Tevehhüm-ü Ebediyet

Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : Goncagül

Tevehhüm-ü ebediyet, insanın ebediyet duygusuna kapılarak sonsuza dek yaşayacağı vehmine kapılması, bazen de kendisini lâyemut (ölmeyecek) zannetmesi ve bütün planlarını, arzularını, varlığını bu dünyaya kurban etmesidir. Yani sadece dünya hayatını merkeze alarak yaşaması, ahreti için bir çaba sarfetmemesidir.

Tevehhüm-ü ebediyet bazı insanlarda o kadar kuvvetli hissettirir ki kendini, bu insanlar çoğu zaman kendi ölümlerini unutur dünyanın ölümünü dert eder. Oysa insanın hayatına nokta konacağı günün gelmesi zaten o insan için dünyanın sonu demektir. Dolayısıyla insan dünyanın ölümünden önce (Kıyamet) kendi ölümüne odaklanmalı ve bununla meşgul olmalıdır.

Ahir zamanı yaşadığımız şu dönemde insanların birçoğu kendini ölümsüz zannediyor maalesef. Özellikle de paranın ve gücün mevcut olduğu insanlarda bu durum ziyadesiyle görünüyor. Bu insanlar sanki hiç kaybetmeyecekler, ellerinde ki imkânlar her daim var olacak diye düşünürler. Kimileri sanki hiç yaşlanmayacaklarını hep genç kalacaklarını zannederler. Kimileri de hep sıhhatli yaşayacaklarını, hastalığın kapılarını hiç çalmayacağını zannederler. İşin garibi bu yanılmalar ölümlü insana ölümü unutturuyor. Her gün ahirete intikal eden binlerce insan bile ibret olmuyor bazen ne yazık ki!

Oysa gençlik, sıhhat, varlık bunların hepsi Allah tarafından ahireti kazanmak için peşinen verilmiş sermayedir. Zira Efendiler Efendisi sallallahu aleyhi vesellem bir hadislerin de ümmetini şöyle ikaz ediyor; “beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet bilip değerlendir: ihtiyarlık gelip çatmadan evvel gençliğin, hastalıktan evvel sıhhatin, fakir düşmeden evvel varlıklı olmanın, meşguliyetten evvel boş zamanın ve ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bil, bunların hakkını ver.” (Hâkim, Müstedrek)

Tevehhüm-ü Ebediyet Nasıl Yenilir:

Tevehhüm-ü Ebediyet bizi zarara sokan bir düşünceyse (ki öyledir) bununla nasıl savaşacağımızı, nasıl başa çıkacağımızı öğrenmeli ve uygulamalıyız. Her şeyden önce bizde bu duygudan bir kırıntı var mı bunun muhasebesini yapmamız gerekir. Zannediyorum ki maalesef birçoğumuzda bu duygu az veya çok mevcuttur. Çünkü imtihan dünyasındayız ve şeytanla nefsimizin iki cihan saadetini kaçırmamız için ittifakla bize karşı kurdukları bir düşmanlıkları söz konusu.

Kuran’ı Kerimde Cenabı Hak şöyle buyuruyor: “……Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır” (Nisa/76) Şeytanın vesvesesi her daim kulaklarımızda: “Daha çok gençsin,” “Önünde nice uzun yıllar var,” “Sen çok güçlüsün,” “Hayatın tadını çıkar” türünden vesveseler hepimizin aşina olduğu şeytani cümlelerdir. İşte bunların vesvese ve ayette de geçtiği üzere zayıf olduğunun bilincinde olursak kurtuluş için ilk adımı atmışız demektir

İkinci adım bu gafleti üzerimizden atmak için tefekkür etmektir. Yani gün gelip bu dünyadan göçeceğini, varlığın, zenginliğin, sıhhatin geçici olduğunu düşünmektir. Varsayalım ki uzun bir ömür bizi bekliyor ne kadarı gençlikle geçecek? Eninde sonunda yaşlılık kapıyı çalmayacak mı? Ve biz buyur etsek de etmesek de içeriye girmeyecek mi? İşte sürekli bunları tefekkür etmek ve gafletten sıyrılıp hakikati kabullenmek gerekir.

Bir diğer adım Cennet ve Cehennemin varlığını unutmamaktır. Sonuç itibariyle bu dünyanın imtihan meydanı olduğunu bilen insan ölümsüzmüş gibi yaşayarak, her günahı içeri buyur ederek Cehennem’e sürüklenmeyi kabullenmektense, günahlardan yılandan çıyandan kaçarcasına kaçmak ve Cennet’in nimetlerine layık hale gelmek için mücadele eder.

Evet, günaha elini, dilini uzatacağı sırada karşısında bütün dehşetiyle Cehennemi görür tövbe kapısına koşar, bir iyilik yapma fırsatını bulunca bütün ihtişamıyla Cenneti karşısında görür gibi olur ve Rabbine Hamd ede ede o iyiliği yerine getirir. Bu aynı zamanda Müslüman’ın farkındalığıdır. Yani bilinçli ve hesaplı yaşamasıdır.

Bir başka adım da ölümü hiç hatırdan çıkarmamaktır. Bu yüzden Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vesellem “bize nasihat et ey Allah’ın Resulü” diyen Hz. Ömer’e (r.a) hitaben “nasihat olarak sana ölüm yeter ey Ömer” diye mukabelede bulunmuştur. Bizler de ölümü her daim hatırda tutmalıyız ki Tevehhüm-ü ebediyet duygusundan kurtulalım. Ölüm Efendimizin de buyurduğu gibi “dünya lezzetlerini acılaştırıyor” ama günahlardan uzak durmayı ve ahiretin hakiki lezzetlerine ulaşmayı salık veriyor.

Ölümü düşünmenin önemine binaen Efendimizin bir başka tavsiyesi de mezarlıkların ziyaret edilmesidir. Bunun önemini bilen tarikat ehli ve tasavvuf ehli de ölümü düşünmekten bir an geri durmamışlardır.


Sayı : 46
Büyük Kapak