Tevbeyi Geciktirme!

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : Delikanlıca

Terzilikle geçimini sağlayan bir kişi, büyük bir zatın ziyaretine gitmişti. Ona bir soru sordu:

- Bir insan ömrünün sonuna kadar günah işlese, ölüm döşeğinde tevbe etse kabul olur mu?

O büyük zat dedi ki;

- Evet, can boğaza gelmeden önce tevbe edilebilir. Ama ölüm döşeğine düşmeyi bekleme, çünkü tevbeyi geciktirmek uygun değildir.

- Niçin uygun değildir?

- Senin mesleğin ne?

- Terziyim.

- Terzilikte en kolay iş nedir?

- Kumaşı makasla kesmektir.

- Kaç yıldır terzisin?

- Otuz yıldır.

- Ölüm döşeğine düştüğün zaman kumaş kesebilir misin?

- Can derdine düşen insan nasıl kumaşla uğraşsın? Kesemem elbette.

- Otuz yıl kolaylıkla yaptığın işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tevbeyi nasıl yapabilirsin? Bugün tevbe et ki ömrünün sonunda da sana tevbe etmek nasip olsun.

Terzi bu söze hak verdi, hemen tevbe edip, salih bir insan oldu.

“Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlısı ise tevbe edenlerdir.” (İbn Mace, Zühd 30) buyrulmuştur.

Tevbe, günahları terk etmek, gafletten sıyrılmak, Allah'a dönmek, Allah'ın razı olacağı amellere ve hayat tarzına yönelmek demektir. Her insan tevbe etmelidir. Çünkü tamamen günahsız bir insan olamaz. Büyük günahlardan sakınan kişiler de amellerdeki kusurlardan ve alışkanlıkla işleniveren hatalardan sakınamamış olabilir. Hele günümüzde elimizle olmasa bile dilimizle, gözümüzle ve en önemlisi kalbimizle kabahat işlememiz mümkün değildir. Hâlbuki azaların sultanı kalptir ve Allah-u Zülcelâl kalbe bakmaktadır. Bu sebeple kalbimizdeki günah ve gaflet lekelerini fazla sertleşmeden hemen temizlemek için tevbe etmeye acele etmelidir.

Tevbe etmekte acele etmemiz Allah-u Zülcelâl’in emridir. Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Allah’a göre şu kimseler bir tevbesi makbuldür ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler (Nisa, 17)

İnsan zayıf bir varlıktır. Her ne kadar kalben kötülüklerden kaçınmayı istese de bir takım duygu ve tesirlere kapılarak yanlış hareketler yapar. En azından yapılan yanlışlara razı olur, gerekli engellemede bulunmaz. Mesela gıybeti dinler, engelleyemez. Bunlar ister istemez kalpte lekelere sebep olur.

Eğer insan bunlar için endişe duyar, hemen Allah'a yönelir, “Ya Rabbi, pişmanım, keşke yapmasaydım,” diyerek affına sığınırsa kabahatleri affedilebilir. Bilhassa Allah'ın rızasını kazandıracak ameller işleyerek kalpten bu günahın karanlığını silmek, yerine salih amelin nurunu doldurmak gerekir.

Esasen bir Müslüman’ın işlediği en ufak bir kabahat için dahi huzursuzluk duyması, sanki hemen ateşe atılacak gibi endişe etmesi gerekir. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Kişi kabahat işlediği zaman, bu ona huzursuzluk verirse işte o kişi mü'mindir." (Ahmed b. Hanbel, IV, 12) buyurmaktadır.

Müminler işledikleri kabahati küçük görmezler, aksine huzurunda kabahat işledikleri Zât’ın büyüklüğünü düşünüp hayâ ederler. Bu sebeple de en ufak edebsizlikten bile sıkıntı duyar, bunun ebedî felakete yol açmasından endişe ederler. Peygamberimiz, "Mü'min günahlarını, sanki dibinde oturup da üzerine düşeceğini sandığı bir dağ gibi görür. Münafık ise burnunun ucundaki bir sinek gibi görür," (Buhari, Deavât 4; Tirmizî, Kıyame 49) buyurmuştur.

Tevbe, hatalara pişman olmaktır. Pişmanlık ateşiyle yanan gönüllerde, kötü istek ve arzulara karşı hırslar söner yerine güzel amellere karşı rağbet ve gayret gelir. Pişmanlık ve tevbenin meyvesi ise halini ıslah etmek, kalbini güzel niyetlerle, azalarını güzel amellerle bezemektir.

Hiçbirimiz ömrümüzün ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Yarına çıkacak mıyız; tevbe etmeye fırsat bulacak mıyız, haberdar değiliz. Üstelik yarının bugünden farkı da yoktur. Bugün yapamadığımız bir işi yarın yapmamız daha kolay olmayacaktır. Aksine nefsimiz ona uyduğumuz ölçüde azgınlaşıp güçlenecek, ruhumuz ise onu beslemediğimiz için zayıflayacaktır. Tıpkı Mevlana’nın hikâyesindeki ihtiyar adam ve dikenli çalı meselesi gibi.

Mevlana hazretleri, tevbe etmeyi geciktirmenin kötü neticesini şöyle bir benzetmeyle anlatır:

“Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca, şikâyetler çoğalmış. Fakat adam bu şikâyetleri duymazlıktan gelmiş. Derken, Allah-u Teâlâ’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş. Adam da:

“Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim” demiş. Bunun üzerine Allah dostu, adama şöyle demiş: “Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat, bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun...”

İşte, tevbeyi erteleyenin durumu da bunun gibidir. “Şimdi tevbe etsem de tutamam, yarın yine işlerim. Bu sebeple bekleyeyim de sonra tevbe edeyim,” dediğimiz zaman o günah kök salıp dal budak vererek yeni günahları beraberinde sürüklemektedir. Öyle ki kalbimiz artık günah ve kabahatlerin acısını hissedemeyecek kadar ağır hasta hale gelmektedir. Biz istediğimiz zaman tevbe edebiliriz zannederken tevbe edebilecek gücümüz yavaş yavaş elimizden kayıp gitmektedir.

Zaman bize ne getirir bilemiyoruz. Kalbimiz kendi elimizde değildir, ona biz hâkim değiliz. Aksine ona tesir eden pek çok etki ile kuşatılmışız.

Belki zamanımızı iyi değerlendirip hemen manevi yönümüzü geliştirmezsek önümüzdeki yıllarda karşımıza çıkacak yeni şartlarda bu imkânı hiç bulamayacağız. Mesela “Önce biraz çalışıp para biriktireyim. Maddî imkânlarımı düzlettikten sonra maneviyatla ilgileneyim,” diye düşünürken, bir bakarız, dünya işlerine dalıp gitmişiz. Dünya nimetleri elimize geçtikçe ahiretin gönlümüzde değeri azalmış, artık maneviyatın eksikliğini hissetmez olmuşuz.

Nitekim Peygamber efendimiz; dünya işlerine dalmaya ve ahireti hep yarına ertelemeye sebep olan aşırı meşgalelere dalmayı tavsiye etmemektedir. Bir hadis-i şerifinde,

“Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticarete (dalıp giden) kişiler de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini geriye erteleyen / yarıncı kimselerdir.” (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 1; 129)

İçinde bulunduğumuz hal ne olursa olsun, bizim için tevbe etmeye, hemen salih amellere başlamaya en elverişli haldir. Zamanın bize bundan daha iyisini getireceğini nereden biliyoruz?

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yedi engelleyici şey gelmeden önce iyi işler yapmakta acele ediniz. Yoksa gerçekten siz, unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, bozup perişan eden hastalık, saçma–sapan konuşturan ihtiyarlık, ansızın geliveren ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccâl, belâsı en müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz?”(Tirmizî, Zühd 3)

Öyleyse yarın ölecekmişiz gibi düşünerek, ömrümüzün son yirmi dört saatini yaşıyor olsak ne yaparsak onu hemen şimdi yapmaya başlamalıyız. Allah hepimize makbul tevbe nasip eylesin.


Sayı : 46
Büyük Kapak