İstikbalin Mayalandığı Evler

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : Kapak

Hz. Ömer’in hilafeti zamanıydı. Müslümanlar İslam’ı tebliğ etmenin önündeki engelleri kaldırmak, insanları kula kulluktan kurtarıp, Hakka kulluk şerefine kavuşturmak için cihad meydanlarına koşuyorlardı. Elbette devrin büyük devletleri, İslam ordularının ilerleyişinden rahatsızdı. Sasanî imparatorluğu, Müslümanların fethettiği şehirleri geri alması ve Arapları geldikleri çöllere kadar sürmesi için başlarına genç bir kral seçmişlerdi. Hz. Ömer bunu duyunca Sa’d bin Ebi Vakkas komutanlığında İslam ordusunu görevlendirdi.

Kadisiye’de yapılacak olan bu savaş İslam âlemi için çok önemliydi. Sasanî ordusu çok kalabalıktı. Başlarında başarılarıyla ünlü bir komutan vardı. Tepeden tırnağa zırhlı askerleri, savaştan kaçmasınlar ve dağılmasınlar diye birbirlerine zincirlemişlerdi. Ordunun önünde ise otuz kadar fil bulunuyordu.

İslam ordusunun bu zorlu mücadele için yegâne silahı, her zaman olduğu gibi maneviyattı. Ordunun maneviyatını yükseltenler arasında dört oğlunu hitabetiyle savaşa hazırlayan meşhur kadın şair Hansa Hatun da vardır.

Çok güzel kahramanlık şiirleri söyleyen Hansa Hatun, Kadisiye harbine gönderdiği dört oğlunu tarihe geçen bir hitabetle şehadete koşturmuştu. Onun kendi oğullarına yaptığı konuşma, orada bulunan diğer mücahidleri de coşturmuştu.

Dört gün süren ve çok kanlı çarpışmalara sahne olan Kadisiye savaşı İslâm’ın zaferiyle sonuçlanmıştı. Bu zorlu savaşta Müslümanlar çok şehit vermişti. Hansa hatunun dört oğlu da, tıpkı annelerinin tembihlediği gibi kahramanca savaşıp şehadet şerbetini içmişlerdi.

Hansa Hatuna oğullarının şehit olduğu haberi getirildiği zaman “İslâmın zaferi için dört oğlum da feda olsun!” dedi.

İslam tarihinde böyle nice savaşlar meydana geldi. Çoğu maddi imkânsızlıklara rağmen iman kuvvetiyle kazanılan harplerdi. İşte bu iman dolu mücahitlerin arkasında, onları böyle bir kahramanlık ruhuyla yetiştiren anneler vardı. İslam tarihinin altın sayfaları bu anneler sayesinde yazıldı.

İslam dininin annelere ne kadar büyük bir değer verdiğini biliyoruz. Her zaman Peygamberimizin, “Cennet annelerin ayakları altındadır” (Nesâî, Cihâd, 12) hadis-i şerifini dile getiriyoruz. Annelik neden önemli, hiç düşünüyor muyuz?

Mayıs ayı girince televizyonlarda “Anneler Günü” hediyelerinin tanıtımı başlar. Zaten modern zamanlarda her şey maddileşmiştir, annenin onca fedakârlığı da bir hediye alınması vesilesine indirgenir. Elbette böyle önemli günler ve haftalar, şirketlerin pazarlama stratejileri için çok elverişlidir. Peki, anne olmanın anlamı gerçekten bu mudur?

Bir anne, evlat yetiştirmek için kendi bedenini, kanını, sütünü, emeğini, ömrünü, gençliğini verir. Yıllarca eve kapanır, hayatı kısıtlanır, yapabileceği birçok şeyden vazgeçer. Eline geçeni evladına saklar, onun için harcar, onun için biriktirir. Başka şeylerle uğraşırken bile aklı devamlı evladındadır.

Annelik duygusu, benzeri olmayan bir duygudur. Sanki tasavvuftaki “fani olma” ufkuna en yakın, en çok benzeyen haldir. Anne çocuğu için endişelenmekten kendini unutur. Peki neden?

Annelerin fıtratına konulmuş bu merhamet ve sahiplenicilik duygusunun hikmeti nedir? Çocuk yetiştirmek neden anne için bu kadar önemlidir?

Anneler Geleceğin Mimarıdır

Anne olmak, gelecek nesillere rahim olmak, istikbali doğurmak demek. Anne, yavrusunu sadece dokuz ay boyunca bedenindeki rahimde taşımaz; doğduktan sonra da dışarıdaki dünyaya hazırlamak için en az dokuz sene ev dediğimiz o rahimde talim ve terbiye ile yetiştirir. Cenin anne rahmindeyken maddi bir gelişim gösterir. Ev dediğimiz rahim ise bebek ve çocuk için hem maddî hem zihnî, hem hissî, hem de ruhanî bir gelişimin yaşandığı, güvenli bir ortamdır.

Anneler bu güvenli ortamda, son derece seçici bir şekilde evlatlarının midelerini, akıllarını ve gönüllerini besler. Onlara gıdanın temizini verdiği gibi, bilginin ve görgünün de doğrusunu, sahihini verir.

Allah-u Zülcelâl anne rahmini, cenini her türlü dış tehlikeden koruyabilecek şekilde katmanlar halinde korunaklı bir hücre şeklinde yaratmış. Oraya sadece bir ucu annenin damarlarından gelen kana bağlı olan göbek bağından gıdalar gelir.

Evlerimiz de öyle olmalı. Çocuklarımızın yediği içtiği, okuduğu, dinlediği, seyrettiği, sevdiği, benimsediği, örnek aldığı her şey annenin kontrolü altında olmalı. Çocuk, tehlikelerle dolu dış dünyaya çıkmadan önce bu güvenli alanda çok iyi yetişmeli. Evinde, annesinin verdiği talim ve terbiye sayesinde sahih itikat sahibi olmalı. Doğruyu yanlışı ayırt edecek şekilde zihni gelişimini tamamlamalı, güzel alışkanlıklar edinmeli. Böylece dış dünyadaki tehlikelerle yüz yüze geldiğinde başa çıkabilecek kadar hazırlıklı, donanımlı ve sağlam değerlerle beslenmiş olmalı.

Peki evlerimiz ne kadar güvenli? Anneler çocuklarını yetiştirme konusundaki sorumluluklarının ne kadar şuurunda?

Eminim sizler de görüyorsunuz, seminerler, konferanslar tertipleniyor, televizyonlarda tartışma programları hazırlanıyor ve sürekli “Kadının sosyal hayattaki rolü, kadının ekonomik özgürlüğü, makam ve mevkilerde kadın erkek eşitliği” gibi konular işleniyor. Sanki kadının evde çocuk yetiştirmesi sosyal hayattaki en önemli rolü değilmiş, kadın ancak erkekleşirse önemli bir hale gelirmiş gibi bir dil kullanılıyor.

Oysa Allah-u Zülcelâl kadını nafaka kazanmaktan sorumlu tutmamıştır ki, çocuğunun ev içindeki talim ve terbiye rolünü aksatmasın. Kadınların atölyelerde penye dikmesi, çağrı merkezlerinde telefonlara bakması, kuaförlerde saç fırçalaması, çocuk yetiştirmekten daha mı önemli? Bu işler para kazanılıyor diye önemli de, para kazandırmıyor diye çocuk terbiye etmek önemsiz mi?

Son zamanlarda ortaya çıkan aile yapısında çocukların maddi ihtiyaçları düşünüldüğü kadar terbiye ihtiyacı düşünülmüyor. Eğer kadınlar illa çalışacaklarsa, çocuklarını yetiştirdikten sonra veya onları ihmal etmeden çalışabilecekleri işlerde çalışmalı. Bunlar da mahremiyet ihtiyacımız sebebiyle sağlık, eğitim ve rehberlik gibi alanlarda, kendi hemcinslerine hizmet sunmalı. Yoksa anneler ucuz emek olarak sömürülmek üzere çocuklarından koparılmamalı. Çünkü anneliği ihmal etmenin faturası, üç beş kuruş maaşla telafi edemeyeceğiniz kadar büyük olabilir.

Günümüzde çocuklar ihmal sebebiyle pek çok tehlikelere maruz kalabilmektedir. Yeşilay derneğinin dikkat çektiği gibi, anne ve babanın takibinden mahrum olduğu için uyuşturucu maddelere alıştırılan çocukların sayısı bile yeterince ürkütücüdür. Evden kaçan, çetelere katılan, fuhşiyata sürüklenen çocukları kaç para geriye getirebilir? Çocuk ve gençlerin en verimli yıllarını televizyon ve internet karşısında tüketmeleri bile başlı başına ciddiye alınması gereken bir kayıptır.

Annelik Sanattır

Elbette kadınların iyi bir anne olması için evde oturmaları yetmiyor. Çocuklarına örnek teşkil edecek şekilde kendilerini yetiştirmeleri, güzel faaliyetlerle hayatlarını değerlendirmeleri, şuurlu ve maneviyatlı olmaları gerekiyor.

Annelik vazifesini güzelce yapmak için öncelikle anne olmaktaki maksadımızı sorgulamamız gerekiyor. Neslini devam ettirmek, her canlının bünyesine konulmuş bir duygudan kaynağını alıyor. İnsan ise herhangi bir canlı değil, öyleyse neslini devam ettirmek için bir gayesi olmalı.

Mümin bir anne, anneliğini de imanından kaynaklanan bir hayat görüşüne göre yaşamalı. Çocuğunu yetiştirirken değil, daha doğmadan önce çocuğa niyet ederken terbiye etmeye başladığını bilmeli. Evlilikteki tercihini yaparken, birlikte Allah'a güzel bir kul, Peygambere güzel bir ümmet olacak bir nesil yetiştirebileceği kişiyi seçmeye azmetmeli. Çocuk anne rahmine düştüğü andan itibaren helal yemeye, gözünü haramdan sakınmaya, gıybetten kaçınmaya bir kat daha fazla dikkat etmeli.

Doğum yaptığı zaman kendisine emanet edilmiş bu çocuğun terbiyesi için önce Allah'tan yardım istemeli, sonra da onun için en uygun şartları oluşturmalı.

Çocuğu sadece kötü tesirlerden korumak yetmez, zaten sonsuza kadar korumak da mümkün değildir. Çocuğa mutlaka bir kimlik kazandırmalıyız. Çocuğumuz mensup olduğu dinin, kültürün, medeniyetin niteliklerini öğrenmeli ve benimsemeli. Bunun için sadece iyi niyet yetmez, yöntemimiz de doğru olmalı.

Çocuklara henüz hazır olmadıkları bir çağda aniden bilgi yüklemek doğru olmaz. Bu onun dini konulardan usanmasına ve nefretle kaçınmasına sebep olur. Önce sevgi aşılamalı, aşinalık kazandırmalı. Bir pedagog şöyle diyor; “Çocuklar sünger gibidir; etraflarındaki kültürü emerler”

Gerçekten de çocuk, ailenin manevi atmosferini farkına bile varmadan içine çeker. Nasıl ki sigara dumanıyla dolu odada büyüyen çocuk adeta kendisi içmiş gibi etkileniyorsa, namaz kılınan, Kuran okunan, dua edilen evde yetişen çocuk da bu ortamın maneviyatını içine çeker.

Annenin ibadet konusundaki içtenliği kadar, dünya hayatına karşı tutumu da çocuk için belirleyicidir. Çocuk hayatta en çok değer verilecek şeyleri anne babasından öğrenir. Anne dünyevî hayata, maddî şartlara aşırı değer yüklerse çocuk da bu değerleri benimser. Eğer anne ahiret hayatı için yaşıyor, dünya işlerini bir vazife olarak sadece lüzumu kadar takip ediyorsa çocuk da ahireti hedefler.

Bu konuda elbette ailenin reisleri olan babalara önemli bir görev düşüyor. Allah-u Zülcelâl erkeklere, sadece para kazanma vazifesi vermemiş; çocuğuna güzel örnek olmak ve güzel terbiye vermek babaların da vazifesi.

Zaten babanın yolu ve örnekliği ters yönde olursa annenin tek başına çocuklarını terbiye etmesi pek mümkün olmaz. Çünkü çocukların gözünde baba daha önemlidir ve babanın tercihleri örnek alınmaya layık görülür. Ne de olsa baba para kazanmakta ve evde sözü geçmektedir.

Bu sebeple gelecek nesillerin yetişmesinde annelerin üzerlerine düşen görevi doğru ve güzel bir şekilde yapması için babaların da rehber ve denetleyici olması gerekir. Babalar uzun zaman ihmalkâr davranıp, sonunda ortaya çıkan sonuca öfkelenmek ve cezalandırmak yerine, zamanında çocuk terbiyesi konusuna ilgi göstererek, gerekli takibi yapmalıdır. Bunun için erkek çocuklarımızı da, gelecek nesilleri güzel yetiştirecek hanımları tercih edecek ve onların asli vazifelerinde destekleyecek şekilde yetiştirmeliyiz.

Hayatımızı adadığımız çocuklarımız, bizim iki dünyada da istikbalimizdir. Bilhassa ahiret gününde evlatlarımızın bize şikâyetçi değil şefaatçi olması için onların manevi terbiyesiyle yakından ilgilenmemiz gerekmektedir.


Sayı : 39
Büyük Kapak