Türkiye Model Olabilir mi?

Sayı : 1 / Mart 2012, Konu Başlığı : İslam Dünyası

Gençlik çağı 80’li yıllara denk gelenler iyi bilir, bu kuşağın şuur dünyasını 80 darbesinden çeşitli şekillerde etkilenmiş olan bir önceki kuşağın yazıp çizdikleri şekillendirmiştir.

İslami camiada yazıp çizenlerin çoğu da şuna vurgu yapmıştır: “şu anda İslam ülkelerinin hiçbirinde halklar kendi idarelerini özgürce seçememektedir. Ülkelerin politikalarını batının kuklası olan diktatörler belirlemektedir. İslam ülkelerinin işbirliği yapmasının ve sorunlarını elbirliği ile çözmelerinin önündeki en büyük engel de bu idarelerdir.”

O zamanlar pembe bir hülya, uzak bir ufuk gibi görünen halk ayaklanmaları ve diktatörlerin birbiri ardınca devrilmeleri gerçekleştiğinde ise kafalar karma karışık. Acaba bu beklediğimiz şafak mı yoksa yeni bir aldatmaca mı? Ne zamandan beri özlemini çektiğimiz uyanış mı, yoksa batının kendi düzenini hayata geçirmek için yeni bir oyun mu?

Arap baharı hakkında en iyimserden en kuşkucuya kadar geniş bir fikir yelpazesinin seslendirildiği şu günlerde konuyla alakalı bir sempozyum düzenlendi.

Sempozyumu düzenleyen Anadolu Platformu’nun gençlik yapılanması sponsor ve ev sahipleri ise İstanbul Ticaret Üniversitesiydi.

Üniversitenin Konferans salonunda yapılan ve yurt içi ve yurt dışından 30’a yakın siyasetçi, yazar, araştırmacı, akademisyen ve hareket temsilcisi konuşmacı olarak katıldığı sempozyum umuma kapalıydı.
Dergimizi temsilen sempozyumu izlerken konuşmacıları yakından tanıma imkânı da buldum. Benim en çok hoşuma giden bir ayrıntı bilhassa misafir konuşmacıların besleme-hamdele ve salvele ile konuşmalarına başlamalarıydı. Gerek Mısır, Tunus ve Yemen’ den gelen hareket temsilcileri gerekse Filistin’ deki Osmanlı mirasını koruma bilincini temsil eden Mirasımız derneği başkanı bu adaba riayet ettiler. Konuşmalarında da daima İslam kardeşliğine vurgu yaptılar.

Sempozyumda bir çok mesaj, bildiri, sunum ve soru cevap faslı oldu. Fakat asıl konuyu özetlemek ve önemli noktaları vurgulamak gerekirse:

Konuşmacılar eskiden İslam ülkelerinin idarecilerinin hep batıyı örnek olarak kabul ettiklerine ve böyle sempozyumlar için hep batıya gittiklerine dikkat çektiler.

Böyle istişare ve fikir paylaşımları için Müslüman gençlerin birbirlerine gitmeye başlamalarının yeni ve güzel bir gelişme olduğunu söylediler.

Misafir konuşmacılar daha çok halk ayaklanmalarını anlattı, eski idarelerin baskıları ve seçim hilelerinden bahsettiler.

Halen derin devletin devrimi başarısız kılmak için uğraştığını hatta futbol karşılaşmalarını bile provoke ettiklerini anlattılar.

Bu arada yeni hareketlerin, sabır, hikmet ve itidal prensibini benimsemesi, yeni idarelerin yeni bir diktaya dönüşmemesi gerektiğini vurguladılar.

Türk akademisyenlerin konuşmalarında dikkat çeken ise, her şeyden önce Arap halklarının ayaklanması hakkındaki kuşkuların yersiz olduğu ve bu uğurda canını feda eden Arap gençlerine bir hakaret manasına geldiğini söylemeleriydi.

Amerika’nın her şeye kadir olmadığını ve her şeyi yönetemeyeceğini söyleyerek söze başlayan konuşmacılar, bununla birlikte devrimden sonraki dönemde bu ülkelere batının bazı telkinlerde bulunmak isteyeceğine de dikkat çektiler. Hatta batının empoze ettiği laik ve liberal demokrasinin örnek olamayacağını, her ülkenin kendi sistemini kendi öz kültürünü esas alarak geliştirmesi gerektiğini söylediler.

Akademisyenlerin görüş birliğine vardıkları noktalardan biri de şuydu: Türkiye’de halkın Ak Partiyi iktidara taşıması ve Ak partinin ekonomik başarısı bu halk ayaklanmalarını harekete geçirici bir ilham kaynağı olmuştur. Ancak henüz Türkiye her yönden model alınabilecek bir ülke değildir. Belki Türkiye’ nin mücadeleleriyle ve tecrübeleriyle örnek olabilecek bir ülke olduğundan bahsedilebilir.

Konuşmacıların hemen hepsi Türkiye’de yakın zamana dek egemen olan aşırı laikçi, aşırı ulusçu ve her şeyini batıdan kopyalayan idarenin zaten kendi içinde sorunlu olduğunu vurguladılar. Türkiye’nin İslam dünyasına örnek olabilmesi için önce Kürtlerin ve Müslümanların taleplerinin karşılanması gerektiğine dikkat çektiler.

Sempozyumda gelecek vadeden gençler de sunumlar yaptı. Bu sunumlardan birinde sosyal medyanın halk hareketlerindeki yerine değinirken yeni demokrasi anlayışında artık dört yılda bir seçime gerek olmayacağını, anketlerle sık sık halkın görüşlerine başvurulabileceğine dikkat çekti.

Bir başka sunumda ise İslam medeniyetinin mimarisi üzerinden, İslam’ın insana verdiği değer vurgulandı. İslam medeniyetinin vakıfları, çarşının gelirlerinin vakıflar vasıtasıyla halka döndürüldüğü anlatıldı.

Birbirinden güzel konuşma ve sunumların yapıldığı sempozyumun dikkat çeken bir yönü de katılımcılardan gelen sorular ve o sorulara verilen cevaplar kısmıydı. Katılımcılar arasından bir kişi “Arapların İngiliz ajanları tarafından kandırılarak Türklere ihanete sürüklendiğini” ima eden bir soru sordu. Arap ülkelerinden katılan misafirlerin bu soruya karşı sakin bir tutumla cevap verdikleri görüldü.

İlk cevabı veren, Mısır’da seçim kazanarak iktidara gelen ihvanın siyasi temsilcisi, Özgürlük ve Adalet Partisinin Dış İlişkiler Komisyon Üyesiydi. Velid (Waleed El Haddad,) cevabında politik bir dil kullandı. “İlişkilerimiz tarihte farklı dönemlerden geçmiş olabilir ama şimdi halklarımız işbirliği istiyor,” manasında şeyler söyledi.

Aynı soruya daha sonraki oturumda, bir başka katılımcıdan daha cevap geldi. Bu sorunun muhatabı olmamasına rağmen cevap verme ihtiyacı hissetmiş olmalı ki Al Jaazera televizyonunun dış bürolar sorumlusu, Munteşir (Montasher) Marai konuyu tekrar açtı ve “Araplar İngiliz egemenliğine kolay teslim olmadı. Ama kılıç ve kalkanlarla ateşli silahlara karşı koyamadılar. O dönemde Osmanlının da Arap coğrafyasına yardım edecek imkanı olmamıştır.” Dedi.

Fakat ne Velid’in ne de Munteşir’ in üslubu kavgacı ve tepkili bir üslup değildi. Bu konuşmalar, halklar arasına ekilen basçılık-ulusalcılık fitnesinin her iki kanatta da hala kalıntıları olduğunu ama artık bunları aşma iradesinin oluştuğunu işaret ediyordu.

Konuşmaları değerlendirince eğer Müslüman halklar resmi söylemlere bağlı kalmayan, dürüst ve ilmi tarih araştırmaları yaparlarsa bu soruların daha kolay aşılabileceği sonucuna varmak da mümkün. Ayrıca taraflarda bu serinkanlılığı ve itidali gözlemlemek çok sevindirici…

Bu sempozyum gibi çalışmalar halklar arasındaki bağların tazelenmesi için çok önemli. Sempozyumun düzenlendiği salondan ayrılırken güzel duygular içindeydik. Hayırlara vesile olması temennisiyle tertipleyenlere dua ettik.


Sayı : 1
Büyük Kapak