“Talebelerim İslam Binasının Tuğlaları Olsun”

Sayı : 16 / Haziran 2013, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

O, evini kıblegâh evlerden kılan hanımlara bir güzel bir örnek… Ahir zamanda dış dünyanın fitnelerinden evine sığınan, ama evinde de boş durmayıp bir yandan ilim tahsil eden, bir yandan talebe yetiştiren bir hizmet insanı… İsmini vermek istemediği için biz ona Zeynep Hanım diyeceğiz.

Zeynep Hanım, Bursa’nın Emir Sultan semtinde oturan, üç çocuk annesi, sâliha bir hanım… İlminin zekâtını vermek için evinin başköşesini ilim öğrenmek isteyenlere açan gönül zengini bir hanımefendi… Tıpkı sahabe hanımları gibi, ailesi ve evlatlarıyla hizmet seferberliğine katılan hayırsever bir vakıf insanı…

Bizi kırmayıp evini ve gönlünü açan Zeynep Hanım’a çok teşekkür ediyoruz. Örnek almamız ve istifade etmemiz umuduyla sizleri onun tatlı sohbetiyle baş başa bırakıyoruz.

İslamî Hayat: Bize kendinizden bahseder misiniz?

Zeynep Hanım: 1977 Trabzon Çaykara doğumluyum. Çocukluğumda Hatay’a yerleştik. İmam Hatip orta kısmını orada okudum. 82 yılıydı… İhtilal zamanıydı. Evlerimiz arandı, okullarımızda karma eğitime geçildi. Gözyaşlarımla eğitimime ara verdim. Hayalim öğretmen olmaktı ama bu şartlarda okumam mümkün olmayacaktı. On yedi yaşında evlendim. Evlilik hayatım boyunca on yıl rüyalarımda okula gittim. Büyük oğlum Yavuz Selim, küçük oğlum Ömer dünyaya geldikten sonra Bursa’nın semti olan Emir Sultan’a yerleştik. Üftade hazretleri, Emir Sultan; buralar manevi olarak nasiplendiğim mekânlardı. Kalabalık bir ailenin geliniydim. Tabi ki burada ilim tahsilinden mahrumdum. Sadece, seccadem, dua kitabım ve Ku’ran-ı Kerim’im vardı. Sabırla ilim tahsili için uygun bir fırsatın doğmasını bekledim. Sabır her hayrın anahtarıdır. Allah-u Zülcelâl sabrımın meyvesini verdi. 2001 yılında Harun Soydaş hocamla komşu olmayı Rabbim bana nasip etti. İlim tahsili ve hizmeti için bir kapı açıldı. Önce sekiz yıl tecvid, kıraat eğitimi aldım. Eğitimimden sonra hocam benden ders vermemi istedi. Kendi çocuklarımla beraber evimde hizmete başladım.

İslamî Hayat: Evinizde ne tür hizmetler yaptınız?

Zeynep Hanım: Aslında ilk hizmetim fıkıh ilmiyle başladı. Ömer Nasuhi Bilmen hocanın kitabından çalıştık. Sabahın sekizden dokuza kadar Harun Hocamdan ders alıyordum. Dokuzla on arasında İmam Hatipli genç kızlara eğitim veriyordum. Farklı farklı ilim kapıları açıldı. Eğitim verdiğim genç kızlar daha sonraki yıllarda hizmetime yardım ettiler. Sabah saat on ile öğlen bir buçuk arasında okul çağındaki çocuklara hizmet verdim. Haftada bir gün Kur’an Kursu, medrese talebelerine de ayrı program sunuyoruz. Medrese eğitimi Resulullah aleyhisselatu vesselam Efendimizin sünnetidir. O arkadaşlara verdiğim eğitim farklıydı…

İslamî Hayat: Talebelerinizin sayısı kaç tane?

Zeynep Hanım: Hiç saymadım. Bir gün Harun Hocama sordum. “Hocam talebelerinizin sayısını hatırlıyor musunuz?” “Yok yavrum, içime bir kibir gelir” dedi… İlim yolunun en güzel bereketi de şu ki, Allah için sevdiğim dostlar edindim. Talebelerimi çocuklarım gibi seviyorum. Kirlerini bile seviyorum. Hiçbir çıkar beklemeksizin ilim öğrenmeye geldikleri için… Kıraat ilmi Cumhuriyetin ilk yıllarında çok büyük zayiat aldı. Babamlar, halamlar ahırlarda kıraat dersi almışlar. Halam seksen dört yaşında, Duha suresinden aşağısı ezberinde. Eğitim aldığı zamanlar ahırda gözcülük yapan iki çocuk varmış. Jandarma geldiğinde kemençe çalar oynarmış, Kur’an’ları saklasınlar diye işaret vermek için. Bu zamanlara kolay gelinmedi. Kıymetini bilmemiz lazım. Medreseler kapatılınca Kuran-ı Kerim ağızdan ağza zayiat gördü. Bu ilim az kişide canlandı. Rabbim herkese muvaffakiyet versin. Biz Kur’an-ı Kerim’in okunuşu hususunda yapılan hataları tamir etmeye çalışıyoruz. Herkes bildiğinin hocasıdır. Diğer ilimler yoksa bildiği ilmi olmalıdır.

İslamî Hayat: Siz aynı zamanda üç çocuk sahibi bir ev hanımısınız. Evinizi kurs haline getirip hizmet vermeniz, çocuklarınız için zor olmadı mı?

Zeynep Hanım: Tabi ki, onların da fedakârlık göstermeleri gerekti. İki oğlum da kızlar konusunda çok hassas büyüdüler. Kendi sınıf arkadaşlarını dahi görmemek için küçük odadan dışarı çıkmazlardı. Edeplerini hep muhafaza ettiler. Büyük insan olgunluğu gösterdiler. (Burada sadece Kur’an eğitimi verilmiyor. Aynı zamanda ihtiyaçlı olan öğrencilerin ailelerine hayır sahipleri yardım getiriyor. Hayır buluşması oluyor.) O ailelerin evlerine yardımları oğullarım götürüyor. Çocuklarıma da bu hizmetler nasip olduğu için şükrediyorum.

İslamî Hayat: Bir ailenin gelinisiniz. Kayınvalidenizin, kayınpederinizin, beyinizin tepkileri nasıl oldu?

Zeynep Hanım: On yıldır kayınvalidemle aynı apartmandayım. Tüm ailenin çocuklarına Kur’an öğrettim. Beyim de dâhil hepsi Kur’an-ı Kerim hizmetimi desteklediler. Bir zamanlar evimiz sobalıydı. Sobayı yakmaya fırsat bulamamışsam beyim soğukta kalırdı. Buna rağmen hizmetimi hep destekledi, Allah razı olsun. Tabi hizmetin devamlılığı için evliliğin huzurlu olması lazım. Huzursuz erkek olsun, hanım olsun işinde başarılı olamaz. Bugün hizmetten birileri çekilince, yarı yolda bıraktığı arkadaşlarının işi zorlaşıyor. Tabi ki, bir hanımın ilk vazifesi beyi ve çocuklarının hizmetidir, onları ihmal etmemeli. On kilo taşıyabilecek kapasitedeyse elli kilo taşımaya kalkışmamalı. Bu sebeple bana gücümün üstünde bir vazife teklif edildiği zaman kabul etmedim. Herkes bildiği ilmi okutmalı. Mesela akaid dersini verecek olan akaid dersinde uzman olmalı. Uzman olmadığım alanda çalışmam. Bir vazife yüklendiğiniz zaman ona iyice hazırlanmalısınız. Mesela iki saatlik konferans için dört saat ders çalışıyorum.

İslamî Hayat: Evinizin dar oluşu sizi etkilemedi mi? Mekânı büyültmeyi düşünmediniz mi?

Zeynep Hanım: Hiç düşünmedim. Beyimin değişmeyen kuralları vardır. Emir Sultan çevresine kadar bana izin verir. Ben de onun küçük hassasiyeti büyümesin diye sabır gösteririm. Vardır bir hayrı, belki büyültsem sıkıntılarım olacak, diye düşündüm. Altı tane öğrencimle başladık, şimdi seksene yakın öğrencim sığıyor bu odaya.

İslamî Hayat: Yapmış olduğunuz hizmet öncelikle ebedî hayat sermayesi elbette… Fakat ilmî hizmetlerin dünyada da bereketi görülür, genellikle. Siz hayatınızda hizmetin bereketini hissettiniz mi?

Zeynep Hanım: Olmaz mı? Hayatımın her safhasında hissettim. Hiç imkânımız olmadığı halde üç kere umreye gittik. Rabbim ahirette de göstersin, dünyada çok güzel ikramlar sundu. Çok güzel gönüllere sahip arkadaşlar nasip etti. Çocuklarım sâlih sâliha evlatlar oldu. Büyük oğlum Yavuz Selim, Tıp okuyor, küçük oğlum mühendislik okuyor. Bizim imkânımız az olduğu halde Allah-u Teâlâ nasip etti, hep yüksek puanlarla burs kazandılar. Evlatlarım tutumluydular, hiç israf etmediler. İnsanoğlunda ebediyyet duygusu var. Kendi sahip olamadıklarına evladının sahip olmasını istiyor. Ben sahip olsam bu kadar mutlu olamazdım. Elhamdülillah. Rabbime Azamet-i Kibriyâsı kadar şükürler olsun, maddi-manevi rızıklar sundu bize…

İslamî Hayat: Hizmet kelimesinin iç hâlini anlatır mısınız?

Zeynep Hanım: Hizmet güzel fakat tehlikeli bir yol… İltifat bizi rahatsız eden en büyük şey... İltifat ettiklerinde içimden diyorum ki “Yer yarılsa da içine girsem, bir daha hiç çıkmasam.” O tehlikeyi yalnız mürşid-i kâmil zatlar atlamıştır. Bizim gibilerin nefsi çok tehlikeli. Bu hizmeti bize Rabbim nasip etti, diye hamd ediyorum. Öyle zannediyorum ki, ecdadımın duası yüzü suyu hürmetine bu hizmetler nasip oldu… Dedem cumhuriyet sonrası ilk hacca gidenlerdendir. Dedemin dedesi Medine’de, Cennet’ül- Baki kabristanında medfun… Gönül ya orada yatmak ister, ya da Emir Sultan’da… Evladlarımıza hayır dua etmeliyiz. İnsanoğlu tekâmülden ibaret... Hatalarımız oluyor, pişmanlıklarımız oluyor. Dua, ihlâslı hizmet için gerekli; dua edilmesini çok severiz. Pazartesi okullar açılacak. Heyecanlıyım “Öğrencilerim gelecekler mi?” diye… Onların büyüdüklerini görmek büyük lütuf. Emir Sultan’da bebek dünyaya gelse gidip “Hoş geldin” derim. O ileride belki de benim öğrencim olacak diye… Antakya’da yakın zamanda bir veli yaşıyormuş. Öğrencileri için alışverişe gitmiş. Döndüğünde ilim öğrettiği medresenin çatısında melekleri kemik oynarlarken görmüş. İçeriye bir girmiş, öğrencileri yedikleri tavukların kemikleriyle oynuyorlar. O da başlamış oynamaya… “Ne olur Rabbim” diyorum, “hizmetlerimiz devam etsin.”

İslamî Hayat: Dergimizin okuyucularına tavsiyeleriniz var mı?

Zeynep Hanım: Ahir zamanın en büyük fitnesi olan israftan kaçınmalıyız. Memleketimiz savaştan çıkalı yüz sene olmadı. Annelere ve anne adaylarına tavsiyem, çocuklarını salâvatlarla, dualarla, yedirsin, içirsin, büyütsünler… Kız çocuklarının giyimlerine küçük yaştan itibaren dikkat edilmeli, hayâ duyguları korunmalı. Okullarda bin altı yüz öğrencisi kayıtlı olan semtten, seksene yakın çocuk bize dini eğitim almaya geliyor. Geri kalan çocukları düşünüyorum. Kur’an’a sarılmadıklarını düşünmek beni üzüyor. Annem kanser oldu, Kur’an’a sarıldım. Kur’an’dan mahrum olanlar neye sarılıyorlar? Cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Şimdiki cahiliyye ise maneviyatsızlığa, bunalıma gömüyor. İntihar sayıları artıyor. Kur’an eğitimi alamayan çocuklar ergenliklerinde, yetişkinliklerinde sorunlarla karşılaştığında çözümü psikologda arıyorlar. Çünkü manevi donanımları yok… Önce velileri yetiştirmemiz lazım. Çocuklarımızın dünyevî eğitimine, dershaneye, okula vakit ayırıyoruz. Peki, Kur’an eğitimine ne kadar vakit ayırıyoruz. Veli diyor ki “Çocuğum gelmek istemiyor.” Peki diyorum “Yemek yemek istemez ise ne yaparsınız?” Kaç tedavi yöntemini uygularlar. Peki bunlardan birini Kur’an için yapıyor muyuz? Biz ancak 9-11 yaş arası erkek çocuklara eğitim veriyoruz. Ama o yaştan sonra imamların, erkek hocaların hizmet vermesi gerekiyor. Herkes gücü nispetinde hizmet etmeli. Ben vatanımı çok seviyorum. Hatay’a giderken dağlara bakıp üzülüyorum, kaç şehit kanı düştü. Her Müslüman son nefesine kadar dinine, vatanına hizmet etmeli. Ben bir hiçim… Bir tuğla olamam ama İslam binasındaki tuğlanın harcı olmalıyım… Talebelerim inşaallah o binanın tuğlaları, harçları, direkleri olurlar.

İslamî Hayat: Sizin hizmette bulunduğunuz bu mekânın tarihi bir özelliği varmış. Onu da anlatır mısınız?

Zeynep Hanım: Burası eskiden Hundi Sultanın konağıymış. Saraylılardan saraylılara intikal etmiş. En son gelen saraylıların çocukları yokmuş. Onlar da kendilerine bakanlara vermişler. Derken saraylılardan çıkmış ve bize nasip olmuş. Bunu ilk öğrendiğimde Emir Sultan hazretlerinin ziyaretine gidip söz verdim ”Senin hizmetin yine bu mekânda devam edecek, inşaallah…” diye. Bu yüzden buralardan uzaklaşmak istemiyorum.

İslamî Hayat: Bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz. İnşaallah bu faaliyetler bilindikçe, çoğalır.

Zeynep Hanım:
İnşaallah.


Sayı : 16
Büyük Kapak