu zaman “en son babalar duyuyor” veya bazen hiç duymuyor. İdeal baba çocuk iletişimine dair birkaç ipucu verirmisiniz?

İsmail Öz: Bugün elbette babaların çalışma hayatı çok yoğun. Çocuklarına vakit ayırmalar çok zor. Eve geldiklerinde de, ya çok yorgun olduklarından ya da televizyon ile meşgul olduklarından dolayı çocuklarıyla pek ilgilenemiyor. Fakat ne olursa olsun bir baba için en önemli kariyerlerden bir de “iyi bir baba” olmaktır. O vesileyle hiç olmazsa her gün çocuğumuza 15-20 dakikalık bir sohbet zamanı ayırmak zorundayız. Onu önemseyerek dinlemek ve önemsendiğini hissettirmek durumundayız. Aksi halde çocuğumuzla aramızdaki sosyal mesafe açılır ve yabancılaşmaya başlarız. Bu gün suç işleyen gençlerin önemli bir sorunu aileleriyle yabancılaşmalarıdır. Ailesiyle yabancılaşan genç kötü niyetli insanların hedefi ve kuklası haline daha kolay gelebiliyorlar. Çünkü ailesinden göremediği değeri bu yanlış insanlardan gördüğünü düşünen çocuklar onların istediklerini yapma konusunda daha müsait hale geliyorlar.

İslamî Hayat: Aile yapısı ve çocuk yetiştirme açısından günümüz Türkiye’sinde ebeveynlerin çoğu gelenekle modern arasında bocalıyor. Çocuklarımızı yarınlara hazırlarken nasıl bir denge kurmalı?

İsmail Öz: Anne babalar elbette çağın getirdiklerine duyarsız kalamazlar. Fakat çağın her getirdiğini de çocuklarına sunamazlar. Burada “yönetmek için bilmek” ilkesinden bahsetmemiz gerekir. Eğer bir anne baba çocuğunun yaşadığı çağa duyarsız kalırsa onu yönetmekte ve yaşamına dokunmakta sıkıntı çekecektir. Mesela bugün sosyal medya diye bir gerçeğimiz var. Anne baba bu gerçekten uzaksa çocuğunun bu alandaki yanlışlarını nasıl kontrol edecek? Fakat burada manidar olan bir şey de var elbette çocuğunu kurtarmaya çalışan anne babanın kendisinin de bu sosyal medyanın tuzaklarına düşme riski. Bunda çok enteresan örnekleri var. Neredeyse internet bağımlısı haline gelen anne babaların da çocuklarına yabancılaştığını biliyor ve görüyoruz.

İslamî Hayat: Hızla gelişen teknoloji çocukla ebeveyn arasında adeta bir uçuruma sebep oluyor. Aile yorgun argın televizyon karşısında, çocuk ders çalışma bahanesiyle internette… Ailenin bir araya gelmesi için nasıl çözümler bulunabilir?

İsmail Öz: Bunlardan diğer sorularda da bahsettik aslında fakat şu ilaveyi yapalım. Anne babalar çocuklarıyla bir ara gelebilmek ve bir aile duygusu kurabilmek zorundalar. Dağılmışlık duygusu aileler için adeta bir felaket habercisi olabilir. Bu sebeple çocukların ve anne babanın bir araya geldiği yemek saatleri ya da okuma saatleri, ortak zevk alınacak hobilerin oluşturulması çok yerinde ve faydalı olabilir. En azından belli saatlerde televizyon, internet ve telefonlar kapatılıp sadece aileye açık hale gelinebilir.

İslamî Hayat: Günümüzde önemli bir sorun da çocukların hayâ, edeb, saygı ve benzeri kavramları öğrenmeden yetişmesi… Çocukları sindirmeden, medeni cesaretini kırmadan saygı kavramını nasıl öğretebiliriz?

İsmail Öz: Burada saygı kavramı çok önemli. Bir kere çocuğumuz da olsa o farklı bir insan ve en azından insan olarak saygıyı hak ediyorlar. Saygı her insan için bir ihtiyaçtır aynı zamanda. Hırçın insanların bu duygularının altında yatan en önemli sebebin aslında saygı eksikliği olduğu da ifade edilebilir. Burada eğitimin şekli de devreye giriyor. Çocuklar bugün adeta evin kralı haline getiriliyor. Her istedikleri yerine getirilen bu çocuklar aslında potansiyel bir tehdit haline de gelebiliyorlar. Kendi ailelerinden aldıklarını başkalarından da istediklerinde, buna olumlu bir cevap bulamazlarsa ya hırçınlaşıyorlar ya da içe kapanıp hayata küsebiliyorlar. Burada ailenin tutumu oldukça önemli. Hayatın her zaman kazanma üzerine kurulu olmadığı ve hayatta kötü niyetlilerin de olduğu iyi öğretilmeli ve ona göre geleceğe hazırlanmalılar. Kaldı ki zorluklar insanın ruhen güçlenmesi, azminin gelişmesi adına oldukça önemli kazançlar da bırakırlar hayatımıza.
Bu vesileye herkesin evladının kendisi için ve ülkesi için bir umut olmasını temenni ediyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ediyorum. Selam ve dua ile…


Sayı : 32
Büyük Kapak