Üstün Zekâlı Çocuklar İçin Özel Eğitim

Sayı : 28 / Haziran 2014, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Eğitim dediğimiz zaman genellikle çocuklarımızın iyi bir okul kazanmasını, meslek sahibi olmasını anlıyoruz. Hâlbuki eğitim, çocuklarımızın sahip olduğu yetenekleri geliştirmesi için ona rehberlik etme süreci demektir.

Birçok eğitimci, mevcut eğitim anlayışımızın tek tipleştirici bir anlayış üzerine kurulu olduğu yönünde eleştiriler yapmaktadır. Sınıflara otuzar kırkar kişi olarak doldurduğumuz çocuklarımıza aynı müfredatı uyguluyoruz. Hepsinin aynı dersleri okumasını ve aynı sürede öğrenmesini bekliyoruz. Ama bu sistem çocukların bir kısmını zorluyor, bir kısmına ise çok basit geliyor ve can sıkıntısına yol açıyor.

Çünkü çocukların hepsi aynı zekâ türüne ve seviyesine sahip değiller. Bugün artık çoklu zekâ anlayışına göre, her çocuğun farklı farklı zekâ türlerine sahip olduğu düşünülüyor. Ne yazık ki bu öğrencilerin kapasiteleri sadece “bilişsel yetenekler” yönünden değerlendiriliyor.

Hatta bilişsel yetenekleri bakımından üstün bir potansiyele sahip çocuklar da yeterince değerlendirilmiyor. Her yıl dünyaya gelen 100 çocuktan yaklaşık 2’si üstün zekâlı dediğimiz yüksek zekâ bölümüne sahip olarak doğuyor.

Bu çocuklar akranlarına nazaran bilgileri ve olaylar arasındaki ilişkileri kolay kavrıyorlar. Bundan dolayı farklı sorular soruyorlar, akranlarından farklı konuları merak ediyorlar. Bu öğrencilere zekâ seviyelerine uygun bir eğitim verilmezse standart eğitim faaliyeti içinde sıkılıyorlar. Bu sebeple üstün zekâlı çocukların özel bir eğitim programında yetiştirilmesini savunan eğitimciler var. Ancak bu konunun hassasiyet gerektiren yönleri de var.

Üstün zekâlı çocuklar, bir ülkenin altın madenlerinden çok daha büyük bir servet. Bilhassa günümüzde ülkelerin en büyük zenginlik kaynağı teknoloji olduğu için, bilim alanında çalışacak ve ülkesine büyük değerler kazandıracak gençler çok büyük bir öneme sahip. Gelişmiş batı ülkeleri, üstün zekâlı öğrencileri üniversitelerde veya şirketlerin araştırma-geliştirme çalışmalarında istihdam ederek onları kendi medeniyetleri için kullanıyorlar. Bu yüzden bir ülkenin kendi üstün zekâlı ve yetenekli çocuklarına sahip çıkması, petrol kuyularına sahip çıkması kadar önemli.

Pek çoğumuz bilmiyoruz ama aslında ülkemizde üstün zekâlılar için bir okul projesi vardı. Fatih ilçesinde, İstanbul Üniversitesinin binaları arasında bulunan Beyazıt İlk ve Orta Okulu…

Fakat bu okul geçtiğimiz aylarda velilerin şikâyetleri ve gösterileriyle gündeme geldi. Şu anda da projeden vazgeçilmiş görünüyor. Biz de bu konuyu detaylıca araştırmak üzere okula bir ziyaret gerçekleştirdik. Umarım okulun müdür yardımcısı Turan Öztürk ile gerçekleştirdiğimiz sohbet hayırlara vesile olur.

İslamî Hayat: Turan Bey, öncelikle bize okulun kuruluşu ve çalışmaları hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Turan Öztürk:
Okulumuz Millî Eğitim Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi arasında 2002 yılında imzalanan protokol gereğince, Üstün Zekâlı öğrencilerin eğitim alabileceği Türkiye'de tek İlköğretim kurumu olarak eğitim vermeye başlamıştır. Türkiye’de ilk kez, Üstün Zekâlıların Eğitimi Ana Bilim Dalı bu Üniversitemiz bünyesindeki Özel Eğitim Bölümü’nde kurulmuştu. Burada yetişen öğretmen adaylarının eğitim ve uygulamaları için okulumuz bir proje okulu olarak tahsis edilmişti.

Öğretmen adayı olan üniversite öğrencileri, her hafta Beyazıt İlköğretim Okulundaki üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerle uygulama sınıflarında bir araya getirilerek eğitilmeye çalışılmaktaydı. Uygulama sınıflarında, her sınıfta 12’si üstün 12’si normal zekâ bölümüne sahip olmak üzere 24 öğrenci vardı. Üstün zekâlı öğrenciler sadece aritmetik ve fen bilgisi derslerinde, kendi hızlarına göre ilerlemeleri için normal yaşıtlarından ayrı bir sınıfta destek eğitimi görüyorlardı.

Bu modelde, bir yandan Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel eğitim programı kullanılmakta, bunun yanında Düşünce becerileri, sosyal beceriler, yaratıcı düşünce başlığı altında özel çalışmalar yapılıyordu. Gaye, öğrencilere sistematik düşünce becerilerinin kazandırılmasını, zekânın tüm yönlerinin ve üretkenliğin geliştirilmesiydi.

İslamî Hayat: Bu çok güzel bir projeye benziyor. Peki öğrenciler nasıl seçiliyordu? Mesela biz bu okuldan yeni haberdar olduk. Çocuğumuzun bu okula seçilmesi için şartlar neydi?

Turan Öztürk:
Bu okula öğrenci seçmek için özel bir sınav düzenleniyordu. Ama açık söylemem gerekirse ideolojik bir kesim bu okula kendi istedikleri öğrencileri bir şekilde yerleştiriyordu. Mesela inançlı kesimlerin çocuklarını buraya almamak için, tabi belli oluyor, çocuğun diyelim ki adı Muhammed, Enes, o zaman alınmıyor. Ben onların istemediği bir çocuğun kaydını yaptırdım diye beni şikâyet ettiler.

O bahsettiğim çevreler kendi istedikleri çocukları yerleştirmek için farklı yollar deniyorlar. Tabi bu okula seçme yapılırken uygulanan testler var. Bu testlerden bir şekilde temin ediyor ve çocuklarını çalıştırıyorlar. Belki çocuk 120 puan alabilecek, normal zekâ bölümüne sahip bir çocuk ama testlere aşinalık kazanarak 160 alabiliyor. Zaten bu testlerin güvenilirliği de bir süreden beri sorgulanıyor.

Testlerden yüksek puan aldığı halde önemli bir başarı ortaya koyamayan çocuklar da çok oluyor. Açıkçası biz çocuklara özel eğitim programı tertipledik, matematik olimpiyatlarında dereceler kazandık ama bunun ötesinde “Dâhice bir proje” diyebileceğimiz bir proje ortaya koyamadık. Bunun yanında bizim bir sorunumuz da şu oldu, özel okullar, bizim okulumuzdaki gerçekten üstün zekâya sahip öğrencileri burs sağlayarak kendi okullarına çektiler. Elbette onların sunduğu imkânlar çok daha farklı, bizim laboratuarımız ve imkânlarımız sınırlı.

İslamî Hayat: Zaten okul öncesi çocukların zekâlarını ölçmek ne kadar doğru bir değerlendirme olur? O dönemde çocuğun ortaya koyabildiği başarı, okul öncesi yaşantısına, ev ortamına, ailesinin sosyoekonomik durumuna bağlıdır.

Turan Öztürk:
Tabi ki, mesela köyde yetişen bir çocuk belki çok zeki ama hiç böyle geometrik şekilli oyuncakları olmamış, bilgisayar görmemiş, bu testlerin mantığına yabancı. Ama şehirde, çocuğuna bilgisayar almış, zekâ geliştirici oyuncaklar almış bir ailede yetişen çocuk bu testlerle ölçülen türde ilişkileri kavramaya daha müsait olabilir. Aslında doğru yöntem şu olmalı: üstün zekâlı öğrenciler, ilkokul dördüncü sınıfı bitirince seçilmeli. Böylece daha doğru ve adil bir seçim olur. Ondan sonra, hemen her bölgede ve İstanbul’da birkaç ilçede özel okullar seçilmeli. Bir de madem özel eğitim, bu okulların müfredatı farklı olmalı. Bu çocuklar okullara öğrenci seçmek için uygulanan sınavlardan sorumlu tutulmamalı.

Çünkü “sınava hazırlık” bizim özel çalışmalarımızı baltalıyor. Çocuk test çözeceğim diye hiçbir bir proje üretmiyor. O zaman ne farkı kaldı? Bunu söylediğim zaman bana “Olur mu hiç öyle şey!” dediler. Halbuki özel yetenekli çocukların eğitimi farklı olmalı.

İslamî Hayat: Hocam çocuğun sadece teorik bilgi öğrenmesi yeterli mi? Yani dâhilerin hayatına baktığımızda, onların dehalarının ortaya çıkışına vesile olan bir sorun görüyoruz. Onlar özel eğitimden çok; mesela bir sorunla karşılaşıp bunu nasıl aşarız, diye sancı çekmişler, olaya farklı bir açıdan bakmışlar. Bir de meselenin “Duygusal zekâ” yönü var, yani yılmaz bir savaşçı olmak, defalarca denemek, vazgeçmemek… Belki buna “manevi zekâ” demek lazım.

Turan Öztürk:
Elbette. Bu çocuklara ülke meseleleri, dünya meseleleri anlatılmalı. İlgileri ve merakları yönlendirilmeli. Benim en büyük hayalim, çocuklara ilham verecek kişileri buraya getirsem, onlara özel konferans verse… Ülkemizin neye ihtiyacı var, nasıl sorunları var. Bunlarla ilgili nasıl çalışmalar yapılmalı, bunları anlatsa…

Onları şevke getirse. Bu iş biraz da usta çırak ilişkisi içinde olması gereken bir iş… Bu özel çocuklara en iyi rehberliği ancak kendileri gibi “özel yetişkinler” yapabilir… Bakın bu mesele çok mühimdir. Gelişmiş ülkeler, burs vererek, imkân sağlayarak zeki çocukları kendi ülkelerine çekiyor. Hatta bazı özel okul ve vakıf okulları da bu işe aracılık ediyor. Ne yazık ki, kendi bağışlarımızla kurduğumuz okullar, bizim zeki çocuklarımızı toplayıp İngiliz- Amerikan uygarlığına hizmet ettiriyor. Çocuk bakıyor ki, o ülkelerde kendisine sağlanan imkânlarla iyi para kazanacak, tabi milli bir duyarlılığı olmadığı için gidiyor. Orada çok para kazanıyor ama yine o ülkede harcıyor.

Bu sebeple bu çocuklara millî ve manevî eğitim verilmesi de çok önemli. Ülkesini, insanlarını tanımalı, onları sevmeli, zekâsını onların sorunlarını çözmek için kullanmalı. Bu da dediğim gibi onlara ilham verecek büyükleriyle bir araya getirmek suretiyle olabilir. Ama ne yazık ki bunu yapamadık. Şimdi de okulumuz kapatıldı, proje iptal edildi. Okulumuz Özel Eğitim müdürlüğüne bağlıydı ama şimdi Temel Eğitim Müdürlüğüne bağlanarak sonlandırıldı. Ancak bu çalışma orta eğitim olarak devam edecek diye bir söylenti de var.

İslamî Hayat: Neden böyle oldu? Daha da yaygınlaştırılması gerekirken kapatılması doğru mu sizce...

Turan Öztürk:
Bu bir projeydi. Başarısına bakılarak örnek alınacaktı veya başarısız olursa sonlandırılacaktı. Meclis Eğitim Araştırma Komisyonundan inceleme yapmak üzere bir heyet geldi. Öğrencilerle, öğretmenlerle ve velilerle görüşüp rapor hazırlayacaklardı. Bakmışlar, “veli memnun değil, öğretmen memnun değil, öğrenci memnun değil,” diyerek olumsuz rapor yazmışlar. Bu sebeple proje sonlandırıldı. Bana sorarsanız, ben özel eğitime taraftarım. Çünkü normal bir zekâ seviyesine sahip çocuk, bir konuyu kavramak için tekrara ihtiyaç duyar. Birkaç kere örnek çözmelisiniz.

O sırada üstün zekâlı çocuk çoktan kavramıştır, ilerlemek ister, farklı konuları merak eder, sorular sorar. Öğretmen mecburen normal öğrencilerle ilgilenmek zorundadır. Bu çocuğu yerinde duramayan, sorular soran, sıkıntı kaynağı bir çocuk gibi algılar. Yani çocuk üstünlüğü yüzünden dışlanır duruma düşer. Bu konuda araştırmalar vardır. Eğer üstün zekâlı çocukları eğitmezsek bunlar suç makinesi olabiliyorlar. Bu bilgisayarlara virüs yazanlar, siteleri çökertenler, nitelikli dolandırıcılar, zekâsına uygun eğitim alamamış çocuklardan çıkıyor. Biz bu çocuklara iki kanatlı eğitim vermeliyiz. Ama bu okuldaki sorun başka. Burada veliler ideolojik yaklaştılar, okulu devamlı şikâyet ettiler.

İslamî Hayat: Gazetelerde şöyle bir haber okuduk, Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı soru üzerine demiş ki “Çocuğa üstün zekâlı diye etiket koymak doğru değil.” Bazı öğretmenler de özel eğitime karşı imiş. “Çocuklar gerçek hayatta her türlü insanla bir arada yaşayacak. Bu yüzden kaynaştırma usulü daha doğru. Özel eğitimle çocuğu toplumdan soyutlamak yanlış” diyenler var. Sizin görüşünüz nedir?

Turan Öztürk:
Özel çocukların eğitiminde velinin bu konuyu olgunlukla karşılaması çok önemli. Aile çocuğa “Sen üstün zekâlısın,” demezse, farklı bir tavra girmezse bir sıkıntı olmaz. Ama bizim velilerimiz çocuğa, “Sen üstünsün, süper zekâlısın. Sen ondan daha akıllısın,” diyor ve onu öğretmene karşı kışkırtıyor. Çocuğa böyle kibir yükleyince çocukta saygısız davranışlar başlıyor. Veli de gelip öğretmenlerle, idarecilerle kavga çıkarıyor. Hatta “Ben de onun annesi babasıyım, onun akıl hocasıyım” diye kendine bir paye çıkarıyor. Zaten okulun kapatılmasına sebep olan da bu gibi davranışlardır. Hâlbuki okulumuz başarılı idi. SBS’de birinciliğimiz var. İmkânlarımız iyi olsaydı daha iyi de olabilirdi.

İslamî Hayat: Demek ki, bir dahaki sefere velilere psikolojik danışmanlık ve rehberlik yapılması gerekiyor. Çünkü bu çocuklar çok hassas değil mi? Muhakkak siz de duymuşsunuzdur, yabancı ülkelerde yaşanmış bir olay var: üstün zekâlı bir genç var, hep okullarda burs kazanıyor. Anne babası ona cerrah olması yönünde baskı yapıyorlar. Çocuk birden sinirleniyor ve bıçağı çekip anne babasını deşiyor. Şimdi hapiste, devlet ona bilgisayar sağlamış. Orada devlet için programlar yazıyormuş. Kendisini af ile salıvermek istiyorlar ama çocuk çıkmak istemiyor. Herhalde dış dünyada kendi iradesiyle baş başa kalmaya korkuyor. Gerçekten bu çocuklar çok özel, onlara çok dikkatli davranılmalı.

Turan Öztürk:
Tabi ki. Bu bir tecrübedir, bana kalırsa buradaki hatalardan ders alınarak daha iyi şeyler yapılabilir. Ben ümidimi kesmiş değilim. Konuya ilgi duyan eğitimcilerle bir araya gelip yeni projeler geliştirmeyi arzu ediyorum.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ederiz. Biz de bu konunun takipçisi olacağız. Güzel haberler alırız inşaallah.


Sayı : 28
Büyük Kapak