Suudi Arabistan’dan Yemen’e Askeri Müdahale

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : Medya Gündem

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Yemendeki Husi militanların başkent Sana'da, kentlerde kontrolü ele geçirmesi üzerine hava harekâtı başlattı. Husi militanların önde gelen Yemenli liderleri ev hapsine alması üzerine Hadi yönetimi, Arap Birliği ve uluslararası topluma, acil askeri müdahale çağrısı yapmıştı. 26 Mart'ta Husilere yönelik hava harekâtında çok sayıda sivil ve militan hayatını kaybetti. Yemende tutuşan ateşin bütün İslam âleminde mezhep savaşına yol açmasından endişe ediliyor.

Yemen’de Neler Oluyor?

Petrol ticaretinde önemli bir konuma sahip olan Yemen’in tarihine kısaca göz atarsak Güney Yemen’in 1967'ye kadar İngiliz işgalinde kaldığını görüyoruz. 1918'de Kuzey Yemen'in bağımsızlığını kazanmasından sonra yönetim bir süre Zeydî imamlar tarafından sürdürüldü. 1962'de gerçekleştirilen darbeden sonra ise cumhuriyet rejimi ilan edildi. Ancak bu olay ülkeyi bir iç savaşa soktu ve 1967'de Kadı Abdurrahman İryani cumhurbaşkanı seçilmesine kadar sürdü.

Güney ve Kuzey Yemen’in birleşmesi 1990'da gerçekleştirildi. Kuzey Yemen, Zeydî mezhebine mensup olanların yoğun yaşadığı ve antiemperyalist bir düşünceye sahip bir bölge. Güney Yemen tarafı 1994'te Kuzey'den tekrar ayrıldığını bildirerek bağımsızlığını ilan edince Kuzey Yemen yöneticileri bunu kabul etmeyerek isyancı Güney Yemen birliklerinin mevzilerine yönelik saldırılarını şiddetlendirdiler. Şu an ülkede ABD ve Suudi Arabistan’ın desteklediği rejim ile onu devirmek isteyen birkaç ayrılıkçı grup çatışma halinde. Bölgede hem Yemen el-Kaidesi, hem Baasçı zihniyete sahip kavmiyetçi sosyalistler, hem de Zeydî mezhebine mensup olup İran’ın desteklediği Husiler silahlanmış durumda.

Yemen’de İhvan hareketinin uzantısı diyebileceğimiz, İslâmi anlayışa sahip Yemen Islah Birliği partisinin de siyasi faaliyet yapıyor. Gençler arasında epey taraftarı olan bu parti, 1993 seçimlerinde ikinci parti olacak kadar taraftara sahip. Müslüman Kardeşler çizgisi de bu ülkedeki Amerikan yanlısı hükümete karşı muhalefet yapıyor ancak yöntem olarak şiddete başvurmuyor. Arap ülkelerindeki yöneticilerin en büyük hatası, batının telkinlerine boyun eğerek İslami siyaset hareketine baskı uygulamaları ve halkın tercihlerine saygı duymamaları… Bunun neticesinde gençler fanatizme kaydığı için sünnî gruplar el-Kaide benzeri örgütlere yönelirken şiî gruplar da İran’ın etkisine giriyorlar.

Aslında bu durum batının tezgâhladığı bir oyundur. Bölgedeki yer altı kaynaklarını sömürmeye devam etmek isteyen batı ülkeleri, halkın idarede söz sahibi olmasını istemiyor. Müslüman halkı etnik ve mezhebi kimliklerle bölüp birbirine düşürerek iç savaşlarla etkisiz hale getirmeyi hedefliyor.

Bölgede bir Arap -Fars veya sünnî- şiî savaşı çıkması, İsrail’in de işine geliyor. Müslümanların birbirine düşmesi, bilhassa Suudî Arabistan ve İran gibi iki büyük ve petrol ihracatçısı ülkenin, Irak ve Suriye’den sonra Yemen’de de karşı karşıya gelmesi, Siyonizmin ekmeğine yağ sürüyor. Bunun için bölgedeki halk, Şiilik ve selefiliğin fanatik uçlarına sürükleniyor. Oysa Zeydîlik, ifrat bir şiî hareketi değildir. Zeydîler, Hz. Ali’nin imametine ve onun neslinden gelen beş imama inanırlar ancak Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e dil uzatmaz, onların hilafetinin de caiz olduğunu kabul ederler. Çünkü İmam Zeyd, huzuruna gelip Raşid Halifeleri kötülemek isteyenleri reddetmiş ve “Siz rafızîsiniz” diyerek kovmuştur. Zeydilerin “12. İmam gaiptir, geri gelecek” gibi İslam itikadıyla bağdaşmayan inançları yoktur, muta nikâhını da kabul etmezler. Ancak son zamanlarda İran’ın yayılmacı politikaları, bu mezhep mensubu gençleri silahlandırması, bölgede bir mezhep savaşının fitilini ateşliyor.

Hıristiyan dünyası, kendi içlerindeki mezhep savaşlarının sonunda dinden umudunu kesti, sekülerleşti. Batı dünyası İslam âlemi için de aynı senaryoyu pazarlama derdinde. İnsanlığın son kurtuluş ümidi olan İslam’ın umut olmaktan çıkmasını, savaş ve terör üreten bir çıbanbaşı gibi görülmesini hedefliyorlar. Ümmetin bu vahim hatadan dönmesi için bozuk fırkaların Ehl-i sünnet ve tasavvuf çizgisine dönmesi çok önemli.

Mezhepçi Yayılmacılık Büyük Tehlike

Körfez ülkeleri, İran’ın kendi bünyelerindeki mezhebi farklılıkları kaşıyarak bu unsurları hareketlendirmesinden uzun zamandan beri endişe ediyorlardı. Türkiye ise uzun zaman komşusu olan İran’a yönelik Batı ambargosu karşısında tavırlıydı. Çünkü bu ambargo Türkiye’yi kayba uğratıyordu. Ayrıca İran’a karşı takınılan tavırda İsrail’in çıkarları uğruna bir İslam ülkesini sindirme niyeti hâkimdi.

Türkiye, Batı’nın nükleer çalışmalar konusunda çifte standartlı tavrını da eleştiriyor, İsrail’e gösterilmeyen tepkinin bir İslam ülkesine gösterilmesini reddediyordu. Körfez ülkeleri Türkiye’nin İran’a, meşruiyyet zemini oluşturmasından endişe ediyordu.

Esasen Türkiye’nin İran konusundaki tavrı, Müslüman’a yakışan, iyi komşuluk ilişkisine uygun, ilkeli ve adil bir tavırdı. Ancak İran, Irak’tan sonra Suriye’de de mezhepçi ve yayılmacı bir tutum sergileyerek bu kardeşçe tavrı hak etmediğini göstermiş oldu. Yüz binlerce insanın katledilmesine karşı en küçük bir tepki göstermeyip Nusayri idaresini destekleyen bir devletin “İslam Cumhuriyeti” olma vasfı anlamını yitiriyor.

Tuhaf bir şekilde Amerika İran’a ekonomik ambargo uygulayarak komşularını mağdur ederken, bölgeye müdahaleleriyle İran yayılmacılığına uygun bir zemin sundu. İran, Irak’ta şimdi de IŞID’dan boşalan yerlere şiî militanlar yerleştirerek bölgede mezhep savaşının zemininin döşüyor.

Türkiye mezhep savaşı istemediği için İran’ın yayılmacı tutumuna karşı net bir tavır koyma noktasına geldi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Riyad ziyaretinde İran’dan “yayılmacı ve ayrımcı” sıfatlarıyla söz etmesi ve “İran ve terörist gruplar çekilsin” ifadesi de bu net tavrın işareti.

Günübirlik İran ziyareti dönüşünde de, "Benim hep en büyük korkum mezhepçilik taassubudur." Diyen Erdoğan, “Birileri 'Daha fazla silah satabileceğimiz bir pazar oluşturalım' mantığıyla hareket ediyor. Bunun olmaması için inşallah bir gayret koyalım, diyoruz,” dedi.


Sayı : 39
Büyük Kapak