Tesettür Neden Erteleniyor?

Sayı : 15 / Mayıs 2013, Konu Başlığı : Kapak

Bilmiyorum sizin de dikkatinizi çekiyor mu, caddelerde tesettürlü annelerin yanında tesettürsüz genç kızlar görüyorum. Genç kız derken, sadece ergenliğe yeni adım atmış, ortaokul çağındaki kızları kastetmiyorum; yaşı itibarıyla çoktan tesettüre girmiş olması gereken, neredeyse evlenme çağına gelmiş kızlarımız da var aralarında…

Anne örtündüğüne göre tesettürün gereğine inanıyor. Örtünmemenin ahiretteki vebalinin şuurunda ve bunun maneviyatına vereceği zararı biliyor. Öyleyse kızına neden bu gerekliliği öğretmiyor?

Yoksa örtünmeyi yaşlılık döneminin adeti gibi görme anlayışına geri mi döndük?

Hani cumhuriyetin ilk yıllarında memleketimizde yaygınlaştırılan böyle bir anlayış vardı; ölüme ve ahirete hazırlanmak yaşlılara mahsustur; gençler öncelikle dünyalıklarını temin etmelidirler. İş bulup çalışmalı, koca bulup evlenmelidirler. Bunlar için ise güzelliklerini sergilemeleri lazımdır…

Artık böyle düşünür mü olduk?

Ağaç Yaşken Eğilir

Çoğu aile, kızının tesettüre girmesini “Hele bir okulunu bitirsin” diye erteleyip duruyor. Okul bitince ne oluyor? O yaşa kadar alışmamış olan genç kız, birden bire örtünüyor mu? Ne yazık ki her zaman öyle olmuyor. Nitekim bazen seminerler vesilesiyle annelerle dertleşiyorum, “Kızlarımız örtünmek istemiyor” diyorlar.

Dikkat ediyorum örtünmekte zorluk çeken, örtünse bile tam tesettüre riayet etmeyen, mutlaka dikkat çekici olmaya çalışan kızlarımız, çocukluğunda giyim kuşamına hiçbir ölçü uygulanmamış olanlar.

Anneler, “hevesini alsın” bahanesiyle kızlarını modern giysiler giymeye alıştırıyorlar. Halbuki kızlarımız hevesini alıp, bıkıp, kendiliğinden vazgeçmek bir yana, büsbütün bağlanıyorlar ve hevesâta uygun kıyafetlerden vazgeçip tesettüre girmek daha zor geliyor.

Birçoğumuz örtünmenin çok kolay ve basit bir iş olduğunu zannediyor. Hatta bazen erkek kardeşlerimiz tesettürlü olmayan bir bayanı beğendiklerinde sanıyorlar ki, yarın öbür gün rica ederim örtünüverir.

Halbuki hiç de öyle olmuyor. Beyimin bir arkadaşı yedi yıllık evliliğini boşanmayla sonlandırdı. Çünkü alışmayan için bırakın tepeden tırnağa örtünmeyi, yazın plaja gitmemek, düğünlerde dekolte giymemek, eski erkek arkadaşlarıyla karşılaşınca tokalaşıp öpüşüp şakalaşmamak bile büyük mahrumiyet!

Bu mahrumiyetlere ebedi hayatta alacağı mükafat için, kendi isteğiyle, içten imanıyla katlanmayan bir kadını, hiçbir erkek ikna edemiyor.

Ruhaniyetin Kuvvetlenmesi İçin…

Her şeyden önce şurada yanılıyoruz: örtünmek, saçını başını bir örtüyle bağlamaktan ibaret değil. Örtünmek, bir ruh halinin, bir dünya görüşünün, bir kültüre ait değerler dizgesinin görünür hale gelmiş biçimi…

Örtünen bir hanım, nefsinin iç güdülerini ayaklar altına alıp, ruhunun manevî arzuları adına büyük bir fedakarlık yapıyor. Çünkü kadın nefsi için kendini beğendirme isteği kuvvetli bir istektir. Bilhassa gençlikte…

Malumdur ki genç insan evlenmek ister. Genç kızların beğendiği bir erkeğin kapısını çalma imkanları yoktur, tek çaresi kendisini beğenecek bir talip bulmaktır. Bu da kendini beğendirme arzusunu kamçılar.

Kadının fıtratına konulmuş olan bu istek, şeriat hükümleriyle, sadece kocasına kendini beğendirmek, başkalarının bakışlarından sakınmak ölçüsüyle çerçevelenmiştir. Hem bu gayet makul bir ölçüdür, eşinizden başkalarının sizi beğenmesinden ne fayda var? Geçici bir gururdan başka…

İslam dini, Hakkın hatırı için nefsin bu gururunu feda edenlere büyük bir mükafat vaat etmektedir. Samimiyetle iman edenler, bu fedakarlığı seve seve yaparlar ve böylece iki dünyada da huzuru bulurlar.

Esasen örtünme, ruhaniyetimizde mevcut bulunan hayâ ve sadakat gibi güzel özelliklerimize gayet uygundur. Küçük yaşından itibaren İslam ahlakına göre yetiştirilen bir genç hanımda bu rûhanî yön gelişir ve bütün bir benliğe hakim olur. Artık nefsanî arzular sadece meşru zemin içinde düzenlenir ve mutluluğa vesile olur.

Fakat benlikte ruhanî yönün kökleşip kuvvetlenebilmesi için, ruhun hayâ ve edep duygusunun erken yaşta beslenmesi ve geliştirilmesi lazımdır. Fıtrî haya duygusunun muhafaza altına alınarak korunması, ailevi değerlerin erken yaşta içselleştirilmesi, mutluluğu meşru çerçevede arama bilincinin yerleşmesi…

Bir aile, kız çocuğunu gençlik çağına kadar nefsanî bir şekilde yetiştirmişse onun kendinde bu ruhanî gücü bulması hiç kolay değildir. Hele hele tesettürlü olmanın bu derece mahrumiyetlere sebep olduğu bir ülkede…

Tesettürün Bedeli!

Bazen örtünmek istemeyen kızlarla ailelerinin isteği üzerine konuşuyorum, “Hayallerim var” diyor. “Örtünmek bütün hayallerime veda etmek demek” diyor.

İtiraf edelim ki ülkemizde tesettür, bedeli oldukça ağır bir vecibe… Tesettüre girmekle resmi ve gayri resmi birçok baskıyı üzerinde hissetmeye başlıyorsun. Üniversitelerde yeni yeni başörtülü okunur oldu ama mezun olunca resmî bir hizmette görev almak ancak tavizlerle mümkün oluyor. Ufak tefek tavizlerle idare edeyim diyenler de aile gibi gayrı resmi çevrelerin kınama, dışlama türünden baskılarına maruz kalıyor.

Tesettürünü hafif uygulayanları suçluyoruz. Sanki tesettüründen taviz vermeden çalışması için uygun zeminler hazırlamışız gibi, bütün suçu onların omuzlarına yıkıyoruz. Kocası kaç lira maaş alıyor, kaç lira kira veriyor diye sormadan “Çalışmayıversinler canım!”deyip çıkmak kolayımıza geliyor.

Doğrusu garipsiyorum, açık bayanlara her ne yaparlarsa yapsınlar kimse bir şey söyleyemiyor. Onlar Müslüman değil mi? Ama tesettürlü hanıma türlü türlü baskı uygulanıyor ve ev hanımlığından başka rol uygun görülmüyor.

Kabul edelim ki kızlarımız anneleri gibi halı, koltuk silmekle, yaprak sarmakla ömür geçirmek istemiyorlar. Bundan dolayı kınamak da haksızlık olur, onları böyle düşünmeye iten bizleriz.

Günümüzde birçok ailenin kızı tesettürlüyken gelini tesettürsüz veya yarım tesettürlü. Çünkü aileler kızlarını Kur’an kurslarında, İmam Hatiplerde yetiştirirken, oğullarını “dünyalık kazanacak” diye Anadolu liselerinde okutuyor. Onlar da okul veya iş çevrelerinde tanıştıkları kız arkadaşlarını annelerinin elini öptürmeye getiriyorlar.

Çalışan, maaşlı bir gelin, ailelerin de işine geliyor ve çok geçmeden bu duruma alışıveriyorlar. Bu sefer evin kızı bakıyor ki ağabeyi bile tesettürsüz veya yarı tesettürlü, çalışan bayan tercih ediyor, kendisini aşağı görmeye başlıyor.

Eğer bizler tesettürlü hanımları, kıyafetlerinden dolayı mahrumiyetler çeker, aşağılanır durumundan kurtaramazsak ve onları kıyafetlerini özgüven ve huzur içinde taşır hale getirmezsek; onların halini gören gelecek nesiller tesettüre girmek isterler mi?

Şuursuz Tesettürün Acısı

Dikkat ediyorum, örtünmek istemeyen her genç kızın bilinçaltında, ya annesinin veya başka bir yakınının tesettürlü olduğu için yaşadığı mahrumiyetlerin acısı yahut da şuurlandırmadan örtünmeye zorlanmış olmasının getirdiği bir ezikliğin tesiri var.

Ne yazık ki tesettürlü her anne neden tesettüre girdiğinin şuurunda değil. Çünkü toplumumuzda hanımları şeklen tesettüre sokmanın İslamî yönden bilinçlendirmeye yeteceğini zanneden kişiler var. Halbuki kıyafet olarak tesettüre giren ama bunun şuurunu içselleştirmemiş, bunu çevre baskısı, koca baskısı olarak algılamanın ötesine geçememiş bir anne, tesettür için katlandığı mahrumiyetleri boşa gitmiş zannedebiliyor.

Kendi tatminsizliklerini ve pişmanlıklarını ister sözlü olarak isterse hal ve hareketleriyle kızına yansıtabiliyor. Mesela kendi giyemediklerini kızına giydirerek, yapamadıklarını yaptırarak adeta tatmin oluyor ve kız da bunu hissediyor. Annesinin kendi kıyafet ve hayat tarzıyla mutlu olmadığını hissettiği için onun kıyafetine girmekten kaçınıyor.

Hiç kuşkusuz hanımların mutluluklarının onda dokuzu beylerine bağlıdır. Dikkat edin, nerede tesettürünü vakur ve özgüvenli bir şekilde taşıyan, bundan dolayı bir mutsuzluk yaşamayan hanım varsa mutlaka o hanımın arkasında ona değer veren bir beyi vardır. Böyle ailelerin kızları da hiç endişe etmeden örtünüyorlar. -Allah böyle ailelerden razı olsun.

Ama bir bey, çalıştığı yerdeki tesettürsüz bayanlarla lüzumundan fazla samimi oluyor, hanımına ise değer vermiyor, evin hizmetçisi gibi davranıyorsa o hanımın yüzü gülmüyor. İşte o babanın hareketleri ve annenin mutsuzluğu, o ailenin kızının tesettüre girmemek için direnmesine sebep oluyor.

Tesettür, Allah’a Karşı Sorumluluktur!

Ne yazık ki toplumumuzda öyle babalar var ki, bırakın kızının örtünmemesinden dolayı üzülüp çare aramayı, tam tersine tesettüre girmek istediğinde biraz daha geciktirmeye çalışıyor. Bunu bizzat bir anneden duydum. Babası ‘Önce evlen sonra örtünürsün’ diyormuş.

Babanın korkusu, kızının örtünürse, iş ve eş bulamaması, evde kalması… Hele bir evlensinmiş, kocası isterse örtünürmüş. Ya istemezse?

Allah'ın emri o kadar hafife alınıyor ki… Bu düşüncede olanların çoğu “Kocası istemezse örtünmeyiversin” demeye hazır. Çünkü örtünme, kocaya karşı bir vecibe gibi düşünülüyor, Allah’a karşı bir vecibe olduğu şuuru taşınmıyor.

Birçok kadını bile etkileyen bir düşünce tarzı bu; kadınlar bizatihi kendilerini Allah’ın kulu saymıyor. Allah'ın erkek kullarının karıları, kızları, kız kardeşleri… Bu yüzden de erkeklere göre şekil almaları lazım!

Erkekleri isterse örtünürler, istemezse veya işleri, terfileri için uygun olmayacaksa örtünmezler. Örtündükten sonra açılmak, hoş olmayacağı için (!) önceden açık olarak bulunmak daha kullanışlı olur. Hani böyle bir anlayış vardır ya, “sakalı bırakınca kesemezsin o yüzden emekli olana kadar bırakma.” “Başını örtersen açamazsın, bu yüzden durumlar uygun olana kadar örtme.” Halbuki sakalı kazıyarak geçirilen her gün mekruhtur, başı açık geçirilen her gün haramdır. Mükellefiyet bir kere örttükten veya bir kere bıraktıktan sonra başlamıyor ki…

Hakiki Tevekkül!

Dikkat ediyor musunuz, tesettürü ertelemenin bahaneleri hep aynı sebepten kaynaklanıyor; dünyevi kaygılar ve tevekkülsüzlük. Rızık kaygısı, talip bulamama kaygısı, mutlu, mutmain, zengin olmama kaygısı…

Ne yazık ki rızkı verenin Rezzak-ı Kerîm olan Allah olduğuna, kulunun rızkını ezelde takdir ettiğine ve muhakkak ulaşacağına tam olarak inanmıyoruz. Sebepleri gözümüzde büyütüyor, asıl müsebbip zannediyoruz. O sebeplerin kesilmesinden endişe ile Rabbimizin emirlerini hafife alıyor, erteliyoruz.

Mübarek zatlardan birinin dediği gibi, “Ey Allah'ın el-Afuvv, el-Ğafur ismine güvenip günah işleyenler! Madem öyle neden O’nun er- Rezzak ismine de aynı şekilde güvenmiyorsunuz da rızık endişesi çekiyorsunuz?”

Halbuki Cenab-ı Hakk’ın kendisine tevekkül edenleri zorda bırakmadığını görüp duruyoruz. Sanki Rabbinin emirlerine itaat edenler aç mı kalıyor? Tam tersine eğer rızkı bolca takdir edilmişse bir vesile ile eline geçiyor. Yok eğer rızkı dar takdir edilmişse her türlü günaha girmeyi göze almış olsa da rızkı genişlemiyor!

Belki gençler, gençlikleri icabı gelecek hakkında endişeli olabilirler. Ama biz yetişkinler, hayat tecrübemizle onlara yardımcı olmalıyız.

Bilhassa genç kızlar toplum tarafından telkin edilen düşüncelerin tesirine girebilirler. Öyleyse bizlere düşen onları bilinçlendirerek toplumun telkinlerine karşı dirençli hale getirmek ve onlara Allah’a kul olmanın haklı gururunu, kimseye aldırış etmeden itaat etme cesaretini aşılamak…

Çünkü kızlarımız bizim geleceğimiz. Onlar gelecek nesillerin anneleri, eğiticileri, toplum mimarları… Onların üç beş kuruş maaş kazanmaktan çok daha önemli vazifeleri var.

Elbette kızlarımızın bu vazifelere gönüllü olarak talip olmaları için, erkek çocuklarımızı tesettürlü hanımefendilere talip olacak şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Hepsinden önceliklisi ise erkek olsun kız olsun, çocuklarımızı maddiyatı ve peşin dünya menfaatini değil, ebedî hayatı tercih edecek manevi güce sahip olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Elbette örnek olarak, sevdirerek, benimseterek…


Sayı : 15
Büyük Kapak