Üstün Şahsiyetli Nesil Yetiştirmek İçin

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Annelik vazifesi Allah-u Zülcelâl’in kadınlara verdiği çok önemli bir kulluk görevidir. Her anne geleceğin Müslümanlarını yetiştiren bir öğretmendir. Allah-u Teâlâ dünyaya gönderdiği o her şeyi sıfırdan başlayarak öğrenmeye muhtaç yavruyu, anne gibi sabırlı bir öğretmene emanet etmiş, bunun için de annelerin fıtratına çok özel sezgiler ve ikna yetenekleri yerleştirmiştir. Anne terbiyesi adeta suyun sabırla damlaya damlaya taşı delmesi gibi, çocuğun fıtratına yavaş yavaş tesir eder ve kalıcı bir şekil verir.

Kadının fıtratında annelik sanatını icra etmesi için lüzumlu bütün yetenekler vardır. Bir anne bu yeteneklerini kullanarak çocuğunu hayata hazırlamazsa ona karşı vazifesini yapmış olmaz. Çocuğu terbiye etmeyip kendi haline bırakmak merhamet değil merhametsizliktir.

Ne yazık ki günümüzde annelerin birçoğu çocuğunun bedenî ve zihnî gelişimine ilgi gösteriyor ancak ruhî gelişimine yeterli ilgiyi göstermiyor. Hâlbuki bir annenin gerçek manada rahmet timsali olması için çocuğunun ebedi hayatına öncelik vermesi, manevi yönden onu hayata hazırlaması gerekiyor.

Kesilmeyen Sevap Kapısı

Allah-u Zülcelâl erkeklere nafaka kazanmak, askerlik yapmak gibi bir kısım sosyal görevler yüklerken kadınları bu görevlerden muaf tutmuştur. Çünkü Müslüman bir anne için evlatlarını iyi bir şekilde yetiştirmek, hayattaki en mühim görevidir.

Allah-u Zülcelâl’in bize emanet ettiği nesillerin iyi bir kul, iyi bir Müslüman olarak yetişmesini sağlayabilirsek onların kazanacağı sevaplardan bir hisse sürekli bizim amel defterimize yazılacaktır.

Peygamber efendimiz buyuruyor ki, "Müslüman öldüğü zaman üç şeyin dışında bütün amellerinin sevabı kesilir. Bunlar, şunlardır: İnsanlığa faydası devam edip giden eser. İnsanların faydalandığı ilim, Kendisine hayır dua eden iyi bir evlât." (Müslim, Vasıyye, 14)

Saliha anneler, kendilerinden sonra Allah'ın dinine hizmet edecek, Allah'ın adını yüceltecek nesiller yetiştirmeyi bir görev bilmelidir. Hatta kendi yetiştirdiği neslin, Allah'ın dinine hizmette öncü roller üstlenmesini arzu etmek bir Müslüman’a yakışan görevdir.

Allah-u Teâlâ, bizlere geçmiş salih kimselerin şu duasını örnek göstermektedir: “Onlar, ‘Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle’ diyenlerdir.” (Furkan, 74)

Edeb En Büyük Mirastır

Elbette İslam’a hizmette öncü olabilecek nitelikte şahsiyetlerin yetişmesinde dikkat edilecek bazı incelikler vardır. Bunun en güzel örneğini bizzat Peygamberimizin ehl-i beyti eğitip yetiştirirken dikkat ettiği inceliklerden anlayabiliriz.

Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma'nın ilk doğumu yaklaştığı zaman ona uğrayıp; “Çocuk doğunca bana haber vermeden çocuğa hiç bir şey yapmayın!” tembihinde bulunmuştur. Çocuk doğunca onu sarı renkli bir beze sarmış olan ebeye kızmış ve beyaz bir beze sarmıştır.

Böylece henüz yeni doğmuş bir bebek olmasına rağmen torununa kadınlara mahsus bir renk olan sarı kundağı uygun görmemiş, sadelik bakımından erkeklere daha uygun görülen beyaz kundağa bürümüştür. Peygamberimiz torunlarını çok küçük yaştan itibaren helal haramı öğretmiştir. Hz. Hasan radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:

" (Küçükken) Zekât hurmalarından bir hurma alıp, ağzıma atmıştım. Hz. Peygamber o hurmayı ağzımdan salya ile çıkardı. Oradakiler "Ya Rasûlallah, bu çocuğun ağzına attığı tek bir hurmayı, niçin geri çıkardın?" dediler. O da "Biz Âl-i Muhammed'e sadaka (zekat) helâl değildir." buyurdu."

Hatırladığım diğer bir hadis de "Seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak, ilgilendiren şeylere bak..." hadisidir.

Yine Dedem Hz. Peygamber bana şu duayı da öğretmişti:

"Ey Allah'ım! beni hidayete erdirdiğin kimselerden eyle, âfiyet verdiğin kişilerden eyle, dost edindiğin kullarının arasına kat! Verdiğin şeyleri benim hakkımda mübarek kıl ve hüküm verdiğin (takdir ettiğin) şeyleri şerrinden de koru. Senin dost edindiğin bir kişi asla zelil olmaz." (Ebu Dâvûd, Salat, 340; Tirmizî, Ebvâbu's-Salât, 341)

Bu hadis-i şerifler Peygamberimizin henüz beş yaşlarındayken torununa eğitim ve terbiye vermeye dikkat ettiğini göstermektedir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!” (İbn Mâce, Edeb, 3)

Peygamberimizin aile efradını ve çocuklarını nasıl terbiye ettiğine dair birçok hadis-i şerif vardır. Mesela Peygamberimizin himayesinde yetişen, hanımı Ümmü Seleme’nin oğlu, Ömer bin Ebi Seleme radıyallahu anh şöyle anlatmıştı:

“Ben, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kucağında küçük bir oğlan çocuğu idim. Yemek yerken elim, yemek tabağının içinde dolaşırdı. Rasulullah bana:

“Ey çocuk! Besmele ile önünden ye!’ buyurdu. Bundan sonra hep böyle yaptım. (Buhari; 5478)

Peygamberimiz küçük yaştan itibaren çocuklara edep öğretirdi. Yedi yaşına geldiği zaman ise ibadetlere alıştırmaya başlardı. Ashabına, “Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün,” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 26; Tirmizî Salât, 299.)

Dövmekten kasıt, döveceğini belirterek işi ciddiye almasını sağlamaktır. Böylece çocuk anne babanın bir iki kere söyleyip usanmayacağını, bu işin peşinde olacağını anlar. Yine de dinlemezse yüzüne ve başına vurmamak şartıyla, arkasına bir iki ufak tokat atılması çocuğa işin önemini anlatır. Bu birkaç tokat çocuğu cehennem ateşinden kurtaracak şefkat tokadıdır.

Her çocuk aynı değildir. İnce anlayışlı çocuklar söylemeye bile ihtiyaç bırakmadan, kaş göz işaretinden anlar. Kimisi ise sık sık hatırlatmaya ihtiyaç duyar. Bazı çocukların iradesi zayıftır, anne babanın denetimine, hesap sormasına ve korkutarak ikaz etmesine ihtiyaç duyarlar.

İşaretten anlayana söz söylemek bile zulümdür. Ama laftan anlamayana lüzumlu korkutmaları yapmak gerekir. Anne babanın elini kolunu bağlamak terbiyeyi etkisiz hale getirir. Çocuk anne babanın ceza vermeye hak sahibi olduğunu bilirse, ceza tatbikine gerek kalmadan itaat edecektir.

Malumdur ki, iyi cins bir atı yarışlar için hazırlamak, sütçü beygiri yetiştirmekten farklıdır. Seyisler cins atların yiyeceklerinin miktarını, günlük koşu idmanlarını dikkatle takip ederler. Bunun gibi, kabiliyetli çocukların yüksek seviyelere çıkmasını sağlamak için de üzerilerinde biraz durmak gerekir. Buna en güzel örnek Peygamberimizin halası Hz. Safiye’nin, oğlu Hz. Zübeyir’e verdiği terbiyedir.

Hz. Safiye radıyallahu anhâ çok disiplinli bir anneydi. Oğlunun eğitimini sıkı takip eder, şefkat duygusuna mağlup olmaz, sık sık ikaz ederdi. Bazen oğluna sertçe davrandığını görenler bunun sebebini sorduklarında, onun iyi yetişmesi için böyle yaptığını söyler ve şöyle ilave ederdi: “Çünkü o, ileride orduları idare edecek…” Gerçekten de Hz. Zübeyr büyüdüğünde güçlü bir lider, İslam mücahidi ve komutan oldu. Efendimiz’in, “Her peygamberin havarisi, yardımcısı vardır. Benim de havarim Zübeyr’dir” iltifatına mazhar oldu.

Eğitim Denge İster

Elbette çocuk eğitiminde dengeye çok dikkat edilmelidir. Sonuçta çocukların yetişmesi için uzun bir sabır dönemine ihtiyaç vardır. Çocuk fıtratı zayıftır, kırılgandır. Onlardan çok sabırlı olmaları beklenemez. Meşru ihtiyaçlarının karşılanması, ihmal edilmemesi, hem merhametin hem iyi terbiye vermenin gereğidir.

Bir atasözümüzde, “Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin,” denilmiştir. Çocukların eğitiminde ölçü çok önemlidir. Çocuğun karnı aç ve gözü başkasında kalmayacak kadar ihtiyaçları giderilmelidir.

Peygamberimiz kendisine hediye edilen meyveleri yanında bulunan küçük çocuklara verir, bazen çarşıya adam göndererek onların iyi beslenmesi için meyve alırdı. Kızı Hz. Fatıma'yı ziyarete gittiklerinde, torunu Hasan uyku arasında su istediği zaman bizzat kendileri kalkıp su getirerek, hem ona, hem de kardeşine içirirdi. (Ahmed b. Hanbel, I, 101) Oyun sırasında kirlenince temizlenmelerine dikkat ederdi.

Kısacası Peygamberimiz çocukları bakımsız bırakmaz, beslenmesine dikkat eder. Hatta kişinin helal olmak ve israfa kaçmamak şartıyla, ailesine harcadığı nafakanın en sevaplı sadaka olduğunu da bildirmiştir.

“Yukarıdaki, veren el; aşağıdaki, alan elden daha hayırlıdır. Sadaka verme işine, önce bakımını üstlendiğin kimselerden başla.” (Buhârî, Zekat 18; Nesâî Zekat 60)

Peygamberimiz yetim, kimsesiz ve yoksul çocukların ihtiyaçlarını helal yoldan gidermeye de önem vermiştir. Onların harama yönelmekten muhafaza etmek için sahip çıkılmasını, hem ihtiyaçlarının giderilmesini, hem de manevi eğitimlerinin verilmesini teşvik etmiştir.

Peygamberimiz kötü yetiştirildiği ve ihmal edildiği için yanlış yola düşen çocukları tatlı sözle ikaz ederdi. Hurma ağaçlarını taşladığı için kendisine getirilmiş bir çocuğu kınamamış ve azarlamamış, "Bir daha ağaçları taşlama yavrum, altına düşenleri alıp ye!" diyerek doğru hareketi öğretmişti. Ardından da başını okşayarak, "Allah'ım, bu yavrunun karnını doyur" diyerek duada bulunmuştu. (İbn Mâce, Ticârât, 67)

Çocuğa Maneviyat Aşılamalı

Çocuk eğitimi sadece söylediklerimiz ve yapıp ettiklerimizle sonuca ulaşabileceğimiz bir mesele değildir. Sonuçta çocuk bizden ayrı bir kişiliğe sahiptir, bir süre kendi kararlarını kendisi verecektir. Bize düşen zamanında ona güzel bir maneviyat aşısı vurmaktır. Bunun en güzel örneği Hz. İsmail’dir.

Hz. İbrahim aleyhisselam Allah'ın emriyle sevgili oğlunu ıssız bir vadiye bıraktı. Ama Allah-u Zülcelâl onu öyle edeplendirdi ki, babası onu kurban edeceğinden bahsettiği zaman teslimiyetle Allah'ın emrine boyun eğdi. Bunda bizim için bir sır var. Hz. İbrahim ve Hz. Hacer Allah'a nasıl teslim olduysa, oğulları da onlardan aldığı maneviyat aşısıyla, canını feda edecek kadar Allah'ın emrine teslim olan bir kul oldu.

İşte Allah-u Zülcelâl, Kâbe’nin inşasını böyle bir nesle nasip eyledi. Onları yeryüzünde Allah’a ibadet edenlerin imamları kıldı. Soylarından pek çok peygamberler ve müminler getirdi.

Ümmet-i Muhammed’in geleceğini de yine böyle maneviyat aşısı almış evlatlar inşa edecektir. Allah-u Zülcelâl bizlere güzel ahlaklı, sağlam şahsiyetli evlatlar yetiştirmeyi nasip etsin. Âmin.


Sayı : 43
Büyük Kapak