Televizyona Esir Olan Hayatlar

Sayı : 59 / Ocak 2017, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Evlerimizin başköşesine ve en merkezi yerine koyduğumuz televizyon, gerçekten de göründüğü kadar masum mu dersiniz? Artık çoğumuz televizyondaki programlara göre düzenliyoruz hayatımızı. Çünkü onlarca dizi, yarışma, magazin programları fıtratımızda var olan merak duygumuzu celb ediyor. Bizler de bu merak duygusunu tatmin edebilmek için, televizyon izlemeyi olmazsa olmazlarımız arasına aldık maalesef. Oysa kullarını cüz-i iradeyle yaratan Allah, merak duygumuzu da diğer duygularımız gibi bizlere faydalı olan işlerde kullanmamızı istiyor.

Televizyonda yayınlanan her program faydasız değildir elbette; belgesel programları, güncel olaylardan haberdar eden programlar gibi. İradesini doğru yönde kullananlar, hem programın içeriğine göre seçici davranıyor hem de tüm vaktini televizyonun karşısında heba etmemiş oluyor.

Özellikle çocuklar için hiç de masum sayılmayan televizyon programları arasında ilk akla gelen çizgi filmler oluyor elbette. Evde işlerini rahatça yapabilmek için çocukları televizyondaki yapay dünyayla baş başa bırakan anneler, babalar ya da diğer ebeveynler, bakıcılar aslında çok da doğru bir şey yapmış olmuyorlar.

Televizyonun karşısına oturan çocuklar renklerden, seslerden, oldukça hareketli olan görüntülerden o kadar etkileniyorlar ki adeta hipnotize olmuş gibi, gözlerini bir an olsun ayırmıyorlar televizyondan. Bu konuda yapılmış bir deney de mevcut üstelik.

1955 yılında, Disney’in Dumbo isimli çizgi filmi izlettiriliyor küçük çocuklara. Sonuç ise çok üzücü, çocuklar hipnotize olmuş gibi; başka bir dünyanın içine girmiş, pasifleşmiş, duyguları, hisleri alınmış gibi kaybolup gidiyorlar izledikleri filmin içinde. (Merak edenlerin, internetten araştırarak bu videoyu izlemelerini öneririm)

Uzmanlara kulak verdiğimizde çocuklarımızı televizyonda ki dünyaya mahkûm ederek ne kadar tehlikeli bir iş yaptığımızı görmek zor olmasa gerek. Örneklerini verecek olursak; 2 yaşın altında olan çocukların uzun süre televizyon izlemeleri karşısında, otistik benzeri belirtiler görülebiliyor.

Özellikle çocukların dil gelişimi ve sosyal gelişimin temelleri olan ilk üç yıl çok önemlidir. Bu yıllarda çok fazla televizyon izleyen çocuklar geç konuşmaya başlayabiliyor ve dış dünya ile iletişimde sorunlar yaşayabiliyorlar. Televizyonun diğer olumsuz etkileri arasında ise uyku bozuklukları, depresyon, aşırı tüketim arzusu ve hiperaktivite sayılabilir.

Günün çoğunu televizyon başında geçiren çocukların izledikleri filmlerde yer alan şiddet sahneleri, küçük bedenlerin hem ruhsal hem de fiziksel sağlığını tehdit ediyor. İzledikleri filmlerde şiddet sahnelerini gören çocuklar çevreye karşı endişeli, saldırgan bir hale gelebiliyorlar. Ayrıca doğruyu yanlışı ayırt etmeksizin ekran başına kitlenen çocuklar, izlediği karakteri örnek alarak onun gibi davranmaya çalışırlar. Yıllar önce, izlediği filmin karakteriyle kendisini özdeşleştiren ve kendisini örümcek adam sanarak camdan atlayan çocuğa şahit olmuştu çoğu insan. Belki de bunun gibi daha bilmediğimiz birçok örnek mevcuttur.

Diğer yandan fazla televizyon izlemek hem çocukları hem de yetişkinleri tembelleştirir. Her varlığı, özellikle insanı türlü kabiliyetlerle yaratan Allah, bu kabiliyetleri dünya ve ahiret hayatı için faydalı bir şekilde kullanmamızı ister. Oysa vaktin çoğunu televizyona endekslersek, televizyonun esiri haline geliriz adeta. Bu da kendimizdeki mevcut potansiyeli geliştirmemizi ve değerlendirmemizi engeller. İşin üzücü tarafı, belki de zamanla körelerek mevcut kabiliyetlerimizi kendi ellerimizle televizyonun sahte dünyasına kurban edebiliriz. Bir de bunun ahirete bakan tarafı var. Herkese bir takım kabiliyetler veren Allah, bu kabiliyetlerin kendi yolunda, insanlığa faydalı bir şekilde kullanılmasını ister, aksi takdirde ahirette bununda hesabının sorulacağını akıldan çıkarmamak gerekir.

Çocuklara yapılabilecek en iyi şey aile büyüklerinin çocuklarına iyi birer örnek olmasıdır. İlk etapta biz büyükler televizyona mesafeli davranarak çocuklarımıza örnek teşkil etmeliyiz. Ama maalesef birçok aile bu bilinçten uzak bir şekilde yaşıyor. Aile sosyal politikalar bakanlığının 12 bin aile üzerinde yapmış olduğu “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”na göre ailelerin beraber yaptıkları faaliyetlerin başında %59,4 gibi azımsanamayacak bir oranla televizyon izlemek geliyor.

İzlediklerimizin İçeriğine Dikkat Ediyor Muyuz?

Bir dizi furyasıdır gidiyor. Özellikle ailece izlenen, sözüm ona aile dizileri örfümüze, âdetimize ve kültürümüze o kadar yabancı ki! İçeriklerine göz attığımızda mevzuların temeli neredeyse hep aynı, diğer bir ortak nokta ise gayri meşru olayların meşrulaştırılarak gösterilmeleri. Bu da işin acı tarafı; ailece izlediğimiz birçok dizide işlenen gayri ahlaki konular bir süre sonra bize de normalmiş gibi gelebiliyor. Bir ana sınıfı öğrencisinin, akşam ailece izledikleri bir filmde ki uygunsuz bir sahneyi öğretmenine gülerek anlatmasına şahitlik etmiştim maalesef.

Özellikle gençleri hedef alan programlara dikkat edilmesi gerekiyor. Müzik, dans, oyunculuk gibi yarışmalar kısa yoldan şöhret ve maddi kazançlar vaat ediyor. Sonu hüsranla bitince de gençler geçirdikleri ciddi üzüntüyle baş başa kalıyor.

Göz bebeğimiz çocuklarımızı; özellikleri çocukları ve gençleri hedef alan programlara teslim ettiğimizde, onları gerçekten biz mi yetiştiriyoruz yoksa televizyon mu, diye düşünmek gerekiyor sanırım. Unutmayalım ki ahlak bir toplumun her şeyidir ve sizin günlerce belki de senelerce verdiğiniz ahlak dersini, bir televizyon programı birkaç dakikada yerle bir edebilir!

Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor; “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Buhari/Müslim)

Evet hepimiz idare etmekle sorumlu olduğumuz kişilerden sorumluyuz. Çocuklarımızdan da sorumlu olduğumuza göre onların ahlaki, manevi, fiziksel ve ruhsal dünyalarını alabora eden televizyon programlarıyla baş başa bırakırken bir kere, gerekirse bin kere daha düşünmeliyiz.

Büyükler illa izleyeceklerse; faydalı programları izleyerek, fazla bağımlı olmayarak örnek olabilirler. Yemekler televizyonun karşısında yenmezse, aile bireyleri hem yapay dünyadan uzaklaşmış olurlar, hem de birbirileriyle sohbet etme, dertleşme fırsatı bulmuş olurlar. Yine çocuklarımız için iyi seçilmiş, kaliteli programlar ve izleme süreleri ebeveynlerin kontrolü altında olursa zarar yerine fayda sağlayabilir. Bu yolla çocukların bilgisi ve hayal gücü de pekiştirilebilir.

Televizyon İzlemek Bağımlılık Yapar mı?

Televizyon izlemek, ilk etapta kişiler için bir alışkanlık olsa da, daha sonra bağımlılık haline gelebiliyor. Televizyona olan bağımlılığı sosyo-kültürel ve psikolojik açıdan değerlendiren uzmanlar, izlenilen programlarla mevcut sorunlardan uzaklaşılmaya çalışıldığının da altını çiziyorlar. Yani bir nevi sığınma mekanizması gibi kullanılıyor televizyon. İzlenilen programa adeta kilitlenen bireyler sıkıntılarından uzaklaşarak, bir süreliğine o sıkıntıları unutma çabasına giriyor.

Peki, bu durum mevcut sorunları çözüme kavuşturuyor mu? “Hayır” dediğinizi duyar gibiyim. Televizyonun başından kalkınca sanal hayattan çıkıp, gerçek hayatımıza geri dönüyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz çünkü. Televizyon izlemek bizler için bir alışkanlıksa henüz, bağımlılığa dönüşmeden bu alışkanlığı terk etmek gerekir.

ABD’li kişisel gelişimci Zig Ziglar şöyle der; “İtiraf etmeliyim ki eğer evlerinde televizyon olmasaydı çocuklarımız büyük ihtimalle “farklı” olacaklardı. İlk birkaç haftadan sonra “farklılaşacaklardı.” Daha mutlu, daha konuşkan ve açık yürekli, daha üretken, daha müşfik, daha rahat, ahlaki yönden sorumluluk taşıyan ve toplumsal yönden kabul gören insanlar olacaklardı.”

Televizyonun karşısında geçirdiğimiz saatleri, günleri toplarsak kim bilir ne kadar ciddi bir tablo çıkar karşımıza. Oysa o saatleri Kuran-ı Kerim ve kitap, dergi, gazete okuyarak geçirsek, yine o saatleri Kuran ezberleyerek, meal okuyarak, ibadet ederek, aile ziyaretleri yaparak geçirsek nasıl olurdu acaba?

Kısacası bize verilen vaktin kıymetini idrak ederek, kıymetini bilerek kullansak ve Allah’ın bize bahş ettiği yetenekleri televizyon dünyasına haps ederek değil de; o yetenekleri geliştirme ve kullanma yolunda kullansak kim bilir ne güzellikler yaşatır Rabbim bizlere.


Sayı : 59
Büyük Kapak