Suriye Bilmecesi

Sayı : 2 / Nisan 2012, Konu Başlığı : İslam Dünyası

Suriye bize ne kadar yakın, ama hakkında doğru bilgilerimiz ne kadar az…
Güneydoğu illerimizdeki halkımızın çoğunun Suriye’ de akrabaları var. İki ülke halkı birçok ortak değere sahip… Dini, mezhepleri, hürmet gösterdiği âlimler ve mürşitler ortak...

Komşumuz ve din kardeşimiz Suriye halkının felaketi ve dünyanın bunu sessizce seyretmesi hepimizin en büyük üzüntüsü…

Öte yandan burada olup bitene teessür hissetmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Çünkü bölgede bir mezhep savaşının pimini çekmeyi ve bölgeye çökmek için fırsat kollayan batılı güçlere aradığı fırsatı sunmayı hiç kimse istemiyor.

Peki, Suriye’yi bu kadar karışık bir bilmece haline sokan nedir? Bunu anlamak için gelin güncel politikayı bir yana bırakıp tarihe yolculuk yapalım.

Saltanat Düzeninin Başkenti: Şam

Suriye’nin Hz. Ömer zamanındaki fethinden bu yana İslam tarihinde büyük önemi vardır. Çünkü Emeviler döneminde başkent olarak kullanılan Şam şehri buradadır.

İslam’dan önce Bizans’ın tesiri altında kalmış bu bölge, askeri vesayete ve saltanata dayalı yönetim biçiminin İslam’a girmesine sebep olmuştur. Yani İslam tarihinde saltanat düzeninin tarihi bu topraklarda başlamıştır. Ancak Şam ve civarı Abbasiler devrinde başkentin Bağdat’ a intikal etmesinin etkisiyle genellikle muhalif grupların toplandığı bir bölge haline gelmiştir.

İslam’dan önce Bizans’ ın tesiriyle Hıristiyanlaşmış Araplar, yıldıza tapan gruplar ve gizli mezhepler bu bölgede dağınık hallerde bulunmaktadır. İslam’dan sonra bu gruplar Nusayrilik gibi aşırı inançlara sahip grupların nüvesini teşkil etmiştir. Aslında Dürzî ve Nusayrîlerin Şiî rengine boyanması, Karmatîlerin idareleri döneminde olmuştur.

Osmanlı döneminde, bütün inanç gruplarına hoşgörü siyaseti sayesinde bölgede birçok din ve mezhep kendi geleneklerini sürdürmüştür. Fakat bu grupların eğitimine ve davetine yeterli önem verilmediğinden olsa gerek dışlanmışlık hissiyle kendi içlerine kapanmışlardır. Bu halleri İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlerin onların üzerinde oyunlar oynamalarında cesaret kaynağı olmuştur.

Misyonerlerin Mektuplarında Nusayrîler

Osmanlının zayıfladığı son asırda bölgede cirit atan casuslar ve misyonerler en çok Nusayrîleri Hıristiyanlığa döndürmekten umutlanmışlardır. Çünkü bu mezhep, İslam’ın mukaddes günlerine riayet ettiği gibi Hıristiyanların bayramlarını da kutlar. Hatta bayramlarında şarap içer.

Bu sebeple haklarında bilgi toplayıp raporlar yazan casuslar bu grubun Hıristiyanlaştırılması için bölgeye misyonerlerin sevk edilmesini istemişlerdir. Ancak bölge halkı Hıristiyanlaşmayı reddetmiştir.

Birinci dünya savaşı sonunda 1920 yılında bölgeyi işgal eden Fransız idaresi, bölge halkının işgali şiddetle reddetmesi sebebiyle daha fazla tutunamayacağını anlamıştır. 1944 yılında ülkeden çekilip Suriye’ nin bağımsızlığını tanımıştır. Zaten batılı emperyalistler işgal ettikleri toprakları ellerinde tutamayacaklarını iyi biliyorlardı. Cezayir’de, Libya’da, Fas’ta yaşadıkları onlara bunu öğretmişti.

Bu sebeple işgal güçleri o toplumlarda azınlıkta olan grupları veya köklü kültürü olmayanları işbirlikçi olarak yetiştirmeye önem vermiştir. İslam’dan uzaklaşıp batıyı üstün kabul edecek bir ideolojiyle eğittiği gençleri askeri- sivil bürokrat olarak yüksek mevkilere yerleştirmeyi de ihmal etmemiştir. Bugün Suriye isminin bile tarihi bir dayanağı yoktur. “Süryanî” Hıristiyanların memleketi anlamına gelen bu ismi Fransızlar uygun görmüştür.
Bütün çağlarda, bütün Firavnî nizamların halkı ezme metodu hep aynıdır. Kuranı kerimde bu metottan şöyle bahsedilir: “Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüzleştiriyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.” (Kasas: 4)

Batının da Suriye’de yaptığı budur. Aynı hileye birçok İslam ülkesinde başvurmuştur. Kendilerine yakın gördükleri bir grubu devlette hâkim konuma getirip zulümlerine alet etmişlerdir. Bunu Nusayrîleri çok sevdikleri için yapıyor değiller; aksine Nusayriler hakkında yazdıkları raporlarda, “yönlendirilmeye müsait, ilkel, cahil, kavgalarında kinci bir grup” diye bahsediyorlar, “Kızılderililere yakın bir ilkellikte” diyerek aşağılıyorlardı.

Kirli Hesaplar

Bugün Suriye nüfusunun sadece % 14 ünü teşkil ettiği halde Nusayriler orduda ve bürokraside önemli mevkilere gelmişlerdir. Bu bürokratlardan Savunma Bakanı Hafız Esed’in 1970 yılında yaptığı darbeyle ülkede Baas partisi oligarşisini kurmuş ve diğer bütün gruplar siyasi hak ve hürriyetlerden mahrum edilmiştir.

Halkın Baas partisi diktasına boyun eğmesinin bir nedeni de bu rejimden önce ülke idaresinin sık sık el değiştirmesi ve bir türlü istikrarın sağlanamamasıdır. Çünkü 1949 ile 1970 yılları arasında çok sayıda darbe yaşanmıştır, Suriye’de…

Öte yandan Nusayri Hafız Esed batıya arzu ettikleri kadar sadık kalmamış, soğuk savaş dönemi boyunca Sovyetlerle işbirliği yapmış ve İsrail’ e karşı İran’la yakınlaşmıştır. Bu yakınlıkta İran ile Suriye’ nin İsrail’e karşı düşmanlık ortak paydasında birleşmesi etkili olmuştur. Yakınlaşmanın neticesinde Suriye İsrail’e karşı savaşan İran’ın desteklediği Hizbullah örgütüne ev sahipliği yapmıştır.

Ancak Suriye yönetiminin İhvan ı Müslimîn’e mensup muhalefeti kanlı katliamlarla bastırması ve İran’ın buna sessiz kalması da kafaları iyice karıştırmaktadır. Ne yazık ki bugün Suriye meselesi Müslümanlar için karmaşık bir bilmeceye dönüşmüştür.

Bir yanda 1982 yılında yaptığı katliamların benzerini tekrar eden zalim bir idare, bir yanda bu idareyi bertaraf etme bahanesiyle bölgeye yerleşmeye hevesli Batılı ülkeler…

Bir yanda adeta İran ve Türkiye gibi bölgenin iki önemli İslam ülkesini mezhep kavgasına sürükleme çabası gösteren NATO yönetimi; bir yanda Amerika’ nın Suriye’ye yerleşmesini istemediği için akan Müslüman kanını umursamayan Sovyet ve Çin bloğu…

Kısacası Müslümanlar için zorun zoru bir dönem… Allah (c.c. ) Müslümanlara bu zor dönemi kazasız belasız atlatmak için basiret ve güç versin. Amin.


Sayı : 2
Büyük Kapak