Una Dönüşen Kum

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Masal Annesi

Eski zamanlarda Mecusî yani ateşe tapan iki kardeş vardı. Onların yaşadıkları memleket Müslümanlar tarafından fethedilince oraya dervişler gelip yerleşmişti. Bu iki kardeşten küçük olanı merak etti, dervişlerin sohbetini dinlemeye gitti. Sohbet sırasında Allah'ın rahmetini, Allah'ın kendisine ibadet edenlere azab etmeyeceğini duydu. Bu sözlerden sonra kalbine hidayet ışığı dolmuştu.

Sonra eve geldi ve ağabeyine dedi ki:

- Ağabey! Biz yıllardır ateşe tapıyoruz, ama o hala bizi yakıyor. Halbuki Müslümanların Allah'ı kendisine ibadet edenlere azab etmezmiş. Ben karar verdim, eğer ateş bir daha beni yakarsa ona ibadet etmeyeceğim. Gel seninle bunu deneyelim.
Ağabeyi ile birlikte ateşin yanına gittiler. Ellerini ateşe uzattılar. Tabi ki ateş ellerini yaktı. Sonra kardeşi ağabeyine:

- Gördün mü ağabey? Biz ona ilah diye tapıyoruz ama aslında ateşin bir iradesi yoktur, kimi yakıp kimi yakmayacağını seçemez. O sadece Allah'ın insanoğluna hizmet etsin diye yarattığı bir mahluktur. Artık ben ona ibadet etmeyeceğim, Allah'a ibadet edeceğim, dedi.

Ağabeyi ise inatçı bir adamdı.

- Sen babamızın dinini bırakıyor musun? O halde ben de sana babamın mirasından hiçbir şey vermiyorum. Çık git, başının çaresine bak! Dedi.

Ama küçük kardeş imanında samimiydi. Bu imtihan karşısında sabretti. Tekrar dervişlerin sohbetini dinlemeye gitti. O sırada dervişlerin arasında bulunan Malik bin Dinar hazretleri halka vaaz vermekteydi. Vaazını bitirince bu yabancı gencin yeni olduğunu fark etti. Onu yanına çağırdı, haliyle ilgilendi. Başından geçenleri öğrenince ona yardım etmek istedi.

Öncelikle nasıl Müslüman olacağını anlattı. Allah'a ibadet etme yolunu öğretti. Sonra oradaki Müslümanlara:

- Ey Müslümanlar, bu kardeşiniz babasının dinini bıraktığı için mirasından mahrum kalmıştır. Siz ona biraz yardım edin, dedi.

Oradaki Müslümanlar bir Mecusi gencin hidayete gelmesine çok sevinmişlerdi. Hemen:

- Durun, az bekleyin de aramızda biraz yardım toplayalım, dediler.

Fakat yeni imana gelen genç bu yardımı istemedi.

- Hayır, ben sizin yardımınıza güvenerek dinimi değiştirmedim. Ben imanım karşılığında sizden dünyalık hiçbir şey istemem. Sadece bana dinimi öğretin yeter, dedi.

Daha sonra bu genç ailesini yanına alarak şehrin kenar mahallelerinden terk edilmiş bir viraneye yerleşti. Hanımı da genç kocasının samimi imanından etkilenmiş ve imana girmişti. Kocasıyla beraber ibadet etmeye başladılar. Fakat evlerinde ne yiyecek ne eşya, hiçbir şey yoktu.

Ertesi sabah genç adam ekmek parası kazanmak için iş aramaya gitti. Fakat pazarı baştan başa dolaştığı halde ona iş veren olmamıştı. O da çarşının ortasındaki camiye gitti, yeni öğrendiği ibadetini gönül huzuruyla yapmaya çalıştı.

Karnı çok açtı ama kendisini o kadar düşünmüyordu. Asıl eve eli boş dönmek onu düşündürüyordu. Çünkü çocukları açlığa dayanamazdı. Hanımı da annelik hissiyle çocuklarının perişan olmasına dayanamaz belki ileri geri konuşurdu. Bu sebeple biraz çekinerek eve gitti. Karısına, “İş bulamadım,” diyemedi, “Bir işe başladım, yakında paramı verecekler,” dedi.

Ertesi gün yine iş bulmak için elinden geleni yaptı ama iş bulamadı. İmtihan devam ediyordu anlaşılan. Eve yine eli boş olarak döndüğü için biraz mahcuptu. Karısının daha fazla dayanamayıp eski dinine dönmesinden de endişe ediyordu. Ama karısı bir şey söylemedi, o geceyi de aç olarak ibadet ederek geçirdiler.

Ertesi gün, Cuma idi. Halk Cuma namazı için toplanmıştı. Çarşıda kimse dükkanını açmamıştı. Genç iş aramanın bir faydası olmadığını görünce yine camiye gitti. Namazdan sonra ellerini açarak Allah'a yalvarıp yakarmaya başladı.

- Ey Allahım İslam dinin ve Cuma günün hürmetine ailemin geçimi konusunda bana yardım et. Onlar daha fazla açlığa dayanamazlar diye korkuyorum.

Genç adam duasını bitirince eve doğru yöneldi. Ama eve eli boş dönmekten çekiniyordu. Bir kum yığını gördü. Aklına bir fikir gelmişti, o kumdan biraz şalının içine doldurdu. Hanımı evin kapısını açtığı zaman en azından elinde bir şey olsun istiyordu.

O sırada karısı ise evde yemekler pişiriyordu. Çünkü yüzü peçeli bir kişi gelip bir tabak dolusu altın getirmiş, “Bu altınlar kocanın ücreti,” diyerek bırakıp gitmişti. Kadın da hemen çocukları için yiyecek alıp yemek pişirmişti.

Genç adam eve yaklaşınca yemek kokularının yayıldığını fark etti ve elindeki kumla dolu şalı kapının dibine bırakıverdi. Hanımına bu yemeklerin nereden geldiğini sordu. Aldığı cevaptan bunun Allah'ın bir lütfu olduğunu anlayıp Allah'a şükür secdesine kapandı.

Bu sırada hanımı, kocasının az önce kapının yanına koyduğu şalı gördü. Gidip şalı açınca, içinin unla dolup taştığını gördü. Kocasına,

- Bu unu neden kapının yanına bıraktın, diye sordu. Adam,

- Ben eli boş gelmeye mahcup olduğum için kum doldurmuştum. Bu sebeple içeri getirmedim, dedi. Kadın da bu manzarayı görünce Allah'a şükür secdesine kapandı.


Sayı : 61
Büyük Kapak