Terör Neye Hizmet Ediyor?

Sayı : 48 / Şubat 2016, Konu Başlığı : Medya Gündem

İstanbul’un tarihi ve turistik mekanı Sultanahmet, canlı bomba terörüne sahne oldu. Sultanahmet Meydanı’nda saat 10.00 sıralarında gelen Suriye uyruklu Nabil Fadli adlı terörist, çoğu Almanlardan oluşan turist kafilesinin arasına girerek üzerindeki bombayı patlattı. Saldırıda 8’i Alman, biri Güney Kore, biri Peru vatandaşı olmak üzere 10 turist hayatını kaybederken, 3’ü ağır 15 kişi de yaralandı.

Terör saldırısını üstlenen olmazken güvenlik güçlerinin, teröristin bağlantılarını ortaya çıkarmaya yönelik çalışmaları sonucu DEAŞ mensubu olduğu bilgisine ulaşıldığı açıklandı. Elbette akıllarda bazı soru işaretleri oluştu.

Her şeyden önce neden DEAŞ örgütü bu saldırıları kendisinin yaptığına dair bir açıklama yapmıyor? Bilindiği kadarıyla Fransa’daki saldırıdan sonra bu saldırıyı üstlenmişti. Ancak Türkiye’de, gerek Suruç’taki gerek Ankara’daki saldırıları üstlenmedi. Bir örgüt terör faaliyeti yaparken adını duyurmayı, etki uyandırmayı hedefler. Eğer bu faaliyetleri DAEŞ örgütü yaptıysa neden üstlenmiyor?

Bu saldırıları yapanların DAEŞ bağlantılı olduğunu bize kim bildiriyor? Elbette istihbarat paylaşımları neticesinde bu sonuca ulaşılıyor. Peki bu istihbaratları bize kim veriyor? Bizi DAEŞ’le savaşma adına Suriye batağına çekmek isteyen ülkelerin istihbaratı bunları organize ediyor olamaz mı?

Türkiye’nin terörle, iç savaşla, sınırındaki savaşla meşgul edilerek güçlenmesini engellemek isteyen birçok ülke var. Türkiye’nin yakın geçmişinde İslam dünyasının birlik beraberliğini temsil ettiğini herkes biliyor. Osmanlı devleti yıkıldıktan sonra dahi Anadolumuz, mazlumların mültecilerin sığınağı olmaya devam etmiştir. Bu ülkenin dünyada saygı kazanması, maddi açıdan güçlenmesi ve kendi ayaklarının üstünde durmasını hiçbir rakip ve düşman ülke istemeyecektir.

Bilhassa Türkiye’nin islam coğrafyasıyla samimi ilişkiler geliştirmesini istemeyen güçler “Bakın işte Suriye’ye kapıları açtınız ama oradan size sadece bela ve terör geliyor. En iyisi siz yüzünüzü batıya dönün,” deme fırsatı elde ediyor.

Batı basını olaydan sonraki yorumlarda, Türkiye’nin DAEŞ’e ve İslami hareketlere karşı savaşta batı blokunun yanında ve hatta onların pis işlerini yapan durumda olmasını isteyen bir dil kullandı. Ülkemizin sol görüş muhalefet partileri de İslam dünyasıyla gelişen ilişkilerimizi eleştirme fırsatı yakaladı ve “Ülkemizi ortadoğu batağına çekiyor” suçlaması yöneltti.

Ortadoğu batağı dedikleri coğrafya bizim dindaşlarımızın yaşadığı, acı çektiği, bir çok yeri kutsal hatıralar ve emanetlerle dolu bir diyardır. Biz orada olup bitenlere kör ve sağır mı kalacağız? Ülkemize sığınanları, “Ya terörist ise” diyerek ölüme mi göndereceğiz?

Haberlerde ilginç bir ayrıntı gördük: Bu saldırıyı düzenleyen canlı bombanın ayak tırnaklarının sökülmüş olduğu görülüyordu. Bunun sebebini ise kendisi bir arkadaşına şöyle anlatmış: “Esed rejimi tarafından işkence yapılırken tırnaklarım söküldü.”

Bizim Müslüman kardeşlerimiz bu işkencelere maruz kalırken dünyanın sesi çıkmıyor. Sonra psikolojisi bozulan bu gençler terör örgütleri tarafından kime hizmet ettiğini bilmeden haince amaçlara kurban ediliyor.

Yine bu saldırganın önce ülkesinin bağımsızlığı için özgür Suriye ordusuna katıldığı sonra -iddialara göre- DAEŞ’e katıldığı bildiriliyor. Kendi ülkelerinde insanca yaşama şansı tanınmayan gençler, terör örgütlerine piyon oluyor.

Irak’ın Amerika tarafından işgalinden sonra bölgenin Şiilerin egemenliğine bırakıldığını, Sünni halkın kendi vatanında esir durumuna düştüğünü biliyoruz. Mısır ve Suriye’de İhvan-ı Müslimin gibi ılımlı siyasi İslamcı görüşlere geçit verilmemesi yüzünden Sünni gençlerin radikal gruplara katılmaya itildiğini görüyoruz. Bütün bu sorunları çözmeden DAEŞ’le mücadele bahanesiyle islam diyarlarının vahşet ve perişanlık içine itilmesi hiçbir sorunu çözmeyecektir. Aksine bir örgüt çökertilse diğeri kurulacak ve ne bölge, ne dünya huzur bulamayacaktır.

Elbette bunları terörü maruz gördüğümüz için söylemiyoruz. Ancak bölgedeki durumun adil ve dürüst bir barışla çözülmesi, Müslüman halkın kendi egemenliğini eline alması haricinde hiçbir terörle mücadele çalışması sonuç almayacaktır.

Bu sebeple olayların bizi duygusal tepkilere sürüklemesine izin vermemeliyiz. Üzerimizde yapılan algı operasyonlarına karşı dikkatli olmalı, bu düzmece terör saldırıları sebebiyle mülteci kardeşlerimize hor bakmamalıyız. Onlar zaten bu oyunların en büyük mağduru. Bizler ancak birlik beraberlik sayesinde bu oyunları bozup kendi medeniyetimizi elbirliği ile yükseltmeliyiz.

Ülkemiz, bölgedeki son huzur adasıdır. Terör korkusuyla içe kapanan, kendi sorunlarıyla boğuşmaktan başka bir şey düşünemeyen zayıf bir ülke olması bütün düşmanlarımızın ortak çıkarına uygun gelir. Terörle mücadelenin en etkili yolu, terörün hedefine ulaşmasına izin vermemektir.


Sayı : 48
Büyük Kapak