Temizlik Allah'ın Nimetlerindendir

Sayı : 23 / Ocak 2014, Konu Başlığı : Kapak

Bir yaz günü ailecek şehir hatlarına ait vapurla karşıya geçiyorduk. Hava sıcak olduğu için vapurun üst katını tercih etmiştik. Yolcuların çoğu aynı şekilde düşündüğü için kısa zamanda koltuklar doldu ve oturacak yer kalmadı. Aynı vapurda seyahat eden yabancı turistlerin bir kısmı yerlere oturdu.

Bizler ayakkabıyla basılan yerlere oturmayı tercih etmediğimiz için bu durumu yadırgamıştık. Bu sırada yanımızdaki teyze olaya güzel bir yorum yaptı: “Onlar için ne fark eder ki, sanki namaz mı kılacaklar?”

Yabancı ülkelerde kalmış kişilerden de duymuşuzdur bunu, bizim dikkat ettiğimiz temizlik kurallarına birçok ülkede dikkat edilmez. Mesela bizler evlerimize, dışarıda dolaştığımız ayakkabılarla girmeyiz. Çünkü biz namaz kıldığımız yerin temiz olması gerektiğine inanan bir ümmetiz. Namaz ibadeti de günde beş vakit olduğu için devamlı temiz bulunmak mecburiyetinde hissederiz.

Biz Müslümanlar, bir İslam ülkesinde gözlerimizi açtığımız için birçok şeyleri hazır bulduk. Bu sebeple de, ülfet ve alışkanlık sonucu üzerimizdeki nimetlere gereği gibi şükredemiyoruz. Çünkü annemiz babamızın bize sunduğu birçok şeye o kadar alışmışız ki, sanki onlar hep vardı, hep böyleydi zannediyor, yokluğunu bile düşünemiyoruz. Mesela pek çoğumuz eski zamanlarda insanoğlunun temizlik nedir bilmediğini, yıkanmadığını, temizliğe dikkat etmediğini, şu anda tiksindiğimiz şeylerle haşır neşir olduğunu bilmiyoruz. İnsanoğluna temizliği öğretenlerin Peygamberler olduğunu bilmediğimiz için bugünkü medeniyet seviyemizi onlara, yani vahye borçlu olduğumuzun farkına varamıyoruz.

Gerçekten de insanoğlu kendisine necasetten, yani pisliklerden uzak durmayı ve temizlenmeyi öğreten Peygamberlerin yolundan saptığı için temizlik kurallarını unutmuştu.

Peygamberimiz gönderildiği sırada sadece putperest Araplar değil, Yahudiler de temizliğe yeterince dikkat etmiyordu. Bunu Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın: “Allah güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizi se¬ver. Kerimdir, ikram edilmesini sever. Cömerttir, cömertliği sever. Evlerinizi, iş yerlerinizi ve çevrenizi temiz tutunuz. Yahudilere benzemeyiniz.” (Tirmizi, Edeb 41) buyurmasından anlayabiliyoruz.

Yine yakın zamanlara kadar Hıristiyan âleminin fazla yıkanmadığını, hatta vaftiz olduğu günden beri yıkanmamakla övündüklerini okuyoruz. Dünyaya medeniyet dersi vermeye kalkışan batılıların, halen tuvalette tahareti bilmedikleri, taharet için musluk yapmadıkları bir sır değil. Hele hele hükmi temizlik kurallarını, yani abdesti ve gusülle alakalı hükümleri hiç bilmiyorlar. Hatta tuvaletten sonra ellerini yıkamadıklarını ve bundan dolayı hastalıklara yakalandıklarını bizzat kendi doktorları söylüyor.

Günümüzde bilimin ilerlemesi sonucu hijyenin sağlık için önemini kavrayan batı dünyası nispeten temizliğe önem vermeye başlasa da hala bizim anlayışımız doğrultusunda temizlik kavramına sahip değildirler. Belki yiyeceklerinin mikropsuz olmasına özen gösterirler, ama öte yandan her türlü pisliği midesine indiren domuzun etini yemekten çekinmezler. Yine internette yayınlanan bazı videolara göre hayvanları İslami kurallara göre boğazlamadıkları, gazla boğarak öldürdükleri için ölü hayvan eti yani lâşe yemiş oluyorlar. Elbette bu durumda hayvanın kanında dolaşan, süzülüp atılması icab eden pislikler de etin içinde kalmış oluyor.

Temizlik Fıtrattandır

Aslında insanoğlunun fıtratında pislikten tiksinme, temizlikten ferahlık duyma hissi mevcuttur. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin temizliğe dair tavsiyeleri dile getirirken “bunlar fıtrattandır” buyurmuş olması da aynı hakikate işaret ediyor.

Fıtrat Allah'ın yarattığı “aslî yaratılış” demektir. Sonradan meydana gelen bozulmalardan önceki sâfî, halis, sıhhatli olan hal demektir. Demek insanın yaratılışı, dünyada yaygınlaşan cahili toplum düzenleri tarafından bozulup vahşileşmediği sürece aslen temiz ve medenidir. Peygamberler de işte bu aslî hali muhafaza için gönderilmiştir. Nitekim bozulmamış, halis din olan hanîf dini de “fıtrat dini” olarak anılmıştır. Âlimler de İslami gelenekte mevcut bulunan temizlik kurallarının Hz. İbrahim’in getirdiği hanif dininden miras kalmış olan fıtrat kanunları olduğunu bildirmişlerdir.

Buradan da anlıyoruz ki insanda mevcut bulunan temizlik duygusunun mutlaka manevi telkin ve rehberlikle yüceltilmesine ihtiyaç vardır. Yoksa imkânlar elverişli olmadığında fıtri temizlik duygusu zaman içinde körelmekte, insanlar başka ihtiyaçlarla meşgul olurken temizlenmeye üşenmektedir. Böylece temizlenmek ancak toplumun imkân sahibi olan üst tabakasına mahsus bir ayrıcalık haline gelmektedir.

Hâlbuki insan, toplumdaki statüsü ne olursa Allah'ın kulu ve yeryüzündeki halifesidir. Allah-u Zülcelâl “…Allah çok temizlenenleri sever" (Tevbe, 108) buyurarak, insanı temiz görmek istediğini bildirmiştir.

Allah-u Zülcelâl’in bir ismi de el-Kuddüs’tür. Rabbimiz bütün noksanlardan münezzeh ve mukaddestir. İbadetlerin de ancak temiz olanlarını kabul eder. Bunun için insanlara Peygamberleriyle temizlik kurallarını bildirerek, kendisine temiz bir şekilde ibadet etmelerini emretmiştir.

Aslında iyi düşünülürse görülür ki, İslam, hem maddî, hem manevî bakımdan arınmaktan, tertemiz olmaktan ibarettir. Mesela tevhit inancı da, kalbi putlardan, hurafelerden temizlemekten başka nedir ki?

Ayet-i kerimede “…Müşrikler necestirler (pisliktirler.) Artık bu yıldan sonra Mescid- i Haram'a yaklaşmasınlar…” (Tevbe, 28) buyrulması da buna işarettir.

Tevhit üzere Allah’a iman etmek, hem kalbi, hem kalpteki imanın bir tezahürü ve görünümü yerinde olan bedeni temizler. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam boşuna “Temizlik imanın yarısıdır” (Müslim, Tahare, 1) buyurmamıştır. İslam dini insanın kalbini önce bulanık inançlardan arındırır, sonra hem kalbini hem hal ve hareketlerini faziletlerle süsler.

Bunun içindir ki ayet-i kerimede Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ümmetine yaptığı rehberlik anlatılırken, “sizi tezkiye ediyor, arındırıyor” lafzı “kitabı ve hikmeti öğretiyor” lafzından evvel gelmektedir. (Bakara, 151)

Biz hanımlar çok iyi biliriz ki, bir yeri temizlemeden dayayıp döşemenin manası yoktur. Aynı şekilde kalpleri ve onun dışa vurumu olan bedenleri temizlemeden de üstün ahlakla donatamayız. Bu yüzdendir ki İslam dininin temel başvuru kitapları olan ilmihallere mutlaka temizlik konusuyla başlanır.

İslam Temizlikten İbarettir

Aslında dikkat edilirse, bütün salih ameller temizlenmenin farklı bir yönü ve boyutuyla alakalıdır. Mesela Allah-u Zülcelâl "Ey iman edenler; size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin…" (Bakara, 72) buyurarak, bedenimizi besleyen lokmaların da temiz olmasını emir buyurmuştur.

Dikkat edilirse Allah'ın yenilmesini haram kıldığı şeyler, ya bizzat maddî yönüyle veya hükmi yönüyle pistir. Mesela kan, kendi kendine ölmüş hayvan leşi, domuz gibi eti yenmeyen hayvanlar bizzat pistir. Bazıları da ne kadar temiz görünse de elde ediliş biçimi haram kılındığı için pis hükmündedir. Mesela helal yoldan temin edilmeyen rızıklar gibi… Bunlarda başkasının hakkı, mazlumların gözyaşı gibi gözle görünmeyen pislikler vardır. Hâlbuki Allah bizim ibadetlerimizi ancak midelerimize giren lokmalar her yönden temiz olduğu takdirde kabul etmektedir.

Yine fakirin hakkı olan zekâtın verilmesi de bir temizliktir. Hatta zekât kelimesinin bizzat kendisi de “temizleme” manasına gelir ve ayette şöyle emredilir: “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin ve yücelteceğin bir sadaka al.” (Tevbe, 103)

Zekâtı verilmeyen mal da hükmen pis kalmakta ve ondan yenilen lokmalar bizi manen kirletmektedir. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim’de namazla zekâtın sık sık birlikte zikredildiğini görürüz.

Yine dinimizin nikâhla alakalı mevzuları da bir başka türden temizlikle alakalıdır: iffetin temizliği. Nesillerin temiz ahlaklı olmasında, anne babaların onları dünyaya, Allah'ın helal kıldığı yoldan getirmesinin bir payı vardır. Bu da ancak helal ve temiz olanla yetinip fuhşiyattan sakınmakla mümkündür.

Kişinin anne babasının iffetinden çok daha önemlisi ise bizzat kendi iffetini muhafaza etmesidir. Bunun içindir ki Müminlerin vasıflarının zikredildiği ayetlerde, “onlar iffetlerini muhafaza ederler,” (Müminun, 7) buyrulurken, iffetini koruyan ve fuhşiyattan sakınanlar için “temizlenenler” buyrulmuştur. (Neml, 56)

Hakiki Kalp Temizliği İçin

Günümüzde ne yazık ki İslam’ın ve tasavvufun, kolayca anlaşılması güç derinlikleri üzerine konuşulduğu kadar, herkese lazım ve tatbik edilmesi gerekli olan meselelere önem verilmiyor. Hatta bazı kesimlerin “şekli kurallar” diye dudak büküp, ehemmiyet vermediği, “kalp temizliğinin daha mühim” olduğundan dem vurduğu görülüyor.

Hâlbuki dini ilimlere bedenin temizliğiyle başlanmasının bir manası vardır; insan bir işe başlarken önce “elinde olan hususlardan” başlamalıdır. Bedenini, elbisesini temizlemek nispeten elindedir, bunu biraz dikkat etmekle gerçekleştirebilir. Bundan sonra sıra, hâkim olması biraz daha zor olan “kalbe” gelir. Kalbi her türlü bozuk niyetlerden, kirli hayallerden, düşük seviyeli düşünce ve meraklardan arındırabilmek için de belli bir süre düzenli ibadet etmek gerekir.

Kur'an ı Kerim bizim sadece dışımızı, zahirimizi temizleyen emirler emretmekle kalmamış, gönüllerimizi de, halis kulluğa yakışmayan her şeyden arındırmanın yolunu göstermiştir. Nitekim Peygamberin hanımlarına yabancılarla konuşurken sesinin tonunu ve kelimeleri bile ölçüp biçmeyi emreden bir ayette: “Bu hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir. (Ahzâb/33: 53) buyrulmaktadır.

Demek ki kalp temizliğinin yolu budur; her an kendini sakınmak, kirletici her türlü etkiye karşı savunma halinde olmak. Eğer hasbelkader bir bulaşık olduysa da geciktirmeden tevbe etmek, temizleyici amellere ve muhabbetlere sarılmak. Nitekim ayet-i kerimede "Şübhe yok ki, Allah, tevbe edenleri de, (maddî - mânevî kirlerden) temizlenenleri de sever..." (Bakara, 222) buyrularak tevbe ile temizliğin birbiri ardınca anılması buna işaret olmalıdır.

Temizlik Hassasiyeti İçin…

İnsanın maddi pisliklere karşı hassasiyeti körelebildiği gibi manevi kirlere karşı da tiksinti duygusu azalabilir. Bilhassa günümüzde bu durum, başta kendi nefsim olmak üzere hepimizin en büyük derdidir. Pis işlerde çalışmak zorunda kalanların kirli ellere, pis elbiselere alıştığı gibi bizler de kirletici günahlara alışabiliyoruz. Mesela biz hanımlar, lekeli bir kıyafetle yakın bir arkadaşımızın yanına çıkmaktan utanırız. Peki gıybetle, malayaniyle lekeli bir kalple Rabbimizin huzuruna nasıl çıkıyoruz? Evimizi temizlerken gösterdiğimiz hassasiyeti, nazargah-ı ilahi olan kalbimizin temizliğine neden göstermiyoruz?

Bütün bu dertlerimizin tek çaresi yine içten dışa temizliğe hassasiyet göstermekte gizlidir. Çünkü bizler salih amellere riayet ede ede temizlik duygumuzu geliştirirsek kalbimiz öyle zarifleşir ki artık kalbi hiçbir kirliliğe tahammül edemez hale gelir. Buna bir nevi incelme, rakik ve duyarlı hale gelme diyebiliriz.

İşte insan o hale gelince kötü düşünce ve hayallerden bile, pis bir kokudan tiksinir gibi rahatsız olur ve kalbini bunlardan arındırmaya gayret eder. Zaten dinimizin nihai hedefi de böyle saflaşmış bir şahsiyet inşa etmektir.
Allah bizleri böyle, melekler gibi latif ve temiz kullarından eylesin. Âmin.


Sayı : 23
Büyük Kapak