Tatil Değil Tahsil Mevsimi

Sayı : 4 / Haziran 2012, Konu Başlığı : Kapak

Bir pazar araştırma şirketi anket yapmış; çıkan sonuca göre halkımızın büyük çoğunluğu tatil deyince deniz kenarına gitmeyi anlıyormuş. Gerçekten de son zamanlarda İslami hassasiyetleri olan ailelerin bile illa ki deniz kenarında tatil yapma merakına düştüğünü görüyoruz. Kadınlara mahsus plajlar ve havuzlarda güneşlenme anlayışını hızla benimser olduk.

Öyle anlaşılıyor ki, memleketimiz her ne kadar tarihi eserlerden yana son derece zengin olsa da, insanımız “kültür tatili” kavramına pek aşina değil. Yabancı turistler tarafından adeta bir açık hava müzesi olarak görülen ülkemizi, sırf ilim- irfan maksadıyla dolaşan, tarihî eserleri inceleyen kaç kişi vardır acaba?

İsminden midir nedir, tatil denince insanlarımız daha çok tembellik ve tüketimi anlıyor. Osmanlının son devrinde eğitim sistemi değişip, batı tarzı okullar açılınca yeni kelimelere ihtiyaç duymuşuz. Yabancıların “holyday” dediği izinli günlere bir karşılık lazım gelince nedense “ta’til” kelimesini kullanmışız. Hâlbuki İngilizce holyday kelimesinin Türkçe karşılığı “kutsal gün” demektir. Pazar günü onların kiliseye gittiği, kutsal günleridir. Biz ise nedense “boş kalmak, işe yaramaz bir şekilde geçirmek” manasında bir kelime türetmişiz.

Tatil kelimesinin kökü ataletten yani boş, âtıl ve işe yaramaz olmaktan geliyor. Halkımız da bu sebepten olsa gerek tatili, tembellik etmek, bir işe yaramayıp boş boş vakit geçirmek olarak anlıyor. Genellikle hafta sonu tatillerini de sabahları geç kalkıp gün boyunca tembellik etmekle “değerlendiriyoruz (!)”
Yaz tatilinden anladığımız da yine aynı… İmkânı olup da yazlık evlere, pansiyon veya otellere gidenlerin günü, okumakla, spor yapmakla, gezip fotoğraf çekmekle bile değil; balkonlarda sere serpe uzanmakla, sofra başında uzun uzun oturup, yiyip içmekle, boş boş çene çalmakla geçiyor.

Tatili Planlayalım

Batılılar, gelişmiş ülkelerin vatandaşları oldukları halde tatili “ta’til” yani yararsız, boş vakit olarak görmüyorlar. Biz ise iki dünya için çalışmamız gerektiğine inanan insanlar olarak çalışmaya hiç ihtiyacımız yokmuş gibi davranıyoruz. Ne garip…

Hâlbuki bizim dinimiz, Cuma günü dahi boş kalmamızı emretmemiş. Ayette, (namaz kıldıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Cenabı Hakkın fazlından nasibinizi arayın” buyruluyor. (Cuma Sûresi, 10) Öyleyse koca yaz tatilini nasibimizi aramadan mı geçireceğiz? Hem de önümüzde hazırlanmamız gereken ebedî bir hayat olduğu halde…

Ömürlerini ebedî hayat için bir sermaye olarak görmeyenler bile tatili bir boş (empty) zaman olarak görmüyorlar, sadece serbest (free) zaman olarak görüyorlar. Bu dönemi çalışma döneminde yapamadıkları bazı şeyleri yapmak için değerlendiriyorlar. Görgülerini, bilgilerini, kültürlerini artırmaya çalışıyorlar. Sonuçta yine bir takım faaliyetler yapıyorlar…

Yani tatilin diğer çalışma zamanlarından farkı, belli çalışma saatleri arasında programlanmış bir şekilde değil de, daha serbest bir şekilde faaliyet yapmak…

Hatta bu tanımdan tatilin planlanmaması anlamı da çıkmıyor. Aksine zamanı hovardaca tüketmemek için tatilden önce amaç ve hedefleri belirlemek,“Bu tatili nasıl değerlendirebilirim? Hangi hedeflere, nasıl ulaşabilirim?” diye düşünüp program yapmak çok iyi bir fikir.

Eğer tatilden önce okuyacağımız kitapları, katılacağımız kursları ve gezi gibi faaliyetleri seçip planlarsak dolu dolu bir tatil yapmamız mümkün. İşte o zaman, serbest zamanımızı yararsızca tüketip ta’til etmek yerine, faydalı bilgi, görgü hatta sevap gibi semereler tahsil edebiliriz.
Üstelik iyi bir program yaptığımız takdirde, bu tahsilimiz çok faydalı olduğu kadar, çok da zevkli geçebilir. Evet zevkli…
Tembellik Can Sıkıcıdır
İtiraf edelim, tembellikle geçen bir tatil çoğu zaman can sıkıntısından başka bir şey değildir. İlk birkaç gün boş kalmak rahatlatıcıdır. Sabah erken kalkmak mecburiyeti yoktur. Yetiştirecek bir iş, çalışmak zorunda olduğunuz dersler, konuşmak zorunda olduğunuz insanlar da…

Denize karşı balkona oturup elinize çayı alırsınız, kafanızı dinlersiniz. Huzuru içinize çekersiniz. Mecburen yediğiniz yemeklerin haricinde canınızın istediği yiyecekleri hazırlar veya alırsınız. Uzun zamandır yapamadığınız kadar yürüyüş yaparsınız, yüzersiniz, güneş alırsınız… Bunların hepsi iyidir hoştur, ama biraz da boştur…

İkinci gün yine aynı şeyleri yaptığınızda daha az zevk aldığınızı fark edersiniz. Üçüncü gün ne denizin, ne çayın hiçbir anlamı kalmamıştır. Böyle gayesizce zaman öldürmek ruhunuzu ferahlandıracağı yere bunaltmıştır.

Bu sefer eğlence peşine düşersiniz. Herkes ne yapıyor, nasıl zaman geçiriyor diye etrafınıza bakarsınız. Ve mazaallah ayağınız kayar. İşte o zaman tatil pişmanlıkla hatırlayacağınız günah mevsimine dönüşüverir. Çünkü şeytan en çok boş durana musallat olur.

Öyle zannediyorum ki, İslami şuura sahip olduğu halde kadın-erkek karışık ortamlarda oturup müzik dinleyen, okey gibi oyunlar onayan, sigara nargile içen kardeşlerimizin çoğu, gayesizlik kurbanıdır. Belki bu kardeşlerimizin çoğu kendine bakıp “bana ne oldu böyle” diye hayret etmekte ve kendinden utanmaktadır.
Evet, işin doğrusu kalp boşluk kabul etmez. Kendisine bir gaye, bir mana, bir muhabbet, bir meşgale arar. Siz kalbinizi değerli faaliyetlerle meşgul etmezseniz bir bakmışsınız birileri onu son derece bayağı, süfli, pespaye meşgalelerin ağına düşürüvermiş…

Bu duruma düşmemek için yaz tatilinin başında mutlaka kendimize bir gaye seçip, program yapalım. Böylece şeytanın mefsedetle dolduruvereceği bir boşluk bırakmayalım.
Eminim birçoğumuzun yapmak isteyip de yapamadığımız veya erteleyip durduğumuz çalışmalarımız vardır. En başta eğitim…

Kendimizi Eğitiyor muyuz?

Eğitim deyince akla daha çok çocuklar geliyor. Elbette tatili planlarken bilhassa çocuklarımızın da dinî eğitim ihtiyacını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Mutlaka programımızı onların bu kısacık dinî eğitim fırsatını heba etmeyecek şekilde oluşturalım. Bunun yanında kabul edelim ki, dinî eğitime ihtiyacı olan sadece çocuklarımız değil…

Hem biz kendimizi eğitmezsek çocuklarımıza nasıl örnek olabiliriz ki? İtiraf edelim, çocuklarımızın çoğu Kur'an ı Kerim’ i sadece kursta eline alıyor, eve gelince raf üzerinde bırakıyor ve bir daha kapağını açmıyor. Çünkü çocuk neden Kur'an ı Kerim öğrendiğinin şuurunda değil. Sebebi de anne babanın çocuğa öğrendiği bu bilgiyi hayata nasıl tatbik edeceğini, örnek olarak öğretmemiş olması…

Kaçımız her gün belli bir saatte eline Kur'an ı Kerim alıp, ahenkli bir sesle, tertil üzere okuyup, heyecanlanıyor, duygulanıyor? Sonra tefsirlerden manasını araştırıp tefekkür ediyor ve bunu sohbetlerinin mevzusu yapıyor? Böylece Kur'an ı Kerim’ i hayatının ayrılmaz bir parçası kılıp, çocuğuna güzel örnek oluyor?

Önce bizim sürekli Kuran ı Kerim’ le, dinî ilimlerle ve ibadetlerle haşır neşir olmamız gerekir ki çocuklarımız bunun önemini kavrasın. Eğer çocuğumuz bizim hayatımızda dinî bilgilerin önemli bir yeri olmadığını görürse o zaman onları öğrenmek için istek duyar mı? Eğer onları camiye gönderip kendimiz televizyon izlersek, çocuğumuz bizden çelişkili mesaj almış olur.

Öyleyse bizler de tatili dünya işlerinin esaretinden kurtulup eğitime daha fazla zaman ayırmak için fırsat bilmeliyiz.

Elbette bu gayemize uygun hareket etmemiz için biraz istekli ve kararlı olmamız gerekir. En ufak bir engele takılıp hemen ertelemek yerine mücadele edelim. Hem, eğer biz niyetlenir ve “Bu yaz tecvidle Kuran okumayı geliştireceğim. Sure ve dua ezberlerimi artıracağım. Dini bilgilerimi kuvvetlendireceğim. Hiçbir şeyin buna mani olmasına izin vermeyeceğim” diye azmedersek, Allah (c.c.) muhakkak karşımıza bir fırsat çıkarır.

Hem bunun için illa ki tatilden vazgeçmemiz de gerekmez. Eğer tatilimizi geçireceğimiz yeri doğru seçersek, bir yandan kurslara, sohbetlere katılıp, bir yandan da spor yapıp temiz hava alabiliriz. Artık bu imkânları sunan birçok tatil tesisi ve yöresi var. Yahut böyle hizmetler sunulması için talepte bulunarak bir hayra vesile olabiliriz.

Bunun yanında istersek kendi köyümüzde, yaylamızda da böyle bir tatil ortamı oluşturabiliriz. Hem böylece bir hayra öncülük ederek bizi takip edecek herkesin sevabından hisse alabiliriz.

Günah Değil Sevap Kazandıran Bir Tatil

Biz ebedî hayata iman eden Müslümanlarız. Öyleyse hayatımızın her sahasını ebedî hayatı göz önünde bulundurarak yaşamalıyız. Her yaptığımız işte salih amel gayesi gütmeli, özellikle mahzurlu amellerden sakınmalıyız.

Mesela neden tatilin muhakkak deniz kenarında geçirilmesi gereksin ki? Herkes şunu kabul eder, sahillerimizin hiçbiri, gözlerimizi günaha bakmaktan muhafaza etmeye elverişli değil.
Hele tatil tesislerinin durumu malum… Her taraftan müzik sesinin yükseldiği, yediğimiz içtiğimiz gıdaların helal ve güvenli olduğunu bilemediğimiz ve tüketim mantığıyla işletilen bir yerde dinlenip huzur bulmak nasıl mümkün olacak?

Hâlbuki kendi memleketimizde, köyümüzde, yaylamızda, çeşme başlarında, dere kenarlarında, çok daha serin ve çok daha huzurlu bir tatil yapmak mümkün.

Buralarda da piknik yapılarak, ahbaplarla sohbet edilerek, yürüyüş, tırmanış, bisiklete binme, futbol gibi birçok spor çeşitleri yapılarak tatil geçirilebilir. Varsa, bahçemizde bir şeyler yetiştirmek, mahlûkatta tecelli eden cemal ve rahmet esintilerini seyre dalmak, dağların bağrında kendi kendine çıkan şifalı nebatlardan istifade etmek… Bütün bunlar tatilin maksadına çok daha uygun değil mi?

Hem memleketimizde medfun sahabe ve evliyaullahın ziyaretgâhında tevazuuyla el açmak, ecdadın fisebilillah yaptırdığı ve vakfettiği camilerde, medreselerde maneviyat teneffüs etmek, katılaşmış kalplerimizi yumuşatmaya vesile olmaz mı?

Üstelik bu geziler, bizimle aynı hassasiyetlere sahip dostlarımızla bir araya gelmeye vesile olabilir. Tanışmak, kaynaşmak, işbirliğini ve danışmayı geliştirmek için uygun bir ortam sağlar.

Tatilimizi Allah yolunda edindiğimiz dostlarımız ve akrabalarımızla birlikte geçirmekle, sılayı rahim ve Allah için muhabbet sevabı da elde edebiliriz. Bu çeşit dostluklar ruhumuzu dinlendirdiği gibi onlarla ikramlaşmak da meşru bir zevke yeter de artar bile. Hem ikramlaşarak yiyip içmenin vebali değil sevabı vardır.

Günahlardan uzak bir şekilde, hatta tam tersi sevap işleyerek de tatil yapmanın birçok çeşidi bulunabilir. Mesela bir vakıf veya derneğimiz bünyesinde, yaz okulu-kursu programında vazife alabiliriz.

Bu yaz okulları bir yandan dinî eğitim verirken bir yandan da çocukları pikniklere, spor alanlarına, yüzmeye götürüyor. Onların ya eğitimine ya da gezdirilmesine nezaret ederken tatil tadında bir hizmet yapmak mümkün olabilir.
Eğer çevremizde böyle bir faaliyet yapan vakıf-dernek yoksa biz öncülük edebiliriz. Böylece hayırlı bir çığır açarak o yoldan gidenlerin sevabından hisse alabiliriz.

Kısacası gayeli ve programlı bir şekilde yaşayarak tatilimizi tahsile çevirmek, iki dünyada yüz akı mahsuller ve hâsılat elde ederek geçirmek mümkün. Yeter ki isteyelim…


Sayı : 4
Büyük Kapak