Tesettürün Hükmü Nedir?

Sayı : 49 / Mart 2016, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab 59) buyuruyor.

İslam’dan evvel kadınlar örtünmezdi. Allah-u Zülcelâl ayetler indirince Müslüman hanımın tesettürü nasıl olacak, teferruatıyla açıklanıp tamama ermiştir.

Dinimiz Müslüman hanımın şahsiyetini iffet ve hayâ üzerine inşa etmiş, Müslüman kadının her türlü lekeden uzak, tertemiz olmasını istemiştir. Dinimizin kadın ve erkekler için indirdiği emirler, kadınların evlerinde, yabancı bakışlardan uzak olarak yaşamasını esas almıştır.

Mesela kadınlara cihad, nafaka kazanma, Cuma namazı gibi evden çıkmayı gerektiren vazifeler verilmemiştir. Kadının vakit namazlarını evde kılması, cemaatle kılmasından üstün sayılmıştır. Bununla birlikte elbette kadınlar da ihtiyaçları sebebiyle veya fıtratın gereği olarak evlerinden çıkacaklardır.

Allah-u Zülcelâl indirdiği tesettür ayetlerinde, mümin hanımların dışarıya çıkarken nasıl davranmaları gerektiği açıklamıştır. Bahsi geçen ayet mümin hanımların dışarıya çıkarken üstlerine bir üst kıyafeti alması gereğine işaret etmektedir.

Ayetteki "celabîb" sözcüğü "cilbab"'ın çoğulu olup sözlükte; geniş elbise, başörtüsü gibi anlamlara gelir. Kadını baştan aşağı örten çarşaf, örtü gibi giysiler de cilbab kapsamına girer, "Cilbab" bir fıkıh terimi olarak "Kadını tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların örtündükleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." denmiştir. Kadınların ev dışında veya yabancı erkeklerin yanına çıkarken normal ev içi giysilerinin üstüne bir dış elbise daha giymeleri gerekir.

Ayetten anlıyoruz ki örtünmenin bir maksadı, hanımların daha itibarlı olmasıdır. Örtülerinden dolayı Müslüman hanımlar olduklarının bilinmesi ve kimsenin onları rahatsız etmemesidir.

Kuranı kerimde kadınların tesettürü için “cilbab”ın dışında bir de “humur” yani başörtüsü ifadesi kullanılmaktadır.

Ayetteki "humur " sözcüğünün tekili "hımar" olup, sözlükte; kadının kendisi ile başını örttüğü şey, demektir. Tabiîn devrinde Kûfe'de yetişen müctehid imamların büyüklerinden Saîd bin Cübeyr rahmetullahi aleyh, “Başörtüsünün kadının boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek nitelikte olması gerektiğini” söylemiştir.

Cahiliyye çağında hanımlar başlarına ancak güneşten korunmak veya süslenmek için ince bir örtü alırlar, ama bunun uçlarını geriye atarlar, kulak, yaka gibi ziynet yerlerini örtmezlerdi.

Ziynet takındıkları kulakları, boyunları, perçemleri görünür halde çarşı pazarlarda dolaşırlar, erkekler de onlara bakardı. Hatta bazı kadınlar kendilerini erkeklerden sakınmazlardı. Bu sebepten kız çocukları aileler için bir utanç haline gelmeye başlamıştı. Bazı aileler kızları büyüyüp de bu durumlara düşmesinler diye küçük yaşta diri diri toprağa gömer olmuşlardı.

İşte bu ayet-i kerime ile kadınlara, başörtülerini ziynetleri örtecek şekilde bürümeleri için ikaz geldi.

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zînetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”

Bu ayetten evvel erkeklere:

"Mü'min erkeklere söyle. Gözlerini zinadan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir." (Nur; 30) buyrulmuş olması da manidardır.

Demek ki iffetini korumak hem erkeklere hem kadınlara emredilmektedir. Hatta evvelce erkeklere emredilmektedir, çünkü erkekler teşebbüs etmeden günah vaki olmaz.

Ayette kadınlara da “gözlerini haramdan sakınmak” emredilmiştir. Çünkü iffeti korumak gözleri korumakla başlar. Göz kalbin casusudur. Göz bir şeyi görmese kalp arzu etmez. Kalpte harama karşı bir arzu olmazsa kişinin hem dini ve dünyevi huzuru selamette olur.

Örtünmemenin Hükmü Nedir?

Zamanımızda bazı kişiler tesettür emri nefislerine ağır geldiği için bu hususta kafa karıştırıcı sorular sormaktadır.

“Yalnız başı kapalı kadınlar mı müslümandır? Başı açık gezmek küfür müdür?”

“Tesettür en önemli hükümlerden biri midir? Daha önemli ameller yok mudur?” gibi sorularla tesettürün önemini sorgulamaktadırlar.

Öncelikle tesettür emri, ayetlerle sabit bir hükümdür. Bir amelin farz olmasının şartlarına sahiptir.

İslam fıkhında bir amelin farz olduğunun kabul edilmesi için, hakkında emredici ayet bulunması, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının bunu emir olarak kabul edip istisnasız uygulamış olması gibi delillere bakılır. Tesettür bütün bu hususlarda farz hükmünü taşımaktadır.

Tesettürü emreden ayet-i kerimede “ziynet (yerlerini) örtsünler” buyrulmuş ve tesettür emrinin nasıl ifa edileceğinin açıklamasını yapmak, birçok emirlerde olduğu gibi Peygamber sallallahu aleyhi veselleme bırakılmıştır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem örtünme ile ilgili yukarıda zikrettiğimiz ayetlerin tefsirini yapmış ve uygulama esaslarını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler nakledilmiştir.

Hz. Aişe radıyallahu anha'dan yapılan rivayete göre bir gün Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'ın kızı Esma ince bir elbise ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna girmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:

"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.". Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebû Davud, Libas: 33)

Hz. Aişe radıyallahu anha ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır:

"Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin, onlar; " Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar..." (Nur; 31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.

Yine Satiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Aişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ediyorduk.

Hz. Aişe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının bir takım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim, Nur süresindeki:
"Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı." (Buhari, Ebû Davud, Ahmed bin Hanbel)

Hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki tesettür emri bütün mümin hanımlar için kesin bir emirdir. Bir tavsiye değil, farz olan bir hükümdür. Örtünmek farz olduğuna göre farzı terk etmek de haramdır. Öyleyse örtünmemek haramdır.

Tesettürün farz olduğunu inkâr etmek Allah-u Teâlâ’nın ayetini inkâr etmek olur. İnkâr etmediği halde farzı yerine getirmeyen ise tıpkı diğer günahları işleyenler gibi günahkâr olur. Ehl – i sünnet itikadına göre günah işleyenler dinden çıkmaz. İman edilmesi icab eden hususlara inandıkları ve haramı helal saymadıkları müddetçe iman ehlidirler. Fakat günahı günah bilen kişinin o günaha tevbe edip nefsini ıslah etmesi de imanın bir işaretidir.

Günahı Küçük Görmek Tehlikelidir

Zamanımızda insanlar Allah'ın emirlerini inkâr etmeseler de günahları küçük görerek işlemeye devam etmektedirler. Hâlbuki günahları küçük görmek tehlikelidir.

Günah, Allah’a itaat etmemek demektir ki bu manada hiçbir günah küçük olmaz. Ama daha büyük günahlara nazaran bazılarına küçük günah denmiştir. Öte yandan küçük görünen günahlar da büyük günahlara götürür. Mesela harama bakmanın zinayı arzu etmeye ve nihayet zinaya götürmesi tehlikesi gibi…

Tesettürsüzlük bir kişiyi zinaya götürecek olmasa bile başka günah ve kabahatlere götürür. Malum olduğu üzere ameller kendi cinsinden olan amelleri çeker. Günahlar başka günahları, sevaplar başka sevapları çeker. Mesela tesettürlü olmak, diğer mümine hanımların arasına katılıp kaynaşmaya vesile olur. Çünkü insan kendisine benzeyeni sever. Sevdiğine de benzemek ister.

Tesettürlü hanımlar arasına katılan bir hanım, sohbetlere ve hayırlı meclislere davet edilir. Ona her geçen gün hayırlı ameller kolaylaşır.

Tesettürlü olmayan hanım ise bundan mahrum olur. Çünkü kalbinde iman olsa da kimse onun kalbini açıp bilemez. Kıyafeti sebebiyle onu böyle şeylerden hoşlanmaz zannederler. Hatta günah, gıybet ve gaflet meclislerine davet edilir.

Demek ki kıyafet basit bir amel değildir. Aksine kıyafet insanın ruhuna tesir eder. Mesela kıyafeti sebebiyle bakışları celbeden bir kişinin ruhu bundan azap duyarken nefsi zevk alabilir. Bu hal devam ede ede nefis kuvvetlenir, ruh ise hastalanır ve solgunlaşır.

Hatta "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır," sözü mühim bir gerçektir. Çünkü bir günaha devam eden kişinin nefsi o günahtan aldığı zevkle kuvvetlenir ve artık o amelin günah olduğunu inkâr etmeye yeltenir. Böylece kişinin kalbine vesvese girer.

Günahını müdafaa etmeye hatta hükmü koyan Rabbini sorgulamaya kalkışır. “Neden günah imiş? Ne var günah olacak” demeye başlar. En nihayetinde küfre sürüklenir -maazallah.-

Ayrıca günahlar kalpte lekeye sebep olurlar. Bu da kalbin git gide katılaşmasına ve nihayet kulluktan zevk almamaya, günahlara arzu duymaya sebep olur.

" Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da geçen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır." (İbni Mace, Zühd:29)

Bu sebeple örtünmeme veya tesettürün şartlarına riayet etmeme günahını küçük görmemelidir. Kalpte leke bırakan her bir günah ve kusurun zamanla kalbimizi katılaştırması, bizi ibadetlerden zevk almaz hale getirmesinden korkulur.

Allah-u Zülcelâl’in rızası daima nefsin hoşlanmadığı şeylere sabretmekle kazanılır. Çünkü Rabbimiz daima “Acaba nefsinin arzusunu mu tercih edecek yoksa Benim rızamı kazanmak için nefsini feda mı edecek?” diye kalbimize ve amellerimize nazar kılmaktadır.

Öyleyse şu geçici dünyada biraz nefsimizin arzularına karşı sabırlı olup Allah'ın rızasını kazanmaya bakmalıyız. Allah-u Zülcelâl, kendi rızası için nefsiyle mücahede yapanları çok sevmektedir.

Allah azze ve celle bizi nefsimize bırakmasın, razı olacağı amelleri işlememize yardım etsin. Amin.


Sayı : 49
Büyük Kapak