Tevazu Göstereni Allah Yükseltir

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 37 / Mart 2015, Konu Başlığı : Delikanlıca

Hani Amerikan sinemasının süper kahramanları vardır; Süperman, Batman, Spiderman vs. hepsi de insanoğlunun gönlünde beslediği kibir arzusunun bir görünümüdür. Hepsi güçlü kuvvetli, yenilmezdir; düşmanlarına üstün gelir…

Çocuklar ve gençler pek sever bu süper kahramanları, onların maskelerini ve kıyafetlerini alırlar. Onlar gibi olma isteği taşırlar, içlerinde. O zaman istedikleri her şeyi yapabileceklerdir. Kimse onları eleştirmeyecek, engel olmayacak, hesaba çekmeyecek, diledikleri gibi hareket edecekler.

Biz yetişkinler o süper kahramanların hayal mahsulü olduğunu biliyoruz, onlar gibi olma hayali kurmuyoruz. Ama bizim de gönlümüzde beslediğimiz kahramanlarımız var; gerçek hayatın süper kahramanları olarak gördüğümüz, zenginler, makam mevki sahipleri, meşhurlar, kariyer ve statü sahipleri… Eğer onlar gibi olsaydık, hürmet görseydik, isteklerimize kavuşsaydık şimdikinden daha iyi durumda olurduk zannediyoruz.

Her ne kadar ümidimiz olmadığı sürece “Ben hiç öyle şeyler arzu etmem” desek de, biraz olsun ümidimiz canlandığı vakit pekâlâ nefsimiz kıpırdanır. Çünkü nefiste kibir, kendine hayranlık ve üstünlük arzusu kolay kolay yok olmaz.

İnsanın bu dünya hayatında geçtiği imtihanların en zorlusu, nefsinin benlik kibrini yenebilme imtihanı…

Hâlbuki insan görmüyor mu ki, kendini emniyete almaktan ve ihtiyaçlarından kurtulmaktan acizdir. Bilhassa ölüm karşısında tamamen çaresizdir. Ölümden sonra ise Rabbinin huzurunda hesaba çekilecektir. Sonu ebedi kurtuluş veya ebedi azap olabilecektir.

Böyle bir durum karşısında rahmete, acınmaya, hidayete ve mağfirete ne kadar muhtaç olduğunu görmesi gerekmez mi?

Bu durumda alçak gönüllülükle yalvarıp yakarması, kendini düzeltmeye açması gerekmez mi?

Kibir, Cehaletten Kaynaklanır

Bizler çoğu zaman kendi gerçek durumumuz üstünde hiç düşünmüyoruz. Allah-u Zülcelâl insana karşı çok keremli davranmış ve birçok şeye üstün kılmış. Bizi varlıkları inceleyen, onları amaçları için kullanabilen, etrafındaki şeyleri çekip çevirebilen, akıl sahibi bir insan olarak yaratmış. Biz de bu duruma bakıp bu üstünlük kendimizden zannediyoruz. Hâlbuki bunların hepsi bizim için bir emanet.

Bazen Allah'ın içimize yerleştirdiği ruhani yetenekler sayesinde kendimizi üstün görüyor, etten, kemikten bir bedene mahpus olduğumuzu unutuyoruz. Hâlbuki bu beden öyle zayıf ki, bir damarı tıkansa felç geçirip, aciz bir zavallıya dönüşürüz. Zaten yaşlanacak kadar ömrümüz olursa bu hali yaşayacağız. Ama bu hal başımıza gelmediği sürece sanki demirden yapılmışız gibi büyükleniyoruz.

Velev ki demirden bile yaratılmış olsaydık, yine bizi Yaratan Rabbimiz bizi öldürecek ve mahşer günü bizi hesaba çekecekti. Ayette buyrulur:

“De ki: ‘İster taş olun, ister demir. İsterse aklınıza imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık!’ Diyecekler ki: ‘Bizi hayata kim döndürecek?’ De ki: ‘Sizi ilk defa yaratan.’ “ (İsra; 50)

Bitti…

Değil mi ki öleceksin ve sonra diriltilip hesaba çekileceksin, neden yaratılmış olursan ol, kulsun. Mademki kulsun, tek kurtuluş çaren Rabbinin terbiyesine boyun eğip, O’nun beğendiği hallere bürünmek…

Kibir, İsyan Sebebidir

Tevazu, bütün güzel hasletlerin anahtarı olduğu gibi; kibir de bütün kötü duyguların öncüsüdür. Şeytan Allah'ın emrine isyan edip kovulduğunda ilk sergilediği tavır, kibirdi. Bir kez kibirlenince diğer kötü ahlakları da bir bir ortaya çıkmaya başladı. En sonunda lanetlendi, Allah'ın rahmetinden kovuldu.

Hz. Âdem ile Havva ise yasak meyveyi yedikleri zaman hatalarını itiraf edip alçak gönüllükle tevbe ettiler. Böylece affa mazhar oldular. Buradan da anlaşılıyor ki tevazu göstermek, başımıza gelen türlü hadiseleri ve musibetleri hafif şekilde atlatmanın, Allah tarafından yardım görmenin yegâne çaresidir.

Peygamberimiz buyuruyor ki, “Mümininin hali, rüzgârda eğilip bükülen buğdaya benzer; devamlı musibetlere uğrar, (bunlara boyun eğerek sabırla atlatır.) Münafığın hali ise, erz ağacına benzer. Kökünden deviren bir fırtına gelinceye kadar yerinden kımıldamaz.(başına musibet gelmez, gelince de birden yıkılıverir.)" (Tirmizî, Misal, 4)

Psikoloji ilmi de bunu tasdik ediyor, kendini beğenmiş insanlar, özgüvenli görünseler de aslında çok kırılgan, dayanıksız oluyorlar. Hayatta bir başarısızlık veya kayıp yaşayınca intihara başvuracak kadar dayanıksızlar.

Mümin ahlakına sahip mütevazı insanlar ise başlarına gelen hallere isyan etmiyorlar. Çünkü kibirlenmek için dünya malına, makamına bel bağlamış değiller ki, elinden çıktığı için aşırı derecede üzülsünler.

Eski insanlar bugünün modern insanı gibi psikolojik sorunlarla boğuşmuyorlardı. Çünkü onların ruh hali, dünyanın getirdiği çeşitli durumlara karşı daha dayanıklıydı. Bu da kulluk ahlakına sahip olmalarındandı.

Bazı psikologlar, başa gelen kayıp ve travmalar sebebiyle depresyona girmeyi şöyle analiz ediyorlar; “Benliğin, kırılan gururu için yas tutması. Yani neden başıma bu hal geldi diye isyan ederek hayata küsmesi, çevresindekileri ve kendini cezalandırma çabası.”

Gerçek kul, başına gelenler sebebiyle kırılan gururunun öfkesini şundan bundan veya kendinden çıkarmaya kalkmaz. Çünkü buna hakkı olmadığını bilir. Allah kulunu dilediği gibi imtihan edebilir, kulun isyana ne hakkı var? Bu sebeple mütevazı insan daha sağlıklı bir ruh haline sahiptir.

Tevazu, Ağırbaşlılık ve Olgunluk Vesilesidir

Allah için gösterilen tevazu; sağlıklı, dengeli ve dayanıklı bir özgüvenin, yani şeref ve haysiyet duygusunun da temelidir. Kibirli insan ise çok tehlike altındadır, çünkü koruması gereken bir imajı vardır. Olduğundan daha değerli görünmek için hep zayıflıklarını saklamak zorundadır. Bundan dolayı en ufak bir başarısızlığı hazmedemez, küçük bir eleştiriyi bile büyük bir saldırı kabul eder. Bu da herkese karşı kuşku, kaygı ve öfkeyle dolu olmasına sebep olur. Devamlı bir endişe hali, güvensizlik ve huzursuzluk içinde bocalar durur.

Kibirlerini beslemek için makam ve imkanlara bel bağlayan insanlar, hak ettiklerinden daha yüksek makamlara tırmanmak için dalkavukluk yapar, haksız yöntemlere tenezzül eder, ancak kendisini hiçbir zaman güvende hissetmez. O makamı kendilerinden daha çok hak eden kişileri çelmelemek için dedikodu yaparlar, iftiralar atar.

Allah için tevazu gösteren bir mümin ise, kibirlenme arzusuyla makam ve menfaat peşinde koşmaz. Bunları elde etmek için kimse karşısında zillete düşmez veya elde tutmak için kimseye düşmanlık beslemez. Bu sebeple mütevazı insan huzurludur, dost canlısıdır, güzel ahlaklıdır. Allah için tevazu gösterdiği kadar, yine Allah için vakarlı ve izzetli bir hayat da yaşarlar. Tıpkı Cenâb-ı Hakkın sevdiği kullar hakkında buyurduğu gibi:

“Rahmân’ın (rahmetinin tecellî ettiği) kulları ki, yeryüzünde vakar ve tevâzû ile yürürler.” (Furkan, 63)

Demek ki kulluğunu idrak etmek insana tevazu kadar, yüksek şahsiyet ve vakar da kazandırır. Çünkü Allah için mütevazı olan insanlar, sahte maskelerle özgüvenliymiş gibi görünmeye çalışmaz. Ama aslında öyle gibi görünmeye çalışan insanlardan daha güçlüdürler.

Böylece tevazu insanı daha dünyadayken de yükseltir, yüce gönüllü ve asil bir kişi yapar. Böylece “Allah, kendi rızası için tevazu göstereni yükseltir, kibirleneni ise alçaltır” sırrı tecelli eder.

Ziya Paşa’nın meşhur beyti vardır:

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma,
Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir...


“Aslı bozuk kişiye, yüksek makamlar ve üniformalar yükseklik kazandırmaz. Eşek, sırtına altın semerden de vursan yine eşektir.”

Ziya Paşa’nın dikkat çektiği gibi, insanın makamla mevkiiyle adam olacağını, yükseleceğini zannetmesi çok yanlıştır.

Dünyadan nice Firavunlar, Karun’lar, Haman’lar, Belam’lar geçti; hepsi toprak oldu. Onlar “Biz bu makamlara layık olduğumuz için geldik” zannediyorlardı. Halbuki Allah'ın kitabında onların isimleri hep kötülükler ve zulümlerle anılıyor, akıbetlerinin kötü olacağı bildiriliyor. Demek ki bize düşen bu örneklerin peşinde gitmemek, Allah için mütevazı olan ve Allah'ın yükselttiği, Allah dostlarının adımlarını takip etmek.


Sayı : 37
Büyük Kapak