Tüketirken Tükeniyoruz

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Yaşayan her canlı varlığının devamını sağlayabilmek için tüketmek zorundadır. Tüketimin mevcut kaynaklardaki tanımı şudur: “Üretilen mal ve hizmetlerin; gereksinim ve isteklerini karşılamaları amacıyla insanlar tarafından kullanılmasıdır.”

Biz tüketim derken sadece almak ve kullanmak olarak algılarız ama esasında tüketim ikiye ayrılır. Rasyonel ve irrasyonel olmak üzere. Rasyonel tüketim; ne eksik ne de fazla olmamak üzere ihtiyacın tam karşılanmasıdır. Bunun tersi durumu da rasyonel olmayan (irrasyonel) tüketimdir ki, bu da ihtiyacımız olmayan mal ve hizmetleri tüketmek anlamına gelir.

Yaşadığımız çağ malumunuz üzere teknoloji çağı. Neredeyse ihtiyacımız olan her şey ellerimizin altında, ya da bir tık ötemizde, bu yüzden çok kolay bir şekilde ihtiyaçlarımızı temin edebiliyoruz artık. Ama ihtiyaçlarımızı temin ederken kaynak israfına

gitmemek de, ihtiyaçtan fazlasını almamak da şiarımız olmalıdır. Yaşadığımız çağda biraz zor olabilir bu ama Müslümana yakışan israfın her türünden kaçınmaktır. Zira İslam dinine göre ihtiyaçtan fazlasını tüketmek her anlamda israftır.

Bazen fazladan alınan bir etek ya da başörtü, bazen kesemizdekini aşacak kadar yapılan nakit ya da kredi kartlı bir harcama, bazen de marketten gereksiz yere aldığımız gıdaları yemek gibi. Yani irrasyonel dediğimiz tüketim ya da diğer adıyla israf; yeri geldiğinde mal israfı, yeri geldiğinde para israfı, yeri geldiğinde sağlık israfı olabiliyor bizler için. Bunlarla gereksiz yere harcanan saatleri de üstüne ekleyince, bir de vakit israfı çıkıyor karşımıza. Bu kadar çok israfın içindeysek şayet, bir yerde dur diyerek, frene basmanın vakti gelmedi mi sizce?

Bizi ihtiyaçtan fazlasını tüketmeye yönlendiren etkenleri iyi bilmemiz gerekiyor. Bunun adı farkındalıktır bana göre, yani bireyler bu etkenleri analiz ederek hareket edebilirlerse israftan uzak, daha tutarlı bir şekilde tüketim yapmaları da kaçınılmaz olur elbette. Nedir bu etkenler peki? Reklamlar, kredi kartları, psikolojik faktörler, sosyolojik faktörler.

Reklamlar; reklamların insan psikolojisi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Reklamlarla tanıtılan ürünlerde, insanların duygularına gönderme yapılarak, reklamı yapılan ürünlerin alınması ve kullanılması sağlanıyor. Reklamlarla, insanların ihtiyaç duydukları ürünleri almaları sağlandığı gibi, ihtiyaçları olmayan ürünleri de ihtiyaçları varmış gibi almaları sağlanır.

Kredi kartları; kredi kartları hayatımıza girdiğinden beri mevcut gelirimize göre değil, kredi kartlarıyla belirlenen limitlere göre harcama yapıyoruz. Bu da şu demek oluyor; aslında biz henüz var olmayan veya geleceği belirsiz bir parayı harcıyoruz. Diğer bir sorun ise, bu kartların uzun vadeli taksit imkânları sunuyor olması. ‘Sorun’ diyorum çünkü uzun vadeli taksitlerle sürekli borç içinde yaşıyoruz. Üstelik her ay yeni yeni taksitler eklenince, bir müddet sonra kimileri için bu durum içinden çıkılmaz bir hale gelebiliyor. Her ne kadar kredi kartları, hayatı kolaylaştırıyor gibi gözükse de gerçek hiç de öyle değil! Eğer bilinçli kredi kartı kullanıcıları değilsek; plansız bir harcama yapıyoruz, ihtiyacımız olmayan şeyleri de alıyoruz ve ödeme tarihini de aşarsak, üstüne bir de faizli halini ödemek zorunda kalıyoruz demektir. Faiz ise haramdır, Müslümanların kesinlikle kaçınması gerekir.

Psikolojik faktörler; tüketimde bazen psikolojik baskılar söz konusu olabiliyor. Örneğin bireyler kendi isteklerini ya da asli ihtiyaçlarını bir kenara bırakıp, çevrenin etkisiyle hareket ederek tüketime yönelebilirler. Aile çevresi ve iş çevresindeki arkadaşlarının markaya olan tutkularının tesiri altında kalarak, marka olan ürünlere yönelebilirler. Bazen de, moda adı altında lanse edilen ürünleri olmazsa olmaz olarak görebilir ve bu noktada küçümsenemeyecek harcamalar yapabilirler.

Gerek gıda olsun, gerek giyim olsun alışveriş merkezlerindeki mağazalar da insan psikolojisine hitap eder tarzda dizayn edilmiştir. Rengârenk ışıklandırılmış mağazalar, mağazaların içinde ki çeşit çeşit ürünler, marketlerde cafcaflı bir şekilde ambalajlanan yiyecekler, yüksek seste çalan müzikler insan psikolojisini etkileyerek onu bir şeyler almaya iten nedenlerden diyebiliriz. Birbirinden renkli ve farklı modellerde tasarlanmış kıyafetler, ayakkabılar, çantalar… Bazen bakarsınız ki alacağınız yoksa bile bir sürü ekstra şeyler almışsınızdır.

Artık alışveriş mağazalarını gezmek; can sıkıntısını atmak, biraz vakit geçirmek için iyi bir yol gibi görünüyor ama içeri adım atınca ellerimiz kollarımız dolu çıkabiliyoruz çoğu zaman. Oysa vakit geçirmek için açık alanlar, parklar, bahçeler tercih edilirse, belki de bu alışkanlığımızı değiştirir, gereksiz harcamalardan bir nebze uzaklaşabiliriz.

Sosyolojik faktörler; bireyler çevrelerine uyum sağlayabilmek, aidiyet duygusunu gerçekleştirebilmek için tüketim yapabilirler.

Tüketmek İçin Yarışır Olduk

Son model arabalara biniyor, son model cep telefonları kullanıyoruz. Üstelik gün geçmiyor ki yeni ve daha üst model arabalar ve telefonlar piyasaya sürülmesin. Fiyatları bir hayli yüksek olan bu arabaları, cep telefonlarını alabilmek için insanlar birbirileriyle yarışıyor adeta. Fark ne! Bir üst model oluca telefonlarımız, daha mı kaliteli oluyor kurduğumuz cümleler?!

Bazen bakıyorum da bazı evlerde üç tane araba var. Anne, baba, çocuk hepsi ayrı ayrı arabalara biniyor. “Ama iş yerlerimiz ayrı yerlerde” demeleri bunun bahanesi olabilir mi? İş yeri aynı yerlerde olmayan binlerce arabasız aileler ne yapacak o zaman?

Metropol şehirleri biraz da çekilmez hale getiren trafik çilesi değil mi? Devlet büyüklerimiz (Allah razı olsun) durmadan yollar yapıyor ve var olan yolları genişletiyor fakat aynı evde yaşayan her bireye ayrı ayrı arabalar alınmaya devam edilirse, trafik gibi büyük bir sorun yolların genişletilmesiyle hallolur mu dersiniz?

İşin tuhaf yanı bazen nefsimizin isteklerine cevap verebilmek için sınırları zorluyor olmamız. İstediğimiz şeyleri almak için kenarda paramız yoksa kredi çekeriz, faize bulaşırız ve kat kat fazlasıyla bankaya geri öderiz. Yeter ki nefsimiz tatmin olsun! Her ay o borçları ödemenin sıkıntısı, stresi yetmezmiş gibi harama girmek de cabası üstelik. Ve daha fazla çalışmak zorunda kalıyor kimimiz.

Neden mi? Yetiştiremediği için! Artık ev hanımlarının çoğu var olan koltuk takımı eskimeden, yeni çıkan modelden alıyor. Evde bir bilgisayar vardır ama çocuklar dizüstü istemiştir. Gün gelir o dizüstü de gözlerdeki değerini yitirince tablet almak düşmüştür anneye ya da babaya. Tüketimin anlamı o kadar çok değişti ki toplumda, artık ihtiyaç olanı almaktan, yeni olanın alınması gibi bir anlama bürünmüş oldu.

Gıda Alışverişlerimizde Durum Pek Farklı Değil

Mutfaklarımızı tıka basa dolduruyoruz. Üretimden çok tüketim topluluğu olmaya aday gibiyiz! Çoğumuz temel ihtiyaçlarımızdan fazlasını alıyoruz. Bizleri her fırsatta uyaran uzmanların sözlerini kulak ardı etmemek gerektiği kanaatindeyim. Zira şu uyarıda bulunuyor uzmanlar “Gıda alışverişlerinizi yemek öncesi yapmayın.”

Sebebini de şöyle izah ediyorlar: “Karnınız açken aldığınız yiyecekler hem daha çok kalorili olur, hem de alışveriş sepetlerini tıka basa doldurursunuz.”

O halde buzdolaplarını doldurduğumuz listeyi bir daha gözden geçirmeli ve gıda alışverişine en azından tok karna çıkarak fazladan ve gereksiz yere alınan malzemelerden vazgeçebiliriz.

Artık “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” deyimi çok eskilerde kaldı sanırım. Misafir ağırlarken bile zorlayabiliyoruz sınırları. Beş-altı çeşit tuzlu, üç-beş çeşit tatlı derken, sofralarda bir kuş sütü eksik kalıyor. Oysa önemli olan demli bir çayın yanında, dostane bir muhabbet değil midir? Varsın iki çeşit ikramınız olsun! Ama bizler artık, o görkemli sofralarda yemek yemekten, muhabbet etmeye vakit bulamaz olduk!

Sadece harcamak için mi kazanıyoruz şu dünyada! Yok, “Ben kazanıyorum, illa harcayacağım” diyorsanız, harcama şeklinizi değiştirin derim o zaman. Sadece doymak bilmeyen nefislerimiz için mi harcayacağız sürekli? Mesela maddi imkânsızlıktan okuyamayan zeki çocuklara burs veremez miyiz? Çevremizdeki fakir aileleri tespit ederek her ay bir miktar para ya da gıda yardımında bulunamaz mıyız? Bir yetime, öksüze manevi ailelik yapamaz mıyız?

Ne imkânsızlıklar içinde yaşayanlar var, sosyal medyadan rahatlıkla şahit olabiliyoruz artık. Beğen tuşuna basınca, vicdanımızı rahatlatmak adına üzgün olduğumuzu belirten bir yorum bırakınca sorumluluğumuz bitiyor mu sanıyoruz!

Gelin neleri ne kadar tükettiğimizi bir daha gözden geçirelim. Zira aşırı tüketimden kaçınmanın, maddi ve manevi pek çok faydasını da yaşamış oluruz inşallah. Mesela aşırı tüketimden kaçınarak her konuda iktisat etmiş oluruz. Kanaat ederek Allah’ı hoşnut etme yolunda bir adım atmış oluruz, olanla yetinerek her halimize şükür etmeyi öğrenmiş oluruz, başkalarındaki nimeti kıskanmayı ya da onlara özenmeyi bırakarak taklitçilikten kurtulur, kendimiz olma yolunda ilerlemiş oluruz.

Borç altında ezilmeden maddi, manevi anlamda rahat bir hayat yaşamış oluruz. Hem bedenimiz, hem ruhumuz hem de keselerimiz nefes almış olur! Değmez mi?


Sayı : 58
Büyük Kapak