Uluslararası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi

Sayı : 52 / Haziran 2016, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da 1. Uluslararası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi tertiplendi. Diyanet İşleri Başkanlığı ile birçok sivil kuruluşun işbirliği ile düzenlenen kongrede ilk kez, Manevi Danışmanlık ve Rehberlik konusu uluslararası düzeyde ele alındı.

Öncelikle Manevi Danışmanlık ve Rehberlik nedir diye bakacak olursak; malum olduğu üzere ülkemiz batılılaşma rüzgârları önünde kendi aslından kopup maddiyatçı ve sekuler bir anlayışa savruldu. Bu anlayış insanı sırf bedenden ibaret bir varlık olarak gördüğü için ruhunu ihmal etti. Bunun neticesi olarak, tıpkı batıda olduğu gibi takipçisi olan bizim toplumumuzda da birçok ciddi problem ortaya çıktı. Şimdi bu problemler devlet ve sivil toplum kuruluşlarının ortaklaşa yürüttüğü sosyal hizmetlerle çözülmeye çalışılıyor.

Sosyal hizmetler, teknik tabirle, toplumun dezavantajlı kesimlerinin rehabilitasyonunu hedefliyor. Açıkça söyleyecek olursak başta sahipsiz kalmış çocuklar, sığınma evlerine başvuran mağdur kadınlar, huzurevlerine sığınmış yaşlılar, hapishanelerdeki mahkûmlar ve madde bağımlıları gibi sorunlu kişilerin halinin olabildiğince iyileştirilmesi için üretilen hizmetleri kapsıyor. Aslında ahlaki yönden güçlü ve aile bağları sağlam bir toplumda bu kesimlere yakınları tarafından merhametle bakılır ama mevcut toplum yapısı bu grupları sahipsiz bıraktığı için özel bakım gerekiyor.

Şimdiye kadar devletin sosyal hizmet anlayışı aşırı laikçi bir dünya görüşüne dayandığı için sadece maddi bakımı kapsıyordu. Ancak bu anlayış iflas etti. Çünkü insan sadece bedenden ibaret bir varlık değil aksine insanın ruhani yönü bedeni yönünden çok daha önemli.

Etrafınıza baktığınız zaman da görebilirsiniz; bedeni sapasağlam, güçlü kuvvetli bir delikanlı, manevi yönden bakımsız kaldığı zaman gidiyor içki, uyuşturucu ile kendini mahvediyor veya suça şiddete başvurup başkalarına zarar veriyor; kendisi de hapishaneye düşüyor. Öte yandan manevi yönü güçlü olan bazı kişiler var ki, bedenleri engelli veya hasta olsa bile güzel işler yapabiliyor veya güzel bir hayat yaşıyor. Demek ki insanın ruhani yönü çok daha önemli.
Bir toplum, insanı şiddet yönelimi, madde bağımlılığı ve benzeri ahlaki ve psikolojik sorunlardan uzak tutan bir anlayışa sahip değilse, sürekli tedavilerle, terapilerle boğuşup durmak zorunda kalıyor. İşte bu sebeple artık sağlık ve sosyal hizmet alanını manevi bir anlayışla düzenlemek gerekiyor.

Dertlilere Uzanan Şefkat Eli

Konunun uzmanları, manevi danışmanlık hizmetinin, insanın başına gelen sıkıntıları manevi yönden olgunlaşmasını sağlayacak vesileler olarak görmesine yardımcı olan, dini iyi bilen, psikoloji bilgisi olan, tedavi ve terapi süreçlerine uyum sağlayabilen, danışmanıyla empati kurabilen, sağlam kişilikli, manevi hassasiyetlere saygılı kişiler tarafından verilmesini savunuyorlar.

Manevî sosyal hizmetler, dezavantajlı kesimler gibi, manevî risklerden kaçınmayıp günaha bulaşan, neticede fiziki ve psikolojik açıdan zarar gören, manevî dünyaları da tahrip olmuş kişilerin yeniden tevbe etmesini, kendini toplamasını, geleceğe ümitle bakmasını sağlayan manevî desteği de kapsıyor.

Gönül ister ki, insanlarımız bu durumlara düşmesin ama ne yazık ki mevcut sosyal yapımız insanımızı manevi risklerden korumuyor. Öyleyse bari yanlıştan dönmesine yardım etmek gerekiyor. İşte manevi hayatı yara almış insanımızı yeniden kazanmanın yolu da, kendi kulluğuyla, vicdanı ve ruhu ile barışmasını sağlamak.

Esasen batıda çoktan beridir sosyal hizmet üretilen yerlerde manevi rehberlik veriliyor. Hastanelerde hastalara, huzurevlerinde yaşlılara, hapishanede mahkûmlara rahip veya rahibeler manevi danışmanlık hizmeti sunuyor. Ülkemizde ise bu ihtiyaç son zamanlarda ele alınmaya başlandı.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sağlık bakanlığı arasında imzalanan protokollere göre artık çeşitli sosyal hizmetler kapsamında manevi rehberlik de verilecek. Tabi bu yeni bir alan olduğu için hizmet verecek personelin yetiştirilmesi, yöntemlerin belirlenmesi, geliştirilmesi, karşılaşılan sorunların çözümü gibi alanlarda ülkemiz şartlarına uygun çalışmalar yapılması gerekiyor. Şu anda manevi danışmanlık hizmeti için ilahiyat fakültesi mezunlarına mesleki formasyon veren psikolojik eğitim verilmesine başlandı.

Manevi Danışmanlık ve Rehberlik yapacak kişilerin; hem doğru ve yeterli bir dini bilgiye, hem de yardım alan kişinin durumunu anlayacak ve ona yardımcı olabilecek psikolojik bilgiye sahip kişiler olması gerekiyor. Bu sebeple bu alana “disiplinler arası bir bakış açısı” gerekiyor. Bu hizmet elemanlarının yetiştirilmesi ve eğitim anlayışının geliştirilmesi için ilmi çalışmalara duyulan ihtiyaç bu kongrenin düzenlenmesini gerekli kıldı.

Gerçekleştirilen kongrede alanında uzman akademisyen ve araştırmacıların sunduğu tebliğlerle ortaya çıkan sonuçların, bu alanda hizmet veren kurumlarda etkili yöntemlerin geliştirilmesine katkı sağlaması ve bu alanda yapılacak sonraki bilimsel çalışmalara ışık tutması hedefleniyor.

Manevi Danışmanlık ve “Ruh Bakımı”

Bahsettiğimiz Kongreye hem batı ülkelerinden hem İslam dünyasından 120 akademisyen ve araştırmacı katıldı. Katılımcılar arasında bir isim bilhassa dikkat çekiciydi. Musevi asıllıyken cerrahi tarikatine mensup olan, ülkemizde de Kalp, Nefs ve Ruh, Sûfi Terapistin Sohbet Günlüğü gibi tasavvuf ve psikoloji kitaplarıyla tanınan ABD'li ünlü profesör, Robert Frager da kongrede bir sunum gerçekleştirdi.

Batıda Psikoloji bilimi sekuler bir anlayış üzerine kurulduğundan beri insana dair birçok sorunu teşhis ve tespit etti ancak hemen hemen hiçbir soruna hakiki bir çözüm getiremedi. Bu sebeple batıda birçok psikolog çareyi maneviyatta arıyor. Kimisi Uzakdoğu mistik akımlarında, kimisi modernize edilmiş terapi yöntemlerinde. Bu arayış, İslam tasavvufuna olan ilgiyi de artırdı. Cerrahi tarikatı şeyhi Tosun Bayraktaroğlu’nun İngilizceye çevirdiği tasavvuf kitapları bu noktada bir boşluğu doldurdu. Hatta islamofobiye rağmen bugün batıda İslam'a koşanların çoğu tasavvuf vesilesiyle dinimizin manevi yönünü tanıyor.

İşte bunlardan biri olan Robert Frager, 80’li yıllarda kurucusu olduğu Benötesi psikoloji Enstitüsüne, dünyanın değişik yerlerinden birçok dini ve manevi lideri davet eder. Davetliler arasında Şeyh Muzaffer Özak Efendi de vardır. İşte onunla karşılaşınca dünyası değişir.

Halen ABD’de, Sofia Üniversitesi’nde öğretim üyeliğini sürdüren Robert Frager, tasavvuf ve psikolojiden aldığı bilgilerle ortaya koyduğu çalışmalarını, “Manevi Rehberlik ve Ruh Bakımı” adlı sunumunda aktardı.

Bizler nimet içinde yaşadığımız için kıymetini idrak edemiyoruz ama susuzluğunu çekenler maneviyatın ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu büyük acılar çekerek öğreniyorlar. Onların hali bize de ibret olmalı.

Hastanın İnancına Uygun Hizmet

Kongrede birbirinden değerli sunumlar yapıldı, tebliğler okundu. Bunların birçoğu hizmet içi eğitime dair konulardı. Ancak içlerinden bazıları hepimizi ilgilendiren konulara dairdi. Bilhassa sunumdan bahsetmek istiyorum. Vaiz Yusuf Nazlım’ın Ürdün’de bir özel hastanede yaptığı gözleme dair bir sunumdu bu.

Malum günümüzde doğumdan başlayıp ölüme kadar hayatımızın birçok önemli anında hastanelerde bulunuyoruz. Doğum yapan bir Müslüman hanım, dini inancı gereği sırf kadınlardan oluşan bir ekiple doğum yapmak istiyor. Çocuğumuz doğduğunda, tekbirlerle, dualarla, besmeleyle doğumun gerçekleşmesi, çocuğun kulağına ezan okunması için etrafta dini konuları bilen birilerine ihtiyaç duyulabiliyor.

Artık Diyanet İşleri Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan, “Hastanelerde Manevi Destek Sunmaya Yönelik İşbirliği Protokolü” gereğince, sağlık çalışanlarına, hastalara ve hasta yakınlarına, kendileri talep etmeleri halinde dini bilgi sahibi ve psikolojik destek eğitimi almış uzmanlar tarafından manevi destek verilecek. Ancak halkımız tarafından bu hizmet henüz çok iyi tanınmadığı için ihtiyaç duyulduğunda kime başvurulacağı da bilinmiyor.

Ameliyat olan veya uzun süre hastanede yatarak tedavi olan hastaların her birinin o anda kendine göre bir manevi desteğe ihtiyacı var. Ameliyata girerken nasıl dua edeceğini ve hissettiği karmaşık duygularla nasıl başa çıkacağını bilememek o anda bütün hastaların yaşayabildiği bir problem. Hasta yakınlarının da manevi bir teselliye ve ne yapmak gerektiğine dair bir rehberliğe ihtiyacı olabiliyor.

Uzun süre yatılı kalan hastalar, hissettikleri mahrumiyetlere ve acılara sabretmek için manevi desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Eskiden çaresiz denilen hastalıklar günümüzde tedavi edilebiliyor. Yaşlanan nüfus ve ölümcül denilen hastalıklarda hayatta kalma şansı arttığı için ömrünün son demlerini yaşayanlara destek veren birimlerin kurulmasına ihtiyaç duyuluyor.

Hastalara manevi destek vermenin kanser, felç, ALS, MS gibi ilerleyen hastalıklarda hastanın moral seviyesini yükselttiği görülüyor. Hastanın ağrı, beslenme ve solunum problemleri, bası yaraları, kabızlık, iştahsızlık gibi sıkıntı veren belirtilerini hafifletmek, hasta ve yakınlarının dayanma gücünü artırmak için destek vermenin önemi anlaşılıyor.

Belki hepsinden önemlisi de şu: zamanımızda insanlar, bir Müslümanın dini hayatında en önemli zaman olan sekerat anlarını da bazen hastanelerde geçirebiliyorlar. Son nefeste iman üzere gitmenin önemi malum ve bu durumda manevi danışmanlığın önemi çok daha fazla hissediliyor.

Hastalık bedenimizde bir sıkıntıya sebep olsa da bir yandan da hayatımızı gözden geçirmek için bir fırsat sunuyor. Daha önce dünyevi hırslar onu oyalarken önüne hastalık ve benzeri bir engel çıkınca “Bu dertler başıma neden geliyor?” diye sorgulamaya başlıyor.

İşte bu safhada bir manevi rehber, kişinin hayatını anlamlandırarak belki hastalanmadan önceki halinden çok daha yüksek bir tefekkür seviyesine ulaşmasını sağlayarak, hastalığını da adeta manevî avantaja dönüştürebiliyor. Hastalık vesilesiyle aldığı hayat dersi sayesinde insan öyle bir kıvama ulaşabiliyor ki, sağlıklı günlerinden daha huzurlu bir hayat yaşarken hastalığını da daha kolay yenebiliyor.

Artık Dünya Sağlık örgütü de sağlık hizmetlerinin sadece bozulan uzuvları onarmaktan ibaret olmaması gerektiğini kabul ediyor. İnsanı bütünlüğüyle ele alan yeni sağlık anlayışı, hayatın her safhasında hayat kalitesinin korunması ve sağlığının muhafaza edilmesinin sağlık hizmetlerinin gereği olduğuna işaret ediyor.

Örnek Bir İslami Hastane

Batı âleminde çok uzun bir zamandan beri hastanelerde rahipler ve rahibeler dileyen herkese dini danışmanlık ve manevi destek hizmeti veriyor. Bizim toplumumuzda maneviyatlı aileler, kendi yakınlarının manevi bakımını kendisi yapıyor. Ancak günümüzde şehirlere göçle birlikte insanlar büyük aile ve cemaat bağlarını kaybedince yakınlarının desteğinden mahrum kalıyorlar. Bilhassa böyle durumdaki kişilerin manevi ilgiye ve desteğe daha çok ihtiyaç duyabiliyor.

İşte bu sebeple ortaya çıkan ihtiyacı gidermek için Diyanet İşleri Başkanlığı kendi görev alanına giren konularda personelini yetiştirmek üzere farklı ülkelere yerinde inceleme yapan gözlemciler gönderiyor. Bu kapsamda vaiz Yusuf Nazlım Ürdün hastanelerinde bulunarak incelemeler yapmış.

İslâm Merkezi Hayır Cemiyeti'ne bağlı Müsteşfa el-İslami adlı özel hastane, Amman'da 18.000 m2'lik alan üzerine kurulmuş, her türlü modern aletle donatılmış, çok çeşitli ameliyatların yapılabildiği bir yer. Hastanenin ambleminin tam ortasında da Hz. İbrahim aleyhisselam’ın sözünü nakleden, “Hasta olduğum zaman beni O (Allah) sıhhate kavuşturur,” mealindeki ayeti kerime yazılmış.

Hastanenin içinde eczaneden konferans salonuna, kütüphaneden camiye kadar bütün sosyal birimler mevcut. Ayrıca hemşirelik okulu öğrencileri hastanede staj yapabiliyorlar. Hastanede zaruret halleri dışında kadın hastalarla kadın doktor ve personel, erkek hastalarla da erkek görevliler ilgileniyor. Hastanedeki kadın personelin tamamı tesettürlü.

Bunun dışında hastane bahçesindeki camiinin imamı, hastane vaizi ve dini danışmanlar hastaların dini ihtiyaçlarına yardımcı oluyorlar. Zaten hastanenin atmosferi manevi açıdan son derece destekleyici. Duvarlarda manevi konulara dair yazılar asılmış, hastanenin vaizi hastaları ziyaret ediyor, manevi ihtiyaçlarıyla ilgileniyor. Hastaların ve hasta yakınlarının ibadetlerini rahatça yapmaları ve mahremiyetlerinin sağlanması için her türlü imkan hazırlanmış. Hastane binasından çıkmadan mescide geçmek mümkün. Hastanenin kütüphanesinde dini kitaplar da bulunuyor. Hastanenin doğum bölümünde yeni doğan bebeklerin kulağına ezan okunuyor.

Hastanenin bir de fakir hastalara yardım sandığı var. Fakir hastalar bu sandığın hesabına tedavi görüyorlar. Hastanenin gelirinin bir kısmı bu sandığa bağışlandığı gibi zengin Müslümanlardan da bu sandık için yardım kabul ediliyor.

Son Pişmanlık Fayda Verir

Son olarak bahsetmek istediğim sunum ise, Aksaray Üniversitesinde Sümeyra Bilecik’in kendi illerindeki bir huzurevindeki manevi danışmanlık hizmetiyle ilgili gözlemlere dair. Araştırmacı bu çalışma için dini danışmanlığı sunan din görevlisi ile bu hizmeti alan veya almayan huzurevi sakinleriyle ve huzurevi yöneticileriyle görüşmüş.

Malum geleneğimiz bize büyüklerimize saygı göstermemiz gerektiğini öğretir. Genellikle yaşlılarımız ailede dini ibadetlerini en fazla yerine getiren kişilerdir. Dünya işlerini gençlere bırakan yaşlıların artık kendini ahiret hazırlığına vermesi beklentisi vardır. Ama ülkemiz şartlarında bazen durum farklı olabiliyor. Bu araştırmaya konu olan kişilerde görüldüğü üzere, gençlik çağından itibaren dini bir yaşantısı olmayan yaşlıların yaş artında dini yaşantısında birden bir artış olmuyor. Ancak bu ihtiyacının farkına varıp da geçmişte yapamadıklarını telafi etme isteği duyanlar oluyor.

Araştırmaya konu olan yaşlıların birçoğu dini yaşantı konusunda pişmanlık duyduğu görülmüş. Bir huzurevi sakini, “Bizim çocukluğumuzda dini eğitim yasaktı, biz de öğrenemedik.” derken bir başkasının, “İşe güce daldık, kıymetini bilemedik. Dünya işi dünyada kaldı. Ömür geçti, her şey boşmuş,” dediği görülüyor. Bunu telafi etmek isteseler de artık hastalıkları ve güçsüzlükleri sebebiyle bir şey yapamayacaklarını ifade ediyorlar.

Bu yaşlıların detaylı bilgilerden çok, kolayca hayata geçirebilecekleri dini uygulamaları öğrenmeye ihtiyaç duydukları görülüyor. Yaşları ve hastalıkları sebebiyle uzun süre dikkatlerini veremedikleri ve “Artık kafamız almıyor” diye şikayet ettikleri anlaşılıyor. Kitaptan okuma gibi bir yöntemle monoton bir şekilde anlatıldığı zaman dikkatlerinin çabuk dağıldığını, kalkıp gittiklerini veya uyukladıklarını görmek mümkün.

Huzurevinde 65 yaş üstü yaşlılar kaldığı için çoğunun dini danışma konusunda kendisine lazım olan fıkıh bilgilerine ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor. Mesela bazılarının dini kolaylıkları bilmedikleri için “Abdest tutamıyorum, benim namazım olmaz,” dediği görülüyor.
Bazı huzurevi sakinleri ise o kadar ümitsiz ki artık dini eğitim almasının bir faydası olmayacağını söylüyor. Mesela, psikolojik problemler yaşadığını söyleyen bir kişi “İçimiz kireçlenmiş, dua ediyorum ama kabul olmayınca ne faydası var,” diyor. Bu sebeple dini danışmanlık verecek kişilerin psikolojik eğitim almasının da gerekli olduğunu görüyoruz.

Dini danışmanlık veren kişilerin ayrıca hitap ettikleri kesimin yaşını ve durumunu göz önüne alarak uygun üsluba dikkat etmesi gerekiyor. Bir erkek katılımcı huzurevine bir kere gelen bir din görevlisinin üslubundan şikayet ederek:

“Bize çocuk gibi ders anlatıyor, çocuk gibi davranıyorlar. Biz kaç yaşımıza gelmişiz, böyle bir hizmet verilecekse bize uygun üslupla verilmeli,” diyor.

Huzurevi yöneticileri ve çalışanları ile konuşulduğu zaman dini konuların ahlaka dair konular ağırlıklı olarak verilmesini istiyorlar. Huzurevi sakinlerinin birbirleriyle ve hizmetlilerle daha iyi ilişkiler kurması için güzel ahlaka dair şuurlandırıcı bir danışmanlık verilmesini istiyorlar.

Elbette hayatının son dönemecine gelmiş yaşlılarımızın bu dünyadan iman selametiyle göçmesi için manevi rehberliğe ihtiyaç var. Ayrıca dini inanç, yaşlılığın getirdiği çeşitli sorunlarla ve hayatı paylaştığı yakınlarını kaybetme gibi sebeplerle meydana gelen duygularla başa çıkmayı kolaylaştırıyor. Başına gelenlere isyan etmeyip ölüme hazırlanmak, cemaatle ibadet ederek ve çeşitli faaliyetler yaparak sosyalleşmek, onların içe dönüklüğünü azaltıyor.

Kısaca bu kongrenin de gösterdiği gibi, ülkemizde manevi alanda ihtiyaç o kadar büyük ki, hepimize çok görevler düşüyor.


Sayı : 52
Büyük Kapak