Temiz Kâğıdı

Sayı : 20 / Ekim 2013, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

“Orada (Kâbe’de) apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.” (Âl-i İmrân, 97)

Tefsirler, bu âyetlerin, nişânelerin, geçmiş peygamberlerden hâtıralar olduğunu söylüyorlar.

Zemzem, Safâ ve Merve... Kuşların Kâbe üzerinden uçmadığı, vahşî hayvanların Harem bölgesine girmediği gibi bazı olağanüstülükler, Yine Ebrehe’nin uzaklaştırılışı Kur’ân’ın nüzulüne yakın bir başka misal olarak bu âyetin ihtivâ etti mânâlar içerisinde.

Oranın başka âyetleri, başka olağanüstülükleri de var. Şahıs şahıs gönül gönül yaşanan...

İki hâtıra ile bu konuda bir ikaza mahsus bu yazı:

Mübârek topraklara görevli olarak gitmiştim. Sorumlu olduğum bir otobüs dolusu insandan biri diğerlerinden çok farklıydı. Oturduğu mahallenin imamı havalimanında onu bana emanet ederken paylaştı farklılığını:

“Aman hocam bizim hacıyı sen idare et. Hanımı öldükten sonra aklî dengesi bozuldu. Çabuk sinirleniyor. Bazen ağzını bozabiliyor.”

Ayrıntılar da ilginçti. Asabî hacı, sokaklarda eskicilik yaparak geçimini sağlayan bir kişiydi. Aklî dengeyi geçtim, ekonomik olarak acaba hac üzerine farz mıydı? Fakat “yoluna güç yetirebilmişti” işte. Mahallenin hocasına rica etmiş, başvurularını vesaire hep imam efendi takip etmişti. İşte şimdi hac yolundaydı.

Orta yaşın üzerinde ve yanlarında hanımları olmayan erkeklerin ne kadar tehlikeli insanlar olduklarını bu hac görevimde öğrenmiştim. Karı koca gelenler birbirlerini idare ettiklerinden mi, birbirleriyle didişmekten sıra bize gelmediğinden mi bilinmez, pek problem çıkarmıyorlardı. Fakat bekâr yani hacca tek gelmiş erkekler sinirli olabiliyorlardı. Ee bu ortamda Asabî Hacı da zaman zaman kızarıyor, bozarıyor ve çoğu kez ne dediği anlaşılmasa da ağzına geleni döküyordu. Fakat her zaman değil. Çoğu kez mübârek yerlerin güzel atmosferiyle de heyecanlı tabiatı depreşiyor;

“Hocaa! Hocaa! Urmeye de geleceğim ben, umreye de...” diyordu.

Her neyse Allah kabul eylesin. Hac bitmişti. Biz erken giden ve Mescid-i Nebevî’de 8 gün, 40 vakit namaz kılma âdetini baştan uygulayan kafilelerden idik. Fakat uçak programları ancak elverdiğinden, hemen dönemiyorduk, bir miktar daha Mekke’de kalacaktık.

İşte o günlerde otel girişinde nöbet tuttuğum esnada Asabî Hacı yanıma geldi. Yüzü gergin, rengi uçuk. Çok ciddî bir ifşaatta bulunacak kimselerin sîmâsıyla birkaç cümle etti:

“Hoca ben para buldum. Allah var hoca! Ben haram yemem. Ben para buldum. Bak benim burada param bitti. Ama olmaz hoca! Ben Allah’tan korkarım! Al!..”

Asabî hacı, 40 gün süren ve yemeksiz bir program olan tura pek tedarikli gelmemişti. Son günlerde parasının bittiğini arkadaşlarından duymuştum. 14 katlı, her katında yüzden fazla hacının kaldığı binada, birinin düşürdüğü külliyetli miktarda parayı, aklî dengesi gidip gelen, hac yolculuğunun sonlarına doğru parasız, el-âlemden borç istemek mecburiyetinde kalmış bir kişi bulmuştu.

Çünkü orada apaçık âyetler vardı!

Asabî hacının ifadelerinden de yüz hatlarından da bir nefs muhasebesi geçirdiği zâhirdi. Elhamdülillâh muhasebeden galip çıkmıştı. Parayı sahibine ulaştırdığımız gibi, Asabî hacının ihtiyacını da hemen gördüm. Türkiye’ye döndükten sonra o borcu ödemek için çok çırpındı. “Urme”ye gitti mi bilmiyorum, fakat inşallah Rabbim haccını kabul etmiştir.

Bir başka hacı daha vardı. İki hanımlı, hâli vakti yerinde, iri kıyım bir hacı. Daha Mekke’ye vardığımız gün, servis otobüsü sırası beklerken bir başka hacıya şöyle horozlanıyordu:

“–97’de bir tanesini şuraya uzattım. Kafamın tasını attırma seni de uzatırım!”

Bu hacının tehdit ettiği kişi değil, kendisi bir gün uzanıverdi. Kalp krizi geçirmişti. Benim grubumda olmamasına rağmen vazife bana çıkmıştı. Önce Diyanet hastanesi, sonra Mekke’nin Nur Hastanesi, yoğun bakım... Dünyanın dört bir yanından doktorlar etrafında pervane oluyorlardı. Bir ara başında kimse kalmadı. Kapının dışından takip ediyordum. Bana;

“Mustafa Hoca! Bir su verir misin?” dedi. Elimde bir bardak su ile döndükten sonra doktorlar yine etrafını sardılar. Biraz sonra doktorlar çekildiğinde, iki ucu düğümlenmiş kefenin içinde idi. Bu zengin hacının kaç gündür doldurduğu adam boyu valizleri, dönüş boyunca oflaya puflaya taşımak da biz görevlilere düşmüştü. Allah kabul eylesin!

Bu hâdiseleri niye anlattım?

Orada apaçık âyetler var. Orada apaçık imtihanlar var. Bazıları hacca, temiz kâğıdı almak gözüyle bakıyor. Ondaki, anneden doğduğu günkü gibi günahsızlığa dönüş müjdesi, kimilerimizi gizli bir duyguya sevk ediyor. Günahtan vazgeçmese de bir temiz kâğıdı çıkarıvermek! Bedavadan veya birkaç bin avroya amel defterine bir format çekivermek...

Hayır hayır!

Eğer samimiyetle, temiz bir niyetle gitmezseniz, nasuh bir tevbeyle o kapıya varmazsanız başınıza daha büyük bir imtihan açabilirsiniz.

Hac yolculuklarında;

Türkiye’de müesseseleri parmağında oynatan insanların, orada, Arafat’ta kafilesini kaybedip üç gün sonra bir inşaat köşesinde şaşkın bir vaziyette bulunduğu varittir.

Meşakkatlerin, tazyiklerin ağında, Kâbe’nin karşısında ağzından abuk subuk lâflar dökülenler varittir.

Bir kurban kesmemek için «temettû» yerine «ifrad»a niyet eden, sonra da ilk fırsatta bir hac kusuru işleyerek bir kurban kesmek zorunda kalan, fakat ifrada niyet ettiği için Arafat’a kadar ihram ile gezmek zorunda kalanlar varittir.

Orası rağbet edilecek bir yer. Fakat tevbe ile, nasuh, iyi niyetli bir tevbeyle...

Evet, nasuh tevbe, iyi niyetli tevbe demek. Nush, iyi niyetli, hayır düşünceli olmak demektir. Bir hadîs-i şerif var:

Temîm-i Dârî -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-;

“Din nasihattir.” buyurdu. Biz kendisine;

“–Kimin için nasihattir?” dedik. Peygamber Efendimiz;

“–Allah, Kitabı, Rasûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir.” buyurdu. (Müslim, Îmân 95)

Nasuh, nush, nasihat... Hayrını istemek, iyi niyetli olmak, balı peteğinden süzmek, yani niyeti bütün başka bulaşıklarından arındırmak, ihlâs...

“Hele bir defteri temizleyelim de, bakarız…” diye tevbe olmaz. Yalanı, dolanı, günahı, kibri, kini, nefreti terk etmeden, doğuştaki, fıtrattaki safiyeti bozmuş bütün o kötülüklerden soyunmadan, anadan doğmuş gibi günahlardan kurtulmak var mı?

“Hac” da niyet demek. Âdeta tertemiz bir niyetten ibaret. İnsan koma hâlinde bile olsa, gerekli vakit içinde Arafat’ta bulundu mu haccın ana rüknü gerçekleşmiş olur. Gerçekten niyetten ibaret bir ibâdet... Hac niyeti de nasuh, tertemiz, iyi niyetli bir tevbeyle birlikte insanı anneden doğduğu günkü gibi tertemiz eyler.

Makbul bir hac, mebrur bir hacdır. Mebrur, “birr”den geliyor.

Birr nedir? Kulun îmanda ve amelde iyiliğe, iyi niyete erişmesi, “berr” yani geniş ve dümdüz topraklar gibi, uçsuz bucaksız ferahlığa, genişliğe, ufukluluğa kavuşması... Zikzaksız, dümdüz, net... Daha net bir cevabını şu hadîs-i şeriften çıkarabiliriz:

Ebû Zerr -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’e îmânın ne olduğunu sordu. Peygamberimiz cevap olarak meâli şöyle verilen âyet-i kerîmeyi okudu:

“Birr (iyiliğin kemali), yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. (İbâdetlerin şeklinden ibaret değildir.) Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allâh’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allâh’ın rızâsını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!” (el-Bakara, 177)

Ebû Zer yine sordu, Efendimiz yine bu âyeti okudu. Üçüncü kez sorunca, Peygamber Efendimiz şöyle açıkladı:

“–(Îman) bir iyilik yaptığın zaman, kalbinin de onu sevmesi, bir kötülük işlediğin zaman, kalbinin ondan nefret etmesidir.” (Müstedrek, II, 272)

Öyleyse nasuh bir tevbe de mebrur bir hac da; iyi niyetin, kalbin safiyetinin ve ihlâsın altını çiziyor, diyebiliriz. Hacca bu kıvamın üzerine titreyerek gitmeli. Bu ürperiş ve bu titizlik ile...

İşte o zaman hac, bir temiz kâğıdı olur! Hem geçmiş için, hem gelecek için!..


Sayı : 20
Büyük Kapak