Tatilde Köyümüze Gidelim

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : Hasbihal

Biz çocukken karne almak, memlekete gitmek demekti. Uzun bir otobüs yolculuğu sonunda anneannemin evinin bahçesinde koşup oynamak… Gürültülü şehirden, betonların arasından kurtulmak… Kahvaltı için mis kokulu domatesi, salatalığı dalından koparmak…

O zamanlar otellerde tatil yapmak diye bir şey bilmezdik. İnsani ilişkilerimiz, akrabalık bağlarımız daha kuvvetliydi. Hayat tarzımız üretime dayalıydı, bugünkü gibi tüketime dayalı değildi.

Bizler memlekete gidince soframıza gelen nimetlerde ne kadar büyük bir emek olduğuna şahit oluyor, o emeği çekenlere minnet duyuyorduk. Şimdiki çocuklar yedikleri nimetleri yetiştirmek için insanların çamurla, gübreyle iç içe yaşamayı göze alarak, zahmetli işlerde çalıştığını biliyorlar mı?

Hemen her yıl gündeme aynı konu geliyor. “Et fiyatları artıyor,” diyoruz kurbanlık ithal ediyoruz. Memleketimizin tarlaları boşken dövizle et ithal ediyoruz. Çünkü gençlerimiz şehirlerde yaşamak istiyor. Şık ve konforlu mekânlarda, ofislerde, AVM’lerde, tüketim ortamlarında… Bir yandan işsizlikten şikâyet ediyoruz, bir yandan da köydeki boş tarlaları ekmeye yanaşmıyoruz. Atalarımız “Helal olsun da varsın zahmetli olsun” diye düşünürdü. O sayede memlekette bolluk bereket olurdu.

Ne yazık ki gençlerimiz toprağa, tabiata yabancılaştı. Çocuklarımız hayvanları belgeselde, çizgi filmlerde görüyor. Yumurtadan civciv çıkışını gören bir çocukla, görmeyen bir çocuk, bir olabilir mi?

Bizler Kur’an-ı Kerim’de geçen, rızık, nimet gibi kelimeleri okuyunca gözümüzün önünde daha canlı resimler oluşuyordu. Mısır koçanını soyarken, taze ayçiçeği çitlerken hissettiğimiz duygular, bambaşkaydı. Ekrem el-Ekremîn olan Rabbimizin, kara topraktan bu nimetleri yarattığını ve bize ikram ettiğini gözümüzle görüyorduk. Çerezimizi bile eksik etmeyip verişini, bizi sadece doyurmakla bırakmayıp neşelendirişini, hoş kokulu, lezzetli taamlarla mutlu edişini hissediyorduk.

Hazır kavrulmuş, tuzlanmış, paketlenmiş çerez yemekten çok farklıydı bu his… Rabbimizin “Rezzak” ismini anlamamızla aramıza market reyonları, kasalar, kredi kartları girmiyordu.

Şimdiki çocuklar, sütü kutuda görüyor ve onlar için süt sadece kemikler kuvvetli olsun diye içilen kalsiyum içeren bir sıvı. Oysa bizler, annesinin memesine yapışan bir kuzu manzarasında sütün yavrular için ne büyük bir rahmet olduğunu görüyorduk.

Cenab-ı Hakk’ın esmasının tabiat varlıklarındaki tezahürlerini gören çocuğa Allah’ı anlatmak elbette çok daha kolay olacaktır. Sadece ot ve saman yiyip geviş getiren bir hayvancağızın göğsünden, akşama doğru ılık ılık sütün sağılışını gören bir çocuğa, “size kan ile dışkı arasından tertemiz süt içiririz,” mealindeki ayeti okuduğunuz zaman neden bahsedildiğini kolayca anlar.

Şimdiki çocuklar ise sahte bir dünyada yaşıyor. Televizyonda, internet sitelerinde onlar için hazırlanmış baş döndürücü bir hızla akıp giden ve gerçek hayatı unutturan bir dünyanın karşısında…

Çocukları Sanal Dünyadan Çıkaralım

Çocuklarımız, sanal oyunların onları etkilemeyeceğini zannediyorlar. Hislerini nasıl kaybettiklerini, nasıl duygusuzlaştıklarını anlayamıyorlar. Ama bizler uyanık olalım. Onlara rahmeti, şefkati, sorumluluğu, takvayı, Allah korkusunu öğretelim.

Hepimiz görüyoruz ki şimdiki nesilde rahmet duygusu kalmadı. Bilgisayar oyunlarında vurdukça, kırdıkça puan kazanan; eğlenmek için korkunç sahneleri olan, felaket senaryolarını seyretmeye giden nesiller bunlar…

Bakıyorsunuz oyunda ne kadar çok kişiyi öldürürseniz, vurup kırarsanız o kadar puan alıyorsunuz. Vicdanı körelmemiş bir insan o manzarayı birkaç dakika seyretmeye bile dayanamaz. Her ne kadar sahte görüntüler olsa da böyle canavarca görüntülerden zevk alabilmek insanın ruh dengesini bozar. Böyle bir nesil gerçek kahramanlığın ne olduğu nasıl bilebilir ki?

Eğitimi de kuru bilgi zannetmemeliyiz. Asıl kalıcı ve etkili bilgi yaşanarak edinilir. Memlekete tatile giden bir aile çocuklarına büyüğüne hizmet edip hayır dua almayı, küçüğüne merhamet göstermeyi, hürmeti, muhabbeti, sıla-i rahmi öğretmiş olur. Onları şehir hayatındaki tüketim kısır döngüsünden çıkarmış gerçek dünyayla karşılaştırmış olur.

Çocuklar tabiatta nice manzaralar görür ve onlar sayesinde gerçek değerleri tanır. Mesela, civcivlerini kedi saldırısına karşı korumak için kendini siper eden bir anne tavuğu seyreden bir çocuğa, “işte gerçek kahramanlık budur, yavrularını tehlikelerden korumak için kendini feda etmektir,” dediğiniz zaman vurup kırmanın bir marifet olmadığını anlar.

Batı alemi merhameti bir zaaf gibi gösteriyor. Merhametin tavuk gibi zavallı bir hayvanı bile, nasıl bir kahraman yaptığını gören çocuk, gerçek kahramanlığın merhamet kanatlarını mazlumlar üzerine açmak demek olduğunu bilir. İşte gerçek eğitim budur.

Manevi Eğitimi İhmal Etmeyelim

Çocuklarımız yıl boyunca diploma için, puan için, meslek edinmek para kazanmak vs. dünyevi maksatla için ders çalıştı. Helal kazanç niyetiyle olursa bunlar da önemli, kuşkusuz. Ama asıl istikballerini de ihmal etmemeliyiz.

Bize de, çocuklarımıza da, bu dünyadaki karnelerden sonra ahirette de bir karne verilecek. Ya önümüzden ve sağ elimize ya da arkamızdan ve sol elimize… Ya ebedi saadet ya sonsuz felaket…

İşte asıl o karne için endişe çekmeliyiz. Acaba amel defterimizin, “çocuk yetiştirme” bahsindeki notlar nasıl gelecek? Rabbimizin bizim terbiyemize emanet ettiği yavrularımızı iyi yetiştirdiğimizden emin miyiz?

Yaz tatilleri, çocuklarımızın dini eğitimi için ihmal edilmemesi gereken bir fırsat. Çocuklarımızı dini eğitim konusunda biraz ısrarlı davranarak ikna etmemiz gerekiyor, çünkü kendi hallerine bırakırsak ehemmiyetini anlamayabilirler. Özellikle günümüz şartlarında çocuklarımızın üzerinde tesir ve telkinler onları hep maddiyatçılığa, dünyeviliğe, zevk ve menfaat düşkünlüğüne sevk ediyor.

Din eğitimi elbette biraz sabır istiyor ve çocuklarımızın alışkın oldukları eğitim modellerinden oldukça farklı. Okullarında aldıkları eğitim, belli bir malumat edinmeye ve o malumatla “çoktan seçmeli sorular” tarzındaki sınavlardan puan alıp sınıf geçmeye dayanıyor.

Oysa dini eğitim, ezberlemeyi, hatta özümseyip samimiyetle, ihlâsla benimsemeyi gerektiriyor. Çok daha yoğun bir irtibat gerektiren, kalbi bir eğitime ihtiyaç duyuyor.

Bu eğitim için sadece bir kursa yazdırmak da yetmiyor, çocuğumuz ne öğrendi, ne kadar öğrendi diye takip etmek gerekiyor. Mesela, yaşlarına göre yeterince dua ve sure ezberlediler mi?

Biz ebeveynler çocukların maneviyattın değerini kendi kendilerine keşfetmelerini bekliyoruz. Hâlbuki onlar pek çok şeyi bizden öğrenmeye ihtiyaç duyuyorlar. Onlara dini eğitimin önemini ve faydasını tatlılıkla ve kararlılıkla anlatmamız gerekiyor. Mesela şöyle diyebiliriz:

“Şu hayatta birçok şey öğreniyoruz ama hiçbiri Kur’an ezberleri ve dini bilgiler kadar işimize yaramıyor. Dini bilgilerin hayatın boyunca sana lazım olacak. Namazlarında okumak veya boş kaldığın saatlerinde ezberinden okuyuvermek için ne kadar çok ezber yapsan o kadar işine yarayacak.”

Bunun yanında onlara yol yordam da öğretmemiz gerekiyor. Mesela çocuğumuz ezber yapmanın kolay yolunu bilmezse zorlanıyor, başarısız oluyor ve kendilerine güvenlerini kaybederek dini eğitimden soğuyorlar. Bu yüzden çocuklarımıza hem dini bilgilerin kıymetini hem de öğrenme metodunu güzelce benimsetecek eğitim kurumlarından yardım istemeliyiz.

Biraz da cesaret vermek ve önemini kavratmak lazım… “Gözünde büyütme, göreceksin zor değil. Sana kaset, CD alırım. Tekrar tekrar dinlersen, kulağından da alırsın” diyebiliriz.

En önemlisi kararlılık... Çocuk yılgınlığa düştü diye biz de yılmamalıyız, bundan kaçışın olmadığını anlamasını sağlamalıyız. Bilhassa ergenlik çağındaki çocukların itiraz ve bahanelerini duymazdan gelip fazla yüzgöz olmadan, geri adım da atmadan görevi kabul ettirmek lazım…

Çocukların ödüllerle teşvik edilmesi de faydalı bir metod. Onları gezmeye götürmek ama bunu bir başarının mükafatı olarak yapmak inanın onlara çok daha fazla keyif verecektir. Çünkü başarmanın zevki ile hediyenin tadı bir araya gelecektir. Bu bilhassa babalarla çocukların ilişkisinin kuvvetlenmesi için de çok faydalı olur.

Bin bir emek ve masrafla evlat yetiştiriyoruz. Günümüz şartlarında onların bize ve değerlerimize yabancılaşıp gitmesi o kadar da ihtimal dışı değil.

Unutmayalım ki çocuklarımız her sahada bizim rehberliğimize muhtaç. Onlara gerçekten iyilik yapmak istiyorsak, maneviyatlarına özen gösterelim. Onlara biraz manevi hayat tecrübesi kazandıralım ki sonraki tecrübeleri için bir basamak olsun.

Ayrıca çocuklarımızı maneviyat büyüklerimizin sohbetlerine götürelim. Kalp boşluk kabul etmez, manevi sevgi ve irtibatlarla gönüllerine aşı vuralım.


Sayı : 65
Büyük Kapak