Teslimiyet ve Tevekkül Abidesi Hz. Hacer

Sayı : 8 / Ekim 2012, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selemin büyük büyükannesi… Hz. İbrahim’e samimiyetle iman eden sadık hanımı… Hz. İsmail’in annesi… Hz. Hacer…

İslam tarihine adını teslimiyetiyle ve tevekkülüyle yazdırmış, büyük hanım...

İslam milletinin örnek ailesi, her gün namazlarımızda andığımız İbrahim Ailesinin hanım kahramanı…

Onun mahviyetle ve fedakârlıklarla dolu hayatı, Müslüman hanımlar için üstün bir örnektir. O, sadık ümmeti ve hanımı olma şerefine nail olduğu büyük Peygambere; Hz. İbrahim’e, ne zamandan beridir özlemini duyduğu evlat sevincini tattırmış ve dualarının kabulüne vesile olmuştur.

Peki bu büyük kadın, Hz. Hacer kimdir?

Hz. Hacer, İbrahim aleyhisselamın hanımı Sare’yle birlikte Mısır’a tevhid dinini tebliğ etmek için gittiği sırada bu aileye katılmış bir hizmetçidir. Tıpkı Hz. Rabia rahmetullahi aleyha gibi, cariyelik veya hizmetkârlıkla başlayan hayatı, bir insanın Allah katındaki değerinin, dünyevî statüsüyle hiç alakalı olmadığını ispatlayacak şekilde zirvede sona erer.

Onun Peygamber ailesine katılışı hakkında, kaynağı meçhul bazı hikâyeler zikredilmektedir. Ancak detayları bir yana bırakıp öze dönersek Hz. Hacer, bir vesile ile iman kafilesine katılmış samimi bir müminedir.

Hz. İbrahim’in karısı Sare’den uzun bir zamandan beri çocuğu olmamıştır. Bununla birlikte Hz. İbrahim takdire rıza gösterip sabretmiştir. Ancak Rabbinin ona bir evlat ihsan etmesinden de umudunu kesmemiştir. Hatta bir kısım rivayetlere göre çocuğu olursa onu Cenab-ı Hakkın rızası için kurban etmeyi dahi adamıştır. Tıpkı o zamanlar putperestlerin putları için insan kurban etmeleri gibi…

O zamanlar yeryüzünün insanlar tarafından imar edilen kısımları, putperestler tarafından istila edilmiştir. Hz. İbrahim ise onların helak edilmesini istememektedir. “Evvahun halim” yani çok yumuşak kalpli ve merhametli olan Hz. İbrahim, kavminin helaki yerine kendisi hicret etmeyi tercih etmiş, şehir merkezlerinden uzaktaki otlaklarda kendisine yerleşim yeri edinmiştir. Artık yaşı iyice ilerlediği sırada arkasında Bir Allah'a iman eden ümmet bırakamamış olmanın üzüntüsü içindedir.

Muhammedî Nurun Varisi

Kur'an ı Kerim’ de tek başına bir ümmet olarak yad edilen Hz. İbrahim’e istediği evlat ihsan edilecektir. Allah'ın takdiri gereği, İbrahim aleyhisselamın dualarında istediği “İman edenlerin imamı olacak” “İnsanlara kitabı ve hikmeti öğretecek” (Bakara, 127-129) o Peygamberin nuru, Sare’ye değil bu samimi mümineye intikal edecektir.

Neden?

Çünkü Cenab-ı Hakkın katında insanların değeri, dünyadaki mevkileriyle değil, samimiyetleriyle ölçülmektedir. Bir hizmetçi kadın, imanı ve teslimiyetiyle öyle yücelmiştir ki, Hz. İbrahim’in alnındaki Muhammedi Nur’a mirasçı bir evlat dünyaya getirmiştir.

Hz. Hacer’in dünyaya getirdiği çocuk, her haliyle babasının manevi mirasına layık bir evlat olduğunu belli etmiştir. Hatta İsrailî kaynaklara göre bu durum Sare’nin kıskançlığını celbetmiş, onun Hz. Hacer’e eziyet etmesine sebep olmuştur. Öyle ki Hz. Hacer eziyetlere katlanamayıp evi terk edince Allah'ın meleği onu yoldan çevirip, “Hanımına sabret, Allah senin evladına büyük bir nesil verecek” diye seslenmiştir. Buna göre Hz. Hacer, sabrı sayesinde meleklerden ilham duyacak seviyelere erişmiştir.

Yine Tevrat’ a göre Sâre artık onları görmeye tahammül edemediğini söyleyerek Hz. İbrahim’den onların uzak bir yerlere götürülmesini istemiştir. Bu sebeple Hz. Hacer’in İsmail’le birlikte Mekke vadisine yerleştirilmesinin sebebinin bu istek olduğu zannedilmiştir.

Ancak Kur'an ı Kerim’ de Hz. İbrahim’in onları Beytin yanına, namazı dosdoğru kılmaları için yerleştirdiği bildirilmektedir.

"Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızk ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.”

Zaten Allah'ın büyük bir Peygamberinin, hanım kaprisiyle diğer karısına böyle bir muameleyi reva göreceği düşünülemez. Hatta Sare’nin böyle bir istekte bulunduğu İslam kaynaklarında geçmez, bu söylentiler daha sonra İsrailiyat’tan girmiştir.

Muharref Tevrat’ta Hz. İsmail aleyhinde bazı olumsuz ifadelere rastlanmaktadır. Bu da Yahudilerin İsmail aleyhisselamın Hz. İbrahim’in ilk oğlu olmasını hazmedemediklerini düşündürmektedir. Çünkü İsrail oğullarının geleneğinde ilk oğulların babanın mirasında üstünlük payı olurdu. İsrail oğulları bu sebeple Hz. Hacer hakkında da “cariye olduğu için onun oğlunun hür kadının oğlu gibi mirasçı olamayacağı” iddialarını sokuşturmuşlardır. Yine aynı hazımsızlıkla Hz. İbrahim’in kurban ettiği oğlunun da Hz. İshak olduğunu iddia etmektedirler.

Hâlbuki Kur’an-ı Kerimde kurban hadisesinin zikrediliş üslubundan, bu oğlun Hz. İsmail olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam “ben iki kurbanlığın oğluyum” buyurarak bu oğlun dedesi Hz. İsmail olduğunu bildirmiştir. (Hakim II, 604)

İslam kaynaklarına göre Hz. İbrahim, oğlunu ve hanımını kendisinden uzaklaştırmak veya kovmak için değil, Cebrail’den aldığı emir doğrultusunda bu vadiye getirmiştir. Hz. Ali radıyallahu anhunun rivayetine göre Hz. İbrahim oğlu İsmail’i bu vadiye getirme emrini, Kâbe’nin inşası emriyle birlikte almıştır. (Taberi, Tarih, I, 252-253)

Hz. İbrahim onları metruk haldeki Mekke vadisine yerleştirip, yanlarına biraz erzak ve su bırakmıştır. Belki bir miktar sağmal hayvan ve geçimlik bir şeyler de bırakmış olabilir. Ancak yine de onların dünyalıkları hususunda endişelidir. Bu kurak ve ıssız vadide, yapayalnız kalmaları onu endişelendirmektedir. Fakat buna rağmen emre itaat eder ve onlar için yukarda zikrettiğimiz şekilde dua eder. Gerçekten de bu ziraata elverişsiz vadiye yeryüzünün nimetleri her çağda çeşitli vesilelerle akıp gelmiştir.

“Allah Bize Yeter”

Hz. İbrahim bir Peygamberdir, hem de Rabbinin emrini tebliğ etmesi sebebiyle ateşe atılmaya razı olacak kadar büyük bir teslimiyet sahibidir. Ama ya Hacer?

Hacer de bu büyük Peygambere layık bir ümmet, layık bir hanım olduğunu ispat edecektir. Hz. İbrahim, Hacer ile İsmail’i yerleştirdikten sonra Kenan diyarına dönmek üzere yola koyulduğunda Hacer’e tevekkül etmek ve ”Allah bize yeter” demek düşüyordu. Ama bu kolay mıydı?

Bu kurak vadide içme suları beklediğinden de çabuk bitmişti. Ne olacaktı şimdi? Allah'ın Meleğinin, hakkında büyük müjdeler verdiği oğlu İsmail, bu sıcakta susuzluğa dayanabilecek miydi?

Hz. İbrahim bir daha ne zaman gelecekti? Onlara su ve erzak getirmesi uzun sürecek miydi? Acaba buralardan hiç kervan geçmez miydi, onlara biraz su versin?

Hz. Hacer, Cenabı Hakkın vaat ettiği yardıma güveniyordu ama nasıl ve nereden geleceğini bilemiyordu. Üzerine düşeni yapmadan, boş boş oturup beklemek olur muydu?

Hz. Hacer elinden gelen tek şeyi yapıyordu; ilerde Safa ve Merve adı verilecek olan tepelere tırmanıyor, etrafı gözetliyordu. Bir birine bir diğerine…

Onun bu fiili duası Rabbinin yardımını cezp etmişti. Ve Hz. Hacer’in sa’yi, kulluk edebine yakışanın sebeplere riayet etmek ve gayret etmek olduğunu göstermesi açısından güzel bir örnek olarak ümmetin hac menasiki olacaktı. Velev ki bu koşmanın, görünen hiçbir neticesi olmasa; Rabbin vereceği rızık İsmail’in topuğunu vurduğu yerde kendiliğinden kaynayacak olsa bile…

Hz. Hacer yerden kaynayan suyu görünce koştu ve etrafını çevreleyerek onu bir göze haline getirdi.

“Allah İsmâil'in annesi Hacer'e rahmet etsin! O, Zemzem'i kendi haline bıraksaydı, suyun etrafına kum gerip havuz havuz yapmasıydı, muhakkak zemzem akar ve bir ırmak olarak devam ederdi" (Buharî, Şirb,10; Enbiya, 9)

İşte Rabbinin yardımı imdada yetişmişti. Çöl gibi kurak bir vadide kaynayan bir pınar çok geçmeden Yemen tarafından gelen Cürhümlü kabileyi cezp etmişti. Hz. Hacer artık yalnız da değildi.

Hz. İbrahim erzakla birlikte onların yanına geldiğinde gördüğü manzaraya ve Rabbinin yardımına şükretti. Ama Peygamberlerin şükrü öyle kolay mı? Rüyasında oğlu İsmail’i yere yatırmış kurban ettiğini görüyordu, Hz. İbrahim.

Baba-oğul Rablerinin zorlu imtihanından geçmek üzere Mina tepesine doğru giderken şeytan önce onlara, sonra da en çok umut bağladığı Hz. Hacer’in yanına, vesvese vermeye koşmuştu.

“Oğlun nerede? Babası onu nereye götürdü? Neden yanına bıçak ve ip aldı? Biliyor musun; babası onu kurban etmeye götürdü. Şimdi onu koyun gibi boğazlayacak. Hemen git buna mani ol!”

Evlat sevgisi bir anne için her şeyden öteydi, hele Hz İsmail gibi sevimli ve akıllı bir evladın sevgisi… Hz. Hacer büyük imtihandaydı. Peygamberine imanı ve Rabbinin emrine teslimiyeti bu imtihanı geçmeye yetecek miydi?

Hacer, Şeytanın son umudunu da kursağında bırakacak destansı cevabı verdi ve böyle bir aileye layık bir hanım ve anne nasıl olunur, gösterdi:
“Eğer bunu ona Rabbi emrettiyse ben de buna teslim oldum”

İsmailler Doğurmak İçin

O gün Mevla Teala’nın meleklerine karşı insanoğluyla övündüğü gündü. Şeytanın insanoğlunu saptırmak için mühlet alırken “ihlaslı olanlar müstesna” diye aczini itiraf ettiği o kulların öncüsü olacaktı o ailenin fertleri… O gün bu ailenin fertlerinin şeytana fırlattığı taşlar, kıyamete kadar şeytana atılacak taşların imamı oldular.

Mina’da oğlunu şakağı üstüne yatırmış ihtiyar baba ve babasına teslim olmuş gencecik yavrusu insanlığın yüz akı olurken, İsmailleri doğurmak için nasıl bir anne olmak gerektiği de ümmete öğretilmiş oluyordu.

İsmail gibi uysal ve söz dinleyen bir evladı ancak Hz. Hacer gibi sabır ve tevekül kahramanı bir anne yetiştirebilirdi.

Kur'an ı Kerim’de anlatılan Peygamber hanımlarından bir kısmı isyan ve ihanetleriyle söz konusu edilir. Mesela Hz. Nuh aleyhisselam’ın karısı kocasına gereği gibi iman etmemiştir.

Hz. Nuh’un büyük oğlu da babasına iman etmemiş, hatta suların yükseldiği gördükten sonra bile gemiye binmemiştir.

Hz. Hacer ise Hz. İbrahim’e Allah'ın lütfüdür. Teslimiyet ve sabır sahibi Peygambere ihsan edilmiş itaatkâr bir hanım… Allah'a itaat ve Peygamberin getirdiğine ittiba’ eden evlatlar, ancak böyle teslimiyet sahibi anaların elinde yetişir.

Bu ailenin hikâyesi bize büyük bir ibret aslında… Eşimizden, evlatlarımızdan şikayet etmeden evvel kendimize bakalım; biz nasıl bir kulluk edebine sahibiz?

Kâbe’nin Hicrinde Yatan Hanımefendi

İşte Kâbe bu aile tarafından yeniden inşa edildi. Tevhid milletinin atası, oğluyla birlikte ellerini açıp duaya durdu:

“Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen çok iyi işiten ve çok iyi bilensin. Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olan kıl. Soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet meydana getir. Bize ibadetimizin yollarını göster. Tövbemizi kabul et. Şüphesiz Sen, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin. Ey Rabbimiz! Soyumuzdan vücuda getireceğin İslâm ümmetine kendi içlerinden bir Peygamber gönder ki, onlara Sen'in ayetlerini okusun, kitabını, hikmetini öğretsin, onları günahlardan temizlesin. Şüphesiz Sen, her şeye galipsin, hüküm ve hikmet sahibisin" (Bakara, 127-129).

Böylece Kâbe tevhit inancının merkezi oldu ve Âlemlere rahmet Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ataları kendilerini bu dine hizmete adadılar. Muhtemelen Hz. Hacer de beyti ziyarete gelen kadın hacılara ibadetin usullerini öğretti ve hacılara hizmet etti. Bu mübarek hizmetle geçen uzun bir ömrün sonunda vefat ettiği zaman Kâbe’nin Hicr mevkiine defnedildi. Böylece bir hizmetçi iken, Allah'ın Peygamberine sadakati sayesinde Kâbe’nin yanı başına defnedilmek gibi bir şerefe de nail oldu. Allah cümlemize, emirlerine böyle teslim olmayı ve takdirine rıza göstermeyi nasip eylesin. Amin.


Sayı : 8
Büyük Kapak