Tesettür Allah'ın Kesin Emridir

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Güncel Fetvalar

Tesettür sözlükte; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin arkasında saklanmak anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak tesettür; avret yerini yani erkek veya kadının şer'an örtülmesi gereken yerlerini örtmesidir.

Örtünmenin birçok gayesi vardır. Allah-u Zülcelâl hazretleri yarattığı her mahlûku kendisine en uygun bir surette giydirmiştir. Eşref-i mahlukat olan insanoğluna da haya ve örtünme duygusu vermiştir. Annesinden çıplak olarak doğan insanoğluna yerine ve mevsimine göre çeşit çeşit kıyafet yapacak akıl ve malzemeler vermiştir. Ayet-i kerimede giyinme duygusunun ve elbiselerin Allah-u Zülcelâl’in indirdiği nimetlerden olduğu zikredilir:

“Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik.”(A’raf 26)

İnsan için hayâ duygusu ve örtünme fıtridir. Sıcak ve soğuktan korunma ihtiyacı olmasa bile kalb-i selim sahibi bir insan çıplaklıktan utanır, örtünmek ister. Hz. Âdem ve Havva cennette iken nurdan elbiseler içindeydiler. Şeytan onları kandırınca yasak meyveyi yediler ve üstlerindeki nurdan elbiseler gitti. O zaman çıplaklık halinden utandılar ve cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar.

"Şeytan (Adem ile Havva’ya) kendilerinden örtülmüş olan çirkin yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi, ve “sizi Rabbınız başka bir şey için değil, sırf Melek olacağınız yâhud ebediyyen kalanlardan olacağınız için bu ağaca yaklaşmayı yasakladı” dedi."Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim "diye yemin etti.Böylece onları aldattı, ağacın meyvesini tattıkları anda ise avret yerleri kendilerine beliriverdi ve üstlerine cennet yapraklarından yamalar örtmeye başladılar. Rableri seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytanın da size düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" Dediler ki "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."(Araf; 20-23)

Buradan da anlaşılıyor ki örtünmek insan yaratılışına uygundur. İnsandaki hayâ duygusu örtünmeyi gerektirir. Bilhassa müminler için örtünme, şeref ve itibar vesilesidir. Hayâlı bir insan, başka insanların ona, şehvani hislerle bakmasından azap duyar. Örtünme ile bu nefsanî bakışlardan sakınmak ister.

Cenab-ı Hak, henüz Mekke devrinde indirdiği ayetlerle çıplaklığın çirkin, giyinmenin ise ziynet ve şeref olduğunu bildirmiştir:

“Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) aldatmasın.'' (A'râf; 26-27)

Medine’ye hicretten sonra ise tesettür ayetleri indirilerek, kadınların nasıl örtünmesi gerektiği kesin bir şekilde bildirilmiştir.

Tesettür Farzdır

İslam dini kadınların meşru daire içinde nikâhlı eşleri için süslenmelerinde bir beis görmez hatta aile saadeti için bunu teşvik eder. Fakat nikâhsız, yabancı erkeklere karşı süslenmenin hayâ ve iffete muvafık düşmeyeceği aşikârdır. Allah-u Zülcelal indirdiği ayetlerle, kadınlara dışarıya çıkarken tesettürlü olmalarını açık ve kesin bir surette farz kılmıştır.

Allah-u Zülcelâl, namaz, oruç gibi ibadetleri farz kıldığı gibi, örtünmeyi de farz kılmış; Peygamberimiz de çeşitli hadis-i şerifleriyle örtünmenin şekil ve sınırlarını belirlemiştir. Bu durumda örtülmesi gereken yerlerin açılması veya gereği gibi örtülmemesi kesin olarak haramdır.

Tesettürün Kuran-ı Kerimden delillerinin bir kısmı şu ayetlerdir:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle de cilbablarıyla (dış elbiseleriyle) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab; 59)

Bu ayetle birlikte mümin hanımların dışarıya çıkarken üstlerine bir üst kıyafeti alması gereğine işaret etmektedir. Ayetteki "celabîb" sözcüğü "cilbab"'ın çoğulu olup sözlükte; geniş elbise, baş örtüsü gibi anlamlara gelir. Kadını baştan aşağı örten çarşaf, örtü gibi giysiler de cilbab kapsamına girer.

"Cilbab" bir fıkıh terimi olarak "Kadını tepeden tırnağa örten giysidir,” denmiştir. Kadınların ev dışında veya yabancı erkeklerin yanına çıkarken normal ev içi giysilerinin üstüne bir dış elbise daha giymeleri gerekir.

Ayrıca bu ayetten anlıyoruz ki örtünmenin bir maksadı, hanımların daha itibarlı olmasıdır. Örtülerinden dolayı Müslüman hanımlar olduklarının bilinmesi ve kimsenin onları bakışlarıyla veya sataşmalarla rahatsız etmemesidir.

Kuranı kerimde kadınların tesettürü için “cilbab”ın dışında bir de “humur”yani başörtüsü ifadesi kullanılmaktadır. Ayetteki "humur " sözcüğünün tekili "hımar" olup, sözlükte; kadının kendisi ile başını örttüğü şey, demektir. Saîd bin Cübeyr radıyallahu anh, baş örtüsünün kadının boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek nitelikte olması gerektiğini söylemiştir.

Cahiliyye çağında hanımlar başlarına ancak güneşten korunmak veya süslenmek için ince bir örtü alırlar, ama bunun uçlarını geriye atarlar, kulak, yaka gibi ziynet yerlerini örtmezlerdi. Ziynet takındıkları kulakları, boyunları perçemleri görünür halde çarşı pazarlarda dolaşırlar, erkekler de onlara bakardı.

Hatta bazı kadınlar kendilerini erkeklerden sakınmazlardı. Dünyalık elde etmek için iffetlerini sakınmazlardı. Bu sebepten kız çocukları aileler için bir utanç haline gelmeye başlamıştı. Bazı aileler kızları büyüyüp de bu durumlara düşmesinler diye küçük yaşta diri diri toprağa gömer olmuşlardı.

İşte bu ayet-i kerime ile kadınlara, başörtülerini ziynetleri örtecek şekilde bürümeleri için ikaz geldi.

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zînetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”

Ayette kadınlara “gözlerini haramdan sakınmak” emredilmiştir. Çünkü iffeti korumak gözleri korumakla başlar. Göz kalbin casusudur. Göz bir şeyi görmese kalp arzu etmez. Kalpte harama karşı bir arzu olmazsa kişinin hem dinî ve dünyevî huzuru selamette olur.

Örtünme Nasıl Olmalıdır?

Tesettürü emreden ayet-i kerimede “ziynet (yerlerini) örtsünler” buyrulmuş, ama bunun izahı yapılmamıştır. Birçok emirlerde olduğu gibi tesettür emrinin nasıl ifa edileceğinin açıklamasını yapmak da Peygamber sallallahu aleyhi veselleme bırakılmıştır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem örtünme ile ilgili yukarıda zikrettiğimiz ayetlerin tefsirini yapmış ve uygulama esaslarını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler nakledilmiştir. Hz. Aişe radıyallahu anha'dan yapılan rivayete göre bir gün Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'ın kızı Esma ince bir elbise ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna girmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:

"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebû Davud, Libas: 33)

Bu hadis-i şeriften anlıyoruz ki, dış kıyafet olarak giyilecek çarşaf, bürgü, pardesü, eşarp, şal ve benzeri örtülerin sık dokunmuş ve altını göstermeyen kalınlıkta olması gerekir. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan giysi ile kadın örtülmüş sayılmaz. Başörtüsü olarak kullanılan eşarp ve şalların, saç, boyun ve kulakları gösterecek şekilde ince olması caiz değildir. Bununla örtünme gerçekleşmez.

Bir seferinde Hz. Aişe radıyallahu anhanın huzuruna ince başörtülü bir gelin getirilmişti. O, şöyle dedi: "Nur Suresi’ne inanan bir kadın böyle örtünmez." (el-Kurtubi, 14:157.3)

Giysinin geniş ve beden hatlarını belli etmeyecek kadar bol olması gerektiğini bildiren çeşitli hadisler vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Dihye el-Kelbî 'ye Mısır'da dokunmuş keten bir kumaş vermiş, yarısından kendisine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise eşinin giysi yapmasını bildirmiştir. Ancak daha sonra şöyle buyurmuştur: "Eşine git, söyle altına bir gömlek giysin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım." (el-Kurtubi)

Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki dış kıyafetin kumaşı, bedene yapışıp beden hatlarını belli edecek şekilde esnek olursa veya dar kesimli olduğu için vücut hatlarını belli ederse bu gerçek bir tesettür değildir. Peygamberimiz giyinik olmakla birlikte bedeninin güzelliğini sergileyen kadınlara, “giyinik çıplaklar” ismini vermiştir. Böyle çelişkili davranan kadınların Allah'ın emrini uygulamadaki samimiyetsizliğine işaret eden Peygamberimiz onların ahiretteki kötü hallerini şöyle bildirmektedir:

“Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, henüz onları görmedim. (Biri) sığır kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğeri de, giyinik, fakat çıplak olan, salınarak veya kibirlenerek yürüyen, öteki kadınlara da kendileri gibi olmayı telkin eden ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamayacaklar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar mesafeden hissedilir.” (Müslim: Cennet, 52)

Müslüman hanımların bu hadiste tasvir edilen kadınlara benzemekten sakınarak, mümin edebine yakışan kıyafetleri tercih etmesi gerekir. Öyleyse tesettür sadece bir şekil değil bir ruhani durumun ifadesidir. Tesettür ayetinin de “ziynetleri örtmeyi emretmesi,” örtünmekten tek maksadın çıplaklığın giderilmesi olmadığını göstermektedir. Çünkü öyle olsaydı ziynetler denmez bedenler denirdi.

Bazen kişinin elbisesi kendi bedeninden daha caziptir. Hatta çoğu zaman böyledir. Cazip renklerde, parlak, zarif, işlemeli, süslü bir takım kıyafetler vardır ki bunlar kişiyi daha da cazip hale getirir. Eğer bir kişinin dış örtü diye üzerine aldığı pardesü, eşarp, ferace, çarşaf veya benzeri kıyafet; bu şekilde parlak, zarif, süslü ve alımlı ise burada bir çelişki vardır.

Tesettürde asıl maksat ciddi, saygı uyandıran bir kişilik kazanmaktır. Kadının saygınlığı ise kötü niyetli bakışların ümit bulamayacağı ağır başlı bir tavır sergilemekte gizlidir. Eğer kadının dış elbise diye giydiği kıyafet ağır başlı değil, süslü ve cezp edici ise bizzat kendisi örtülmesi gereken bir ziynet haline gelir.

Hz. Aişe annemiz, sahabe hanımlarının Allah'ın emirlerine itaat etmedeki ciddiyet ve samimiyetlerini şöyle metheder: “Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nur süresindeki: "Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı." (Buhari, Tefsiru Sure 24/12)

“Başlarının üzerinde kargalar vardı” ifadesi, başörtülerinin siyah olmasını veya cilve yapmadan, ağır başlı bir duruşla durduklarını anlatıyor olabilir. Hangisi olursa olsun, anlaşılan o ki, sahabe hanımları tesettürün ruhunu hemen kavramış ve samimiyetle uygulamışlardır. “Kişi sevdiğiyle beraberdir,” hadisi şerifinin müjdesine ermek istiyorsak bizim de örneğimiz onlar olmalıdır.*

* Seyda hazretlerinin tesettür risalesinden hazırlanmıştır.


Sayı : 42
Büyük Kapak