Surdaki Delik: Kuşkulu Hâller

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : Tefekkür

Salih amel sahibi şahsiyetin imtihanı genellikle haramla değildir. Şeytan, onun günahkâr kişi gibi harama düşmesinden umudunu kesmiş, ona yönelik yöntemlerini değiştirmiştir. Şeytanın onunla ilgili planlarının yolu kuşkulu hususlardır.

Hani bazı hususlar vardır, onların helâl veya haramlığında şüpheye düşeriz, mekruhlardır bunlar.

Ya da açıkça haram hâller içinde olanlardan sakınırız da hâlinden emin olmadığımız kişiler vardır, haram içinde olabileceğine dair işaretler var ama biz onu haramlardan sakınan bir kişi kabul ederiz de hâlimizi ona açarız, onunla yakınlık kurmaya çalışırız, onunla dostluk kurarız.

Bir de sınırları aştım mı aşmadım mı tereddüdünde ölçüyü aşma vaziyeti? Herhâlde kuşkulu durumlardan en çok bununla imtihan olur salih amel sahibi kişi.

Varsayalım ki bir yerde bir konuşma icra edilmektedir, dedikodu mu değil mi? Emin olunmaz. Doğrusu bu kuşkulu vaziyetten uzak durmaktır. Ancak şeytan aleyhillane için kuşku surda delik gibidir.

Dışarıdaki düşman şeytan, içerideki düşman nefisle bir olur, surun deliğinden içeriye adım adım ve sinsice sirayet etmeye çalışır. Her adımında üfleyerek kalbi uyuşturur, “Burada haram adına bir şey yok. Görünüşte harama benziyor ama asla haram değil işte” diye inandırır. Salih amelle çevrelenmiş suru deler, içeri dalar ve maazallah o dedikoduya bulaştırır; kişiyi salih amelden uzaklaştırdığı gibi onun salih amellerinin erimesine, dedikodusunu yaptığı kişilerin hanesine yazılmasına yol açacak bir hâle düşürür.

Nice kişi vardır, helal ve haramları karışık kişilerle dostluklarından dolayı harama bulaşmışlardır ve nice kişiler vardır ki haramdan sakındıkları hâlde aradaki hususlar onları adım adım güzel ahlaklarından, başkalarının haklarına karşı hassasiyetten uzaklaştırmış, salih amellerle örülü bir dünyadan, günahların karanlığına yolcu etmiştir.

Şeytan ile nefsin işbirliği yaparak kurdukları bu tuzağa düşmemek, Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem’in tavsiyelerine uymakla mümkündür. Onun tavsiyelerine inananın, Onun kılavuzluğuna razı olanın yolculuğu selametli, ahlak kalesi sağlam olur.

Nu’man bin Bişr radiyallahü anh, bu hususta gözümüzün nuru sallallahü aleyhi vesellem’den şu mühim uyarıyı duymuştur:

"Şüphesiz helâl da bellidir, haram da bellidir. Ancak bunlar arasında helâl mi, haram mı olduğu belli olmayan birtakım şüpheli şeyler vardır; ben bu konuda size bir misal vereceğim: Şüphesiz Allah celle celalühü (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. Biliniz ki, Allah'ın korusu haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını korunun etrafında otlatan kişi, her an oraya dalabilir ve şüphesiz şüpheli şeylere dalan kişi de (harama) her an cesaret edebilir.”(Buharî)

Bu ne güzel tasvir… Sürüsünü korunaklı bir bahçenin, sahipli bir otlağın etrafında otlatan, her an o korunaklı bahçeye, o sahipli otlağa sürüsüyle dalabilir, sürüsünü zapt etmeye çalışsa da ona engel olmayabilir.

Nefis de akıldan yoksun sürü gibidir, sadece doyum peşinde koşar ve herhâlde nefsi hoşuna giden şeylerin etrafında dolaştırıp zapt etmek, sürüyü göze hoş görünen bir otlağın etrafında tutup oraya girmesini engellemekten daha zordur.

Birazcık kaba bir söz ama açıklayıcı olduğu için aktarma ihtiyacı duyuyorum: “Meyhanenin etrafında dolaşan, bir gün kapısından girer” dermiş, günahkârlar.

İyisi mi meyhanenin etrafında dolaşmamak, günaha sevk eden mekândan uzak durmak… Büyükler böyle yapmışlardır, oralara yaklaştıklarında yollarını değiştirmişlerdir.

Dedikodunun, gıybetin nefse hoş gelen bir tarafı vardır. Kusuru başkalarında bulmanın, başkalarının kusurunu abartarak tatmin olmanın verdiği bir hoşluktur bu. Nefis onu bulduğu yerde ona dalmak ister, ona yaklaşıldığında onu gemlemek güçleşir. Ona yaklaşmayan ise daima selamettedir.

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem ve ashabı kuşkulu hususlar konusunda müthiş bir duyarlılığa sahiptiler. Onlar, sadece haramlardan değil, kuşkulu şeylerden de rahatsız olur, kuşkulu şeylerden haramdan sakındıkları gibi sakınırlardı.

Bir gün Allah’ın Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem yatağına yatmış fakat sabaha kadar uyuyamamış ve yatağında dönüp durmuştu. Sabahleyin bu sıkıntının sebebi sorulduğunda Gözümüzün nuru şu cevabı vermiştir:

“Yatağımı hazırlarken yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum. Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde (bazı zamanlarda) sadaka ve zekât hurmaları da bulunuyor. Ya bu hurma, onlardan ise! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa-sola dönüp durdum. Bir türlü gözüme uyku girmedi.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned)

Kendilerindeki bu duyarlılık ashabına da geçmişti:

Hz. Ebûbekir Efendimiz radıyallâhu anh’ın bir hizmetkârı ona şahsi kazancından ikramda bulunmuş, Hazreti Ebûbekir de ondan bir lokma almıştır:

Bunun üzerine hizmetkâr; “–Her akşam bana kazancımın mahiyetini sorardın, bu akşam sormadın.” der.

Hazreti Ebûbekir radıyallâhu anh:

“–Çok açtım, sormayı unuttum, söyle bakalım nasıl kazandın?” diyerek açıklamasını ister.

Hizmetkâr:

“ Falcılıktan anlamadığım hâlde câhiliyye devrinde falcılık yaparak bir adamı aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık size ikram ettiğim bu yiyeceği verdi.” deyince Hazreti Ebûbekir radıyallâhu anh, derhâl parmağını boğazına götürüp (bütün eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini çıkarır ve

“Yazıklar olsun sana! Neredeyse beni helâk ediyordun!” der.

Kendisine;

“Bir lokma için bu kadar eziyete değer miydi?” diyenlere de şu cevabı verir:

“Canımın çıkacağını bilseydim, yine de o lokmayı çıkarırdım. Çünkü Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“Haramla beslenen vücudun müstahak olduğu yer, cehennemdir! buyurdular.” (Buhârî)

Hz. Ömer Efendimiz radıyallâhu anh’ın da zekât develerinden sağılma sütü içinden dışarı atıncaya kadar uğraştığı rivayet edilmiştir. (İmam Malik, Muvatta)

İslam’ın önderleri haram konusunda işte bu kadar hassastılar. Bizlere böyle bir hassasiyet bıraktılar. Bizden kim o hassasiyette olursa, cehennemden beri olur inşaallah.

Rabbim, bizi o hassasiyete sahip olanlardan eylesin. Amin!


Sayı : 65
Büyük Kapak