Takva Mektebi Ramazan

Sayı : 64 / Haziran 2017, Konu Başlığı : Kapak

Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh bir gün şöyle demişti:

“Allah-u Zülcelâl’in tek bir namazımı kabul ettiğini bilmem, benim katımda dünya ve içindekilerin hepsinden daha sevimlidir. Çünkü Allah-u Azimüşşan bir ayet-i kerimede buyuruyor ki: “Allah ancak muttakîlerden (sakınanlardan) kabul eder.” (Mâide; 27)

Malum olduğu üzere takvâ, Allah’a karşı duyulan içten bir saygı ile O’nun emir ve yasaklarına uymakta ciddiyet, titizlik ve hassasiyettir. Kalbinde kesin ve samimi bir imanı olanların sergilediği dini gayretin adıdır, takva...

Bizim ahirette geçerli tek akçemiz, son nefeste iman üzere göçmektir. Ancak imanın sıhhati, son nefese kadar muhafazası, mümin için müşkil bir meseledir. İşte bir bakıma takva, imanın sıhhatinin ve muhafaza olduğunun bir işareti yerindedir.

Eğer bizi her yerde, her zaman gören, yaptıklarımızı bilen, hatta kalbimizden geçen hislerden bile haberdar olan bir Allah'a iman ediyorsak elbette ona karşı takvalı olmamız, yani rızasını, beğenisini, sevgisini kazanmak için hep dikkatli olmamız gerekir.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede: “Eğer mümin iseniz Allah’a karşı takvâ sahibi olunuz” (el-Mâide, 11, 57, 88) takvânın imanın bir tezahürü olduğunu işaret etmiştir.

Kur'an-ı Kerim’de pek çok ayette ahirette güzel âkıbetin takva sahiplerine verileceği bildirilir. (Tâhâ; 132; el-Kasas; 83; Sâd; 49; ez-Zuhruf; 35) Âhirete götürülecek en iyi azık takvâdır. (el-Bakara, 197) Cennet takvâ sahipleri için hazırlanmıştır (Âl-i İmrân, 133; el-Hicr, 45; ed-Duhân, 51)

Peki takva bu kadar kıymetli bir şey ise biz nasıl takvalı olabiliriz? İşte bunun reçetesi de yine Kur'an-ı Kerim’de bildirilmiştir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 183)

Allah-u Zülcelâl nasip eyledi, bir Ramazan-ı şerif ile müşerref olduk, elhamdülillah. Rabbimiz bizi pek çok nimet ve kerem ile mükerrem kılmış. Bizi sadece nefsi için yaşayan mahlûkattan biri olarak yaratabilecekken akıl ve iman sahibi, eşref-i mahlûkat bir mümin insan olarak yaratmış.

Bu şerefin kadrini kıymetini bilip, kaybedenlerden olmamamız için bize rehberlik edecek hidayet vesilelerini göndermiş. Bizi bu ahir zamanın fitneleriyle baş başa terk etmemiş, dosdoğru yoluna irşad eden kâmil mürşidler nasip eylemiş.

Bütün bu nimetlerden sonra hala gaflette olan biz kullarını “takva mektebi” Ramazanı şerife kavuşturarak büyük bir fırsat bahşetmiş.

Oruç En Etkili Takva Talimidir

Oruç tutmak, malum olduğu gibi nefse çok zor gelen bir ameldir. Hepimiz orucun çok etkili bir sabır alıştırması ve ihlas imtihanı olduğunu biliriz. Bir insan bilhassa bu yıllarda olduğu gibi uzun ve sıcak günlerde orucunu tam tutuyorsa –inşallah- iman, ihlas takva sahibi ve sabırlı bir kuldur.

Oruç ameli takva duygusu olmadan yerine getirilemez. Çünkü insan kalbinde Allah'a karşı samimi bir iman ve Allah korkusu olmadığı sürece bu zor amele sabredemez. Öte yandan insan Allah korkusuyla oruç tuttukça daha sabırlı olacak ve nefsine boyun eğdirecektir. Böylece nefse zor gelen diğer ahlaki ve vicdani salih amelleri yapmaya güç bulabilecektir, inşallah.

Dikkat edersek Kur'an-ı Kerim’de takva kelimesi daha çok nefse zor gelen ahlaki görevlerle birlikte zikredilmiştir.

Çünkü takva her ne kadar amellerde kendini gösterse de aslı kalptedir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de buna işaretle, eliyle göğsüne işaret ederek, “Takvâ buradadır” demiştir. (Müslim, “Birr”, 32; Tirmizî, “Birr”, 18)

Alışkanlık haline gelen bazı amelleri işlemeye devam ederken önüne çıkan bazı dünyevi menfaat ve arzular söz konusu olduğunda yoldan çıkıveren bir kişinin takvalı olduğu söylenemez. Yahut kendisine ağır bir sorumluluk yüklemeyen, fedakarlık gerektirmeyen amelleri işleyen ama fedakarlık gerektiren bir ahlaki mesuliyet söz konusu olduğu zaman yüz çeviren bir kişinin kendini muttaki sayması bir aldanış ve avunmadan başka bir şey olamaz.

Öyleyse nefsimizi hesaba çekelim ve düşünelim, eğer takvamızı ölçen bir tartı olsaydı, bizim takvamız orada kaç okka çekerdi?

Kesin olarak biliyor ve iman ediyoruz ki mahşer günü zaten mizan terazisinde boyumuzun ölçüsünü alacağız. Ama o zaman pişman olmak için çok geç olacak. Öyleyse şimdi önümüze gelen hadiselere karşı tavrımızı gözden geçirerek kendi takvamızı ölçelim. Bakalım Allah'ın takvalı dediği kullar arasına girebiliyor muyuz?

Mesela pek çok ayete göre takva sahipleri “Allah yolunda infak ederler,” (Bakara 3, Âl-i İmran 134, Teğabün 16)

Biz ne kadar kendi nefsimize harcıyor, ne kadar dünya emelleri ve endişeleri için mal topluyor, ne kadar Allah için infak ediyoruz?

Ayet-i kerimede takva sahipleri hakkında, “Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dilerler.” (Zariyat 17 ve 18) buyruluyor.

Ya biz ne yapıyoruz? Akşam kaçta yatıyor, gece kaçta uyanıyoruz? Gecelerimizi nasıl bir hissiyatla değerlendiriyoruz.

“Sabırlıdırlar.” (Bakara 45 ve 177, Âl-i İmran 17-20-186, Hud 115, Kehf 28) buyurulan kullardan mıyız?

Biz Allah'ın emirlerine, yasaklarına ve başımıza gelen hallere ne kadar sabrediyoruz? Allah yolunda hizmet için ne kadar sabırlıyız?

“Affedicidirler,” (Âl-i İmran 134, Nisa 149, Şura 37, 40 ve 43) buyruluyor.

Biz mümin kardeşlerimizi affediyor muyuz? Hoş görüyor muyuz? Allah için sevmeyi esas haline getirip nefsanî husumetleri bir yana koyabiliyor muyuz?

“Öfkelerine hakim olurlar.” (Âl-i İmran 134) buyuruluyor.

Biz Allah için öfkemizi yutuyor muyuz? Ağzımızdan kötü bir söz çıkmasın; elimizden, dilimizden hiçbir müminin gönlü incinmesin diye hassasiyet gösteriyor muyuz?

“Söz verdikleri zaman sözlerini yerine getirirler.” (Bakara, 177) diye tarif edilen kullardan mıyız?

Allah'a ve kullarına verdiğimiz sözü namus biliyor muyuz? “Ne pahasına olursa olsun sözümü tutmam gerekir,” diye kararlılık gösteriyor muyuz?

En önemlisi, Rabbimiz takva sahipleri hakkında “Dosdoğru olurlar.” (Tevbe 7) buyurmuş.

Dosdoğru muyuz? Her hâlukârda bir müslümana yakışan dürüstlüğü ortaya koyabiliyor muyuz? Konuşurken en ufak bir yanıltıcı beyan ve hakkı gizlemeden sakınıyor muyuz? Kulağımıza gelen söylentileri başkalarına aktarırken kaynağını araştırıyor, doğruluğundan emin oluyor muyuz? İşlerimizde en ufak bir hile, hurda, ihmal ve noksanlık olmamasına dikkat ediyor muyuz? Güvenilir ve dürüst olmak için ne kadar fedakarlık gösteriyoruz?

İşte bu ve bunun gibi daha birçok ayet-i kerimeden anlıyoruz ki takva sahibi olanlar, her halinde, hareketinde sürekli Allah'ın razı olacağı şekilde hareket eden, razı olmayacağı şeylerden kendini sakınan, çok dikkatli, çok gayretli kullardır. Bunu başarmak da elbette Allah'ın yardımıyla olur.

Bu yüzdendir Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir duasında: “Allahım, nefsime/kalbime takvâsını ver!” diye Allah'tan yardım istemiştir (Müslim, “Zikir”, 73; Nesâî, “İsti’aze”, 13).

Bizler de Allah-u Zülcelâlden takvayı istemeliyiz. Çünkü kurtuluşumuz takva ile mümkündür. Ramazan ayı da, insanın kalbini takva hassasiyetine ayarlamak için çok büyük bir fırsattır.

İki Rehber: Oruç ve Kur’an

Rabbimiz, takvalı olmak isteyen kullarına bu mübarek ayda iki eğitici ve rehber göndermiştir. Bunlardan biri Allah'ın kullarına olan hitabı, yani Kur'an-ı Kerim’dir. Rabbimizin beyanına göre, Kur’an takvâ sahibi olanlar herkes için bir hidayet kitabıdır (el-Bakara, 2; Âl-i İmrân, 138; el-Mâide, 46)

Kur'an-ı Kerimi hem Arapça lafızlarıyla hem manasıyla birlikte çokça okumak insanı dünya ahiret felaketlerinden kurtarır, felaha eriştirir. Çünkü Rabbimizin ebedi bir mucizesi olan, ruha inşirah veren o lafızları okumak manevi yönümüzü inkişaf ettirir.

Manasını bir tefsirden ve tesirli sohbetlerden tezekkür ve tedebbür üzere okumak veya dinlemek ise kalbimizden gafleti sıyırır, uyanışa, silkinişe vesile olur. Böylece insan kendini başıboş zannetmenin verdiği rehaveti üzerinden atıp gayrete gelir, Rabbine karşı nasıl olması gerekiyorsa öyle edebli ve takvalı olur.

Rabbimizin takvalı olmak isteyenlere gönderdiği ikinci rehber de oruçtur. Oruç insanın tokluktan gelen gafletini giderir. Çünkü tokluk şehvani hisleri besler, insanı boş ve değersiz düşüncelere dalmaya sevk eder. Açlık ise insana acizlik hissettirir ve böylece Rabbine karşı muhtaçlığını hatırlatır.

Ayrıca açlığın kalbi kasvetten kurtardığı, ona incelik ve hassasiyet kazandırdığı tecrübe ile sabittir. Kur'an-ı Kerim’in mucizevi beyanlarını oruçla incelmiş bir kalple tilavet etmek, insanın manevi yönünü Kur'an-ı Kerim’den feyz almaya hazırlar. Kalp feyz ve nur ile dolunca Allah'ın emir ve tavsiye ettiği faziletleri yapabilecek manevi güce kavuşur. İşte o zaman insan gerçekten takvalı olur ve takva sahibi kulların yukarıda sayılan yüksek faziletlerine erişmesi kolaylaşır.

Allah'ın lütfu inayetiyle bir kere daha kavuşmuş bulunduğumuz bu mübarek ayın bizlerde kalıcı tesirler yapması için bu hikmetler üzerinde tefekkür etmemiz gerekmektedir. Bunları tefekkür ettikçe inşallah orucun bir açlık ve susuzluktan ibaret olmadığı, manevi bir talim ve terbiye olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz.

Allah-u Zülcelâl bizlere Ramazan-ı Şerifi güzel değerlendiren ve onun hüsn-ü şehadetine vasıl olan kullarından olmayı nasip eylesin. Âmin.


Sayı : 64
Büyük Kapak