İstikbâl Vaat Eden Bir Eğitim

Sayı : 19 / Eylül 2013, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Üniversite tercih zamanı...

Bu yazı kaleme alınırken, binlerce genç geleceklerini şekillendirecek tahsil ile ilgili tercihlerini yapıyorlardı. Bu yazı okunurken, tercih neticeleri belirlenmiş ve geri dönülmez adımlar atılmış olacak.

İstikbal vaat etmek diye bir deyimimiz var. Eğitim kurumlarının reklâmları hep gelecek üzerine vaatler üzerine kurulu, siyasetçilerin –acak –eceklerini aratmıyor.

“Falanca meslek, geleceğin mesleği!”

“Filanca saha, istikbal vaat ediyor.”

“Falan okulun mezunları, beş sene sonra mumla aranacak.”

“Sağlam bir iş, dolgun bir maaş garanti!”

“İtibarlı bir yarınınız olsun istemez misiniz?”

İnsan daima gelecek ile ilgili kandırılmıştır. Meçhulü olan ve daima merak edip durduğu gelecek hakkında kandırılmaya müsait olmuştur. Gerçekleri tersyüz eden sahtekâr aynalarda abuk subuk fallar okumuştur, hakikî ve şaşmaz pusulalara bakmak ve dosdoğru yoldan gitmek yerine.

Ta Âdem babasından, Havvâ anasından beri böyle...

Bir düşünelim:

Rabbimiz’in; “Şu ağaca yaklaşmayın!” emrine karşı şeytan, en büyük anne ve babamızı ne diyerek kandırdı?

“Yiyin şu ağaçtan da gazab-ı ilâhîye uğrayın!” demedi tabiî ki!

Onları gelecek vaatleriyle aldattı...

İşte o cümleler:

“Size ebediyet ağacını, hiç tükenmeyen bir mülkün yolunu göstereyim mi?” (Bkz. Tâhâ, 120)
“Bu ağaçtan yerseniz;
İki melek olacaksınız!
Cennette ebedî kalacaksınız!
Yeminler olsun ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum!” (Bkz. el-A’râf, 20-21)

Evet, sahte gelecek tüccarları, fânîlik ağacını, ebediyet ağacı diye yutturuyorlar.

Ezelden kıyâmete taktik aynı:

Kadîm yanlışlarına; “zamanın gereği” diyorlar. Çağ diyorlar... Çağdaşlık diyorlar. Modernlik diyorlar. İlerleme diyorlar. Piyasanın îcapları diyorlar. “İşin kuralı” diyorlar.

Emr-i bi’l-mârûfu, nehy-i ani’l-münkeri yani tebliği terk etmeye “din ve vicdan özgürlüğü”, “hayat tarzına müdahale etmemek” diyorlar.

Evlâdına hakikatleri öğretmeyip, onu bir müslüman gibi eğitmeyip, nefsinin pençesinde bırakmaya “pedagojik yaklaşım” diyorlar.

Gelecek çarpıtıcısı şeytan bununla da kalmıyor;

İnfakta bulunmayı, kardeşine yardım etmeyi düşünene; “Fakir düşersin, demedi deme!” diyor...

Yasakları çiğnemezsen istikbâlin yok olur, diyor.

Dürüst olursan kazanamazsın, aç kalırsın, diyor.

Hayâlı, iffetli ve edepli olursan seni kim fark edecek, evde kalırsın, diyor.

Daha süslü gelecek kandırmacaları da var:

“Gençlikte haramlara bulanarak gençliğini yaşamazsan (!) sonra içinde kalır, gelecekte daha kötü patlar, iyisi mi şimdi dağıt biraz!” diyor.

Çok acı neticeleri olan gelecek aldatmaları da var:

“Bakamazsın bu çocuğa, aldır! Yetiştiremedikten sonra doğurmuşsun ne ifade eder (!)” diyor.

Tercih demişken daha somutlaştıralım:

Şu tercih günlerinde babalara şu laflar fısıldanıyor:

“Madem çocuğunun puanı yüksek, falanca misyoner artığı, anlı şanlı okulu da tutuyor, oraya göndermek mecburiyetindesin, onun geleceğine yazık edemezsin!”

Öyle tezat ki!

“Düşük puanlı olsa, mecbur bir Kur’ân kursuna, İmam-Hatip lisesine verip geçerdin, fakat mâdem evlâdın zeki, puanı fen lisesini tutuyor, o zaman onu ehl-i dünyaya kurban vermek zorundasın! Bütün önceliklerini, inançlarını, kabullerini ayaklarının altına alacak ve karman çorman ortama oğlunu, kızını göndereceksin. Aksi hâlde geleceğini katletmiş olursun!” deniyor.

Şuur altına bakın:

Zeki bir çocuğun dinî tahsil almasına, düzgün bir ortamda okumasına “yazık” gözüyle bakılıyor.

Bütün bu telkinlere aldanıp da er-geç gelecek olan gelecekte “saâdet yerine sefaletle” karşılaşanlara şeytan ne diyor?

İşte şeytanın, kandırdığı milyonlar için hazırladığı cevap:

Okuyalım:

“Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın! (Çünkü) artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allâh’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” (Bkz. İbrahim, 22)

Nerede onca felsefeler, -lojiler, -gojiler, -izmler?

Hepsi boş birer vaatten ibaret...

Tıpkı bir dolandırıcının sahte reklâm hileleri gibi...

Gelecek ile ilgili yalancı vaatler ve onlara aldananların âkıbeti şu fıkrada ne güzel anlatılmış:

Âhiret ile ilgili fıkra söylemek pek uygun değilse de, mesajı işin dünyadaki manzarasına aynen uyduğu için paylaşalım:

Güya, öbür tarafa varan kişiye cenneti de cehennemi de gösterip seçimi kendine bırakmışlar.

Adam görüntülere bakmış. Cennet pek sakin ve monoton gelmiş. Cehennem ise görüntülerde hiç de fena bir yer değilmiş. Dünyada albenili, ekranları dolduran, herkesin peşinden koştuğu bir sürü sîmâ... Herkes hareket ve eğlence içinde! “Böyleyse ben cehennemi seçeyim.” demiş.

İşlemler tamamlanıp içeri girince görmüş ki, cehennem, bildiğin cehennem!.. Ateş ve azapla dolu. Kaynar sular, zakkumlar, irinler ve zebânî kırbaçlarıyla yağıyor!..

Feryad etmiş:

“–Ama o gördüklerimiz böyle değildi?!.”

Şu mânidar cevabı almış:

“–Onlar reklâm görüntüleriydi!”

Dünyada şeytanın ve gönüllü adamlarının gelecek ile ilgili reklâm filmlerine inananlar, aynı feryâdı basacaklar.

Şeytan ve avenesinin durumu böyle...

Diğer yanda yontulmamış nefsin de kendi geleceği konusunda kafası karışık.

Bazen çok küstah ve aşırı iyimser...

Bazen çok korkak ve son derece kötümser...

Bazen;

“Pek ihtimal vermiyorum ya, varsa bir âhiret, nasıl olsa orada da dört ayak üstüne düşerim!” diyerek şımarıyor; azıcık vicdanı sızlasa bu sefer de;

“Allah benim gibi bir günahkârı asla bağışlamaz, benden adam olmaz, cennete de gidemem öyleyse ben en iyisi dünyanın tadını çıkarmaya devam edeyim!” şeklindeki kötümser bir kurnazlığa başvuruyor.

Babalar bazen çok iyimser... “Ben pislik çukuruna iteleyim, fakat bizim oğlan tertemiz kalır Allâh’ın izniyle!” diyebiliyor.

Bazen de çok karamsar ve kötümser... “Oğlanı artık kaybettik. Yapacak bir şey yok!” diyor.

Çünkü insan, kendi geleceğini berbat etmek istiyor! (el-Kıyâme, 5)

Kendi geleceğini günaha bulamak istiyor.

Bunun için kıyâmeti inkâra yelteniyor.

Ya inancıyla;

Tamamen inkâr...

Yahut da davranışlarıyla;

Erteleyerek...

İnsanın gelecek konusundaki en büyük hatası; geleceği, gelecekte meydana geleceği mutlak olan, ölüm, haşir, hesap gibi vâkıaları çok çok uzak görmesi... Tevbe etmek, hâlini düzeltmek konusunda olumlu düşünse de mîlâdı hep gelmeyen yarınlara erteleyenler, Efendimiz’in tabiriyle; müsevvifûn/yarıncılar helâk olmakta...

O hâlde tek çıkar yol;

Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem’in tavsiyesi üzere her an; “veda etmekte olan kişi” hâlet-i rûhiyesi içinde olmak...

Geleceğin hemen eşiğinde olduğunu müdrik olmak... Kapıyı çalacak, gürültülü geleceğin, milyon sene sonra da gelse, hazırlıksız bir kişi için “bağteten” yani âniden geleceğinin şuurunda olmak...

Onca alâmeti bildirildiği hâlde, kıyâmet âniden gelecek buyuruluyor. Çünkü o bağıra bağıra gelse de, ona sağır kesilen için, gelişi sürpriz olacak.

Gelecekle ilgili sahte reklâmlara değil, gerçek vaatlere itimat etmek gerek...

Dünya dershânesinde, üç günlük tahsili o mutlak gelecek olan geleceğe göre tanzim etmek gerek.


Sayı : 19
Büyük Kapak