Temizlik: İnsan Olmak

Sayı : 23 / Ocak 2014, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Temizlik insan olmaktır.

Hayvanların da mühim bir kısmı dikkat eder temizliğine. Yıkanarak, yalanarak bazen birbirlerine yardım ederek temizlenen hayvanlar vardır. Fakat bu post, kıl, tüy temizliğinden ibarettir. O kadar. Bir de ağzıyla ayak temizlemek, temizlik midir orası da ayrı.

Onlara nisbetle insan ne kadar da titizdir! Vücuduna, saçına, tırnağına titizlik gösterir. Tuvalet temizliği, elbise temizliği, yaşadığı mekân temizliği, yediği gıdaların temizliği, pişirilerek kaynatılarak ayrıca arındırılması, kokladığı havanın, içtiği suyun süzülmesine kadar, insan titiz bir varlıktır.

İnsanı insan yapan temizlik bu kadarla kalmaz, kalmamalıdır.

İşin mânevî temizlik kapısı aralandıkça, insanı hayvandan ayırma hikmeti ışıldamaya başlar.

Tırnakları kesmek, bıyıkları kısa tutmak vb. bazı tıraşlar, hattâ sünnet olmak dînî birer vecîbedir. Allah insanın fizyolojik varlığını bu temizliklere muhtaç olmadan yaratabilirdi. Fakat insana irâdî olarak bunu yaptırmayı bir din vazifesi hâline getirmiş olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Din, insanın tabiî olarak tiksindiği bazı kirleri ayrıca necis saymış, bunların vücutta, elbisede yahut ibadet mahallinde bulunmasını ibadetlerin kabulüne engel saymıştır. Bunlar kan, irin, idrar vb. gibi yine cismaniyetimizle ilgili kirlerdir. Hayvanlarla ortak tarafımızla ilgili kirlerdir. Bunların zerresinden bile kaçınma dikkati üzerinde din ayrıca durmuştur. İdrarından sakınmamanın, kabir azabına sebep olduğu hadis-i şerifte vurgulanır.

Temizlik Melekleşmektir

İnsan hükmen de kirlenir. Bunlar da aynı cismaniyetle ilgili, hayvanla insanın ortak olduğu kirlerin vücuttan çıkmasıyla meydana gelir ve abdestlerle giderilir. Bu hükmî kirlilik de üzerinde düşünülecek bir hâdisedir. Bu cismânî kirleri meydana getiren, yine fizyolojik ihtiyaç olan yeme-içme ile ilgilidir. İbâdet için abdest almak, âdeta insana mecburen bağlı olduğu cismaniyetinin hükmî kirlerini giderip, onu melekleştirecek, rûhânîleştirecek bir çözümdür. Bu sebeple, tasavvuf yollarında sadece ibâdet zamanı değil, sürekli abdestli durulur. Yine yeme-içme azaltılmaya çalışılır. Oruç, îtikâf, hac ve umre ibâdetlerinde, bu cismânî alâkalardan süreli olarak uzak durulması esastır.

Temizlik mânevî derecelerle ilerler. Hep insanlığı vurgulayarak, hayvanlıkla ortak noktalardan insanı uzaklaştırarak...

Cismâniyet itibarıyla, -tıpkı hayvanlar gibi- yiyip içmek mecburiyetinde olan insana, din; helâl ve temiz olmayan şeylerden kaçınma mecburiyeti koyar. Haram lokma, mâneviyatı da kirletir. Kalbi paslandırır.

Hayvanlar ise, fıtraten sevk edildikleri şeyleri yerler. Bazıları, mide bulandırmamak için zikretmeyeceğimiz şeyleri yerler. Yine hayvanlar, hak-hukuk gözetmeden yerler. Güçlü olan, güçsüzün gıdasını elinden alıp yer.

Helâl kazancın içinde, fakirin hakkı olan zekât da, fakire verilmeyip sahibinde kalırsa “kir” olarak ifade edilmiştir.

İnsanlar için manevi temizliğin ahlâk kısmındaki bir tezâhürü de iffettir. Örtünmek, nikâh, nesep temizliğini gözetmek, sadakat gibi hususlar insana mahsus keyfiyetlerdir. Hayvanlarda bulunmadığı âşikârdır.

Daha mânevî kirler ve daha mânevî temizlikler de insaniyet ölçüleri ifade eder:

Küfür, pisliktir. Kâfirler, necistir. Çünkü, temizlik insaniyet demek olduğu gibi, îmânın da yarısıdır. Kâfir, “hayvandan daha aşağıdır.” Çünkü hayvanlar, bulundukları duruma iradeleriyle düşmüş değillerdir. Hattâ şuurdan kendilerine bahşedilen kadarıyla, Allâh’ı zikir ve tesbihe devam ederler. Onların tenleri ve yaşayışları kirli ise de, şuurları küfür, nankörlük, isyan gibi ağır kirlerden temizdir.

Küfre ve kâfirlere beslenen sevgi ve küfre yakışacak duygu ve vasıflar da pistir ve kalbi kirletir. Böylesi temizlenen, kalb-i selîm hâline gelen mânevî kalp, hayvanlarda hiç yoktur. Temizlenmemişse, öyle mülevves bir kalbi taşıyan insan, bundan mahrum hayvan derekesine düşmüş olur.
İnsanı; kalp, ruh gibi mânevî uzuvlarına ve bunları temizlemeye, arındırmaya sevk eden dînimiz, onu, çevresindeki fizikî varlığı, üremesi vb. özellikleri itibarıyla benzediği varlıklardan farklı olduğu gerçeğine yönlendirir.
Hayvanlar gibi şuursuz, idraksiz yiyip içip yatıp kalkıp yaşamaktan ibaret bir hayat telâkkisine sahip olmamasını öğütler.

Fark edilirse, Batıdan dünyaya yayılan hâkim kültür ise, insana hep bir hayvan olduğunu düşündürmeye çalışır.

Evrimi kabul edip, cennetten gelmiş Âdem Nebî yerine, maymun soyundan geldiğine inanmaya sevk eder. Çıplaklığa sevk eder. Haram-helâl gözetmemeye sevk eder. Nikâhsızlığa sevk eder. Zayıfları elediği var sayılan tabiatta ayakta kalabilmesi için acımasızlığa sevk eder. Besin zincirinin tepesinde olmak için altta kalanları ezmeye sevk eder. Mânevî kalp, sultanî ruh gibi varlıkları, ahlâkı, dîni, hükmî kirlilikleri inkâr eder. İnsanın hayvandan tek farkı olarak aklı, hattâ sadece zekâyı görür. Yaratıcısı olarak Allah yerine, “tabiat ve zekâ”yı koyar.

Temizlikten tek anladıkları da, en başta söylediğimiz gibi, hayvanatın bazısında dahî bulunan, dış beden temizliğidir. Onu dahî oldukça geç keşfedebilmiştir.

(Burada hıristiyan keşişlerin yıkanmamayı da bir ibâdet telâkkî edişlerindeki yanlışlığa, yani fıtrata aykırı bir şekilde çile çekerek, mülevves bir şekilde arınmaya çalışma hatalarına da bir not düşelim.)

Hâlbuki İslâmiyet, insanın fıtratına yerleştirilmiş olan “temizlenme” duygusunu, maneviyata, ahlâka, öbür hayata sevk edici bir motor olarak kullanmıştır. Her çeşidiyle temizlenme ise, insana daima bir hayvan olmadığını fısıldar:

İnsan; cismânî ihtiyaçlarını, helâl ve nikâh kaydı altına alır. Bundan sonra bile, bu ihtiyaçların tesirinden abdestler ile arınmaya çalışır. Haram ve günah gibi mânevî kirlerden uzak durur. Yine de batarsa tevbe ile temizlenir. Ayette temizlik ile tevbe bir arada zikredilmiş, Allâh’ın temizlenenleri de tevbe edenleri de sevdiği bildirilmiştir. (el-Bakara, 222)

Salih ameller, günahları temizler. Bilhassa cismâniyetimizin ızdırap çektiği fizikî ve rûhî hastalıklar, hadîs-i şerifteki ifâdesiyle “tuhur”dur, yani günahlardan temizlenmedir. (Buhârî-Müslim) İnsan âdeta, cismâniyeti haz duydukça kirlenmekte, ızdırap duydukça temizlenmektedir.

Böylece;

İnsan; gözle görmediği mânevî uzuvlarına, letâife yoğunlaşır. Nefsini tezkiyeye, kalbini tasfiyeye gayret eder. Bunların inkişâfı için dahî, cismânî alâkaların azaltılması gerekir. Sakınılmayan idrar, ibâdette huzur ve huşû hâline mâni olur. Haram lokma, duânın kabulüne mâni olur.

Doğduğunda yıkanan ve tertemiz bir kundağa sarılan insan, öldüğünde de yıkanarak, tertemiz kefenlenerek, kâfurla kokulanarak toprağa teslim edilir.

Bir ömür, ebedî varlığının tohumunu ne kadar ıslâh edebildiyse, mahşer gününde o temizlikte, o nûrâniyet ve rûhâniyette bir beden ile haşredilecektir. Maddî, hükmî, mânevî bütün temizlikler, o tohumun ıslahı için gayretlerdir.

O beden eğer cennetlik ise, onda bu dünyadaki gibi hayvanlarla ortak hususiyetler bu sefer olmayacaktır. Yiyecek, içecek fakat tuvalet ihtiyacı olmayacaktır. O bedenin, dünyada abdest alan uzuvları parıldayacaktır. (Buhârî-Müslim)

Affedilmeyen günahlarla, fakat îmanla mahşere varan mü’minler, dünyada arındıramadıkları yönlerinden, cehennem ateşinde yanarak temizleneceklerdir. Allah muhâfaza buyursun.

Hayvanların sadece adaletin yerini bulması için haşredilecekleri, sonra tekrar toprak olacakları malûmdur. Hayvanlara özenerek, hayvandan aşağılaşan küffar ise, orada hayvanların toprak oluşuna dahî gıpta edecek, fakat bu yok olarak kurtuluştan bile mahrum olarak, ebedî azâba dûçâr olacaktır.

Hayvanlara hayrân olarak dâr-ı fenâda
Ahmak, geçirir ömrünü hayvanca, behîmî...
Hayvanlara gıptayla bakar rûz-i cezâda.
Boylar öbür âlemde direk nâr-ı cahîmi...


Netice olarak, bu şuurla bakıldığında bir daha söyleyebiliriz:

Temizlik; insan olmaktır.

“Temizlik îmânın yarısıdır.” buyurulan hadîs-i şerifteki temizliğin bir yarısı maddî, bir yarısı mânevî temizlik olarak düşünülürse, şöyle de diyebiliriz:

Temizlik insanlığın kemâli yani, îmânın, mü’min olmanın, müslümanlığın tamamıdır!


Sayı : 23
Büyük Kapak