Vahyin Kadınları Hz. Hatice ve Hz. Âişe -r.a.-

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı geçtiğimiz aylarda “Vahyin Kadınları Hz. Aişe ve Hz. Hatice” başlıklı bir panel düzenledi. Emine Uçak Erdoğan’ın moderatörlüğünde, Sibel Eraslan ve Yıldız Ramazanoğlu’nun sunum yaptığı panelde, “Yüce Allah'ın son Peygamberini kadınlarla desteklediğine” dikkat çekildi.

Kısa adı HEKVA olan vakıf, kadınlarımızın kendi değerlerine bağlı olarak toplumda aktif bir özne olmasına önem veriyor. Tarihteki hayırsever kadınlarımızdan ilham alan HEKVA kurucuları, amaçlarını, “Çeşitli yoksulluklarından dolayı acı çeken kadınlara ve ailelere yardım etmek… Yardımı iman borcu bilen halkımızla gönül birliği ve dayanışma şuuru içinde çalışmak,” olarak açıklıyor.

1974 yılında önce dernek olarak kurulan 1988 yılında Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı (HEKVA) adını alan bu STK’mız, Müslüman kadınların kurduğu bir STK modeli olarak öncü bir role sahip.

Yoksul aile ve gençlere okul araç gereci, giyim, yakacak, kira yardımları, meslek edindirme kursları, öğrenci bursları veren kuruluş, kültürel çalışmalar çerçevesinde de akademik toplantılar, paneller, seminerler düzenliyor.

Amaçları doğrultusunda diğer vakıflarla sıkı işbirliği geliştirmeye ve örnek projelerini paylaşmaya açık bir kuruluş olan HEKVA, çocuk ve gençlere yönelik projeler kapsamında Özkevser vakfının çalışmalarıyla da yakından ilgileniyor.

Vakfın eğitim ve kültür çalışmaları kapsamında düzenlediği bu panel, moderatör Emine Uçak Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Emine Hanım, konuşmasında İslam coğrafyasındaki zulüm ve acılara dikkat çekerek başladı:
“Çok zor zamanlar geçiriyoruz, özellikle son zamanlarda. Hepimizin haberi olduğu gibi, Akdeniz’de mülteci gemileri ardı ardına battı. Suriye’ de insanlar bombalar altında. Her yerde acı ve zulüm var. Böyle bir zamanda bu panele katılıyorum.

Müslümanların üzerinde durması gereken çok önemli başka bir konu var; her geçen gün, her şeyin içi boşalıyor. Artık daha fazla dünyevi şeyler üzerinden yaşıyoruz. Artık her şeyi kazanç olarak tabir etmeye çalışıyoruz. Dualarımız bile bazen bana öyle geliyor. Allah’tan sürekli bir şeyler istiyoruz ve hep dünyalık istiyoruz. Elbette Allah’tan isteyeceğiz ama bu kadar dünyalık istemek bana tuhaf geliyor.

Sürekli Peygamber Efendimizin ve annelerimizin neler yaptığını anlatıyoruz ya da okuyoruz ama artık şöyle düşünüyorum: Kendi günlük hayatımızda kendi ahlakımızda deneyimlemediğimiz hiçbir söz bir başkasına tesir etmeyecek. Önce, “Kendi günlük hayatımızda, kendi çocuklarımıza davranırken, komşularımıza davranırken nasıl davranıyoruz?” Bunları düşünmek zorundayız. Yani başkalarına iyiliği anlatmak, başkalarını iyiliğe çağırmak çok kolay ama biz ne kadar iyiyiz; biraz böyle düşünmemiz gerekiyor.

Olumsuz konuşuyorum ama hiç de ümitsiz değilim. Çünkü Allah bize müjdeyi vermiş nurunu tamamlayacak. Zulüm baki kalmayacak. Halen iyi insanlar var, iyi bir gençlik var ve bu bizi umutlandırıyor.”

İslam’la İnsanlar Arasında Uçurum Var

Yıldız Ramazanoğlu ise konuşmasında vahyi yeniden bu çağa taşımanın önemine değindi:
“Böyle toplantılardan sonra kişide bir arınma duygusu oluşuyor. Bizlerin bir araya gelmesini Allah’ın bir nimeti olarak düşünüyorum. Bu programı gençlerin organize etmesi her açıdan çok önemlidir.

Birlikte yaşamak, çok önemli… Günümüzde en çok buna ihtiyacımız var. Yüz yıllar boyunca Müslüman olmayanların adaletimiz altında nasıl yaşadıkları, tarihimizde malum. İnsan bu dünyaya seçme hakkıyla geliyorsa İslam’ı seçmeyen insanların hakarete ve şiddete maruz kalmadan yaşaması gereklidir.

Hepimiz İslam tarihinde, Peygamberimizin hayatında, O’nun bütün geçmişini ve yaşananları okuyoruz. Tarih dediğimiz, geçmiş dediğimiz şeylerin aslında geçmediğini görüyoruz. O yaşananların tarihte kalmaması, günümüze aktarılması gerekiyor.

İslam’la insanlar arasında derin bir uçurum var. Bu uçurumun kapanması lazım. Bir grup edebiyatçılar diyor ki; Müslümanlar roman yazabilir mi? Müslümanların bir trajedisi var mı? Bizim elbette bir trajedimiz var. Aslında bizim en büyük trajedimiz şudur:
“Ortada sahih bir İslam var, Kuran var, bozulmamış bir nüsha var elimizde. Ama buna rağmen Müslümanlar geniş bir yelpazeye yayılmışlar ve ‘Sen şu fırkadansın ben şu mezheptenim,’ diye ortalığı kan gölüne çeviriyorlar. Sanki Peygamberimizin bir fırkası varmış gibi. Allah-u Teâlâ buyuruyor ki; “Ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim var?” (Fussilet, 33)

Bizler bu hale nasıl geldik bunları düşünmemiz gerekir. Bizler Hz. Hatice ve Hz. Âişe validemizin davranışlarını, yaşadıklarını günümüze nasıl taşıyabiliriz? Bizler bu yaşanmışlıklardan kendi adımıza nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz?

Hep şöyle söyleniyor; Müslüman kadın zayıf, naif, güçsüz ve biçaredir. Fakat okuduğumuz kitaplarda güçsüz, zavallı kadınlarla karşılaşmıyoruz. Aksine inanılmaz güçlü, hakikaten özgüvenli ve varlığını ortaya koyabilmiş kadınların olduğunu görüyoruz.

Hz. Hatice daha önce iki evlilik yapmış ve Peygamber Efendimize evlilik teklifinde bulunuyor. Bu çok büyük bir özgüvendir. 21. Yüzyıldayız bu gün bizler bunu yapabilir miyiz? Hani bu zamanda her şey çok özgür, her şey çok ilerlemiş, nasıl ilerlemişse bizler Hz. Hatice annemizin daha kenarına yaklaşamıyoruz.

Hz. Hatice’nin Peygamberimizle evliliğinden yedi çocuğu olmuştur ve erkek çocuklarını kaybederek evlat acısı yaşamıştır. Hz. Hatice annemiz başlı başına bir derya. Özellikle Mekke günlerinde Efendimize Peygamberlik gelmeden ve geldikten sonraki desteği çok büyüktür. Peygamberimiz sürekli dağa çıkıyor ve tefekkür ediyor. Ve Hz. Hatice eşinden mahrum kalıyor. Bu durumdan şikâyet etmek yerine O’nu anlamaya çalışıyor ve kendisi de Peygamberimize yemek taşıyor. Günümüzde kadınların sürekli dayanamayacağı bir durumdur bu.

Hz. Hatice bütün servetini İslam toplumunun yararına, onların içinde bulunduğu acıların, zorlukların giderilmesinde harcamıştır. Peygamberimiz tebliğ görevini yaparken kendisine karşı ciddi bir düşman potansiyeli vardı. Davetin en zorlu olduğu dönemde bütün bu zorluklara karşı en büyük destekçisi Hz. Hatice annemizdi.

Peygamberimizin Sünnetini Bize Ulaştıran Kadın

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Peygamberimizin arkasında inanılmaz güçlü kadınlar vardı. Bu güçlü kadınlardan bir tanesi de Hz. Âişe validemizdir. Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebu Bekir zamanın zengini ve âlimi, evlerinde devamlı şiirler okunur. Annesi de ilk iman edenlerden, inanılmaz zeki ve akıllı bir kadın. Hz. Âişe radıyallahu anhâ böyle bir ortamda yetişmiş.

Hz. Âişe Peygamberimize layık olan bir kadın. Hüzün yılının ardından gerçekleşen bir evlilik… Hz. Âişe’nin çok büyük çilelerle Peygamberimize destek olduğunu, birlikte hizmet ettiklerini görüyoruz. Hz. Âişe’nin yaşadığı dönem İslam toplumunun kurulduğu dönemdir.

Hz. Aişe Peygamberimizin bütün kurallarını, Hadis ve sünnetini hayatına olduğu gibi geçirerek, bunu eksiksiz bir şekilde günümüze kadar ulaştırmıştır. Hz. Âişe Peygamberimizle kadınlar arasında bir köprü vazifesi görmüş, onların meselelerini Peygamberimize ileterek çözümleyici olmuştur.

Hz. Âişe, infak etmeye çok özen gösterirdi. Çünkü ailesinden de bunu görmüştü. Rol modellerle birlikte yetişmiş. Ama biz şimdi istiyoruz ki, kendimiz çok farklı bir hayat yaşayalım ama çocuklarımıza ahlaki değerleri, anlatarak, konuşarak verelim. Anlatmaya gerek yok. Çocuk bizde ahlaki davranışları gördükçe uygulayacaktır.

Hangi ortamın içinde yüzüyorsanız ona göre şekillenirsiniz. Çok belağatlı bir ortamda yetiştiği için Hz. Âişe’nin edebiyattan anladığını, ezber yapabildiğini Peygamberden duyduğunu aynı şekilde aktarabildiğini görüyoruz. Merak ve sorgulama duygusunun çok yüksek derecede olduğunu görüyoruz. Allah-u Teâlâ bu aklı vermişse bizim de mümkün olduğu kadar şu dünyadan gitmeden önce Kuran’la ilişkimizi en yakın tutmaya çalışalım.

Hz. Âişe kendi dünyasında bir Peygamberle evlenmiş, ne mutlu bir hayat, diyerek gündelik hayatın içinde kaybolmuyor. Gündelik hayatı aşan bir misyonla gidiyor. Kendi kendini görevlendirerek başka bir misyonu kendisine yüklüyor. İşte Hz. Aişe’nin hayatı bize bundan bahsediyor. Bizler de yaşadığımız toplumun problemlerine Kuran’la çözüm bulmaya çalışmalıyız. Hz. Âişe sınıf farkı gözetmeden zengin fakir herkese Kuran’ı aktarmaya çalıştı. Yanlış aktarımları düzelten bir muhaddisti. En doğru rivayetlerin O’nun tarafından geldiğini, birçok hadisin O’nun tarafından doğrulandığını görüyoruz. Peygamberimizin vefatından sonra da takvalı bir şekilde yaşamaya gayret ediyor. Ayrıca Hz. Âişe Peygamberimizle birlikte savaşlara da katılmış su taşımış ve yaralıları tedavi etmiştir.

İslam’la insan arasındaki uzaklık, hakiki İslam’la ortadan kalkacak. Yeniden nasıl İslam dünyası oluşturacağız? Bu kadar büyük dertlerimiz varken biz nasıl kadın olarak günlük hayatımıza eşimizle, çocuklarımızla, kendi mutluluğumuzla, küçük hesaplarımızla daha çok maddileşmekten uzaklaşıp da nasıl bunlara odaklaşabiliriz? Ben bunları düşünüyorum.”

Ümmeti Doyuran Bir Anneydi

Panelin diğer konuşmacısı Yazar Sibel Eraslan idi. Sibel hanım konuşmasında Peygamberimizin evliliklerindeki sevgi boyutuna dikkat çekti:

“Birlikte yaşama konusuna ilişkin ben Peygamber Efendimizin aile yaşantısı, evlatları, eşleri ve çevresindeki kadınlar üzerinden konuşmak istiyorum. Peygamberimizin kadınlarla ilişkisi nasıldı?

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve esirgeme var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunlarda düşünen kavim için ayetler vardır.” (Rum, 21)

Zevc çift demektir. Zevc, çiftiyle, diğer yarısıyla anlam ifade eder. Örneğin bir ayakkabı ancak diğeriyle bir anlam ifade eder.

Peygamberimiz yaptığı evliliklerde eşlerinde sükûn buldu. Modern çağın insanları olarak sükûnu yitirmişiz. Modern yaşamın bize dayattığı iş, kariyer algısı, yetişme algısı, donanım algısı, teçhizat algısı o kadar ters ki. Sükûn bulmak her geçen gün zorlaşıyor.
Başarıya odaklanmış bir toplumuz, başka hiçbir şeyin önemi yok. Bu haldeki bir toplumun nasıl sükûn bulacağı büyük bir soru işareti. Medyanın, kariyerin, maddiyatın bize ciddi baskı uyguladığı bir ortamdayız. Televizyonu açtığımızda bize dayatılan ideal erkek, ideal kadın ve ideal çocuk dayatmasına maruz kalıyoruz. Bu ailenin içerisinde nasıl sükûn bulunacak?

Ben aynı zamanda hukukçuyum. Boşanmalar arttı, evlilik yaşı büyüdü ve insanların bir arada yaşaması azaldı. Bırakın evliliği, öğrencilerin bile artık bir ortamda yaşamadığı ve bireysel yaşadığı, yapılan istatistiklerle ortaya çıkmıştır. Oysaki bizim zamanımızda birlikte yaşam vardı. Artık insanlar birbirine güvenmiyor bu da bireysel yaşamaya yol açıyor. Evlilik ise Allah’ın bir lütfudur. Hiç tanımadığınız biriyle evleniyorsunuz ve aynı evde yaşıyorsunuz. Bu gerçekten Allah’ın bir lütfudur.

Evlilik kurarken nikâh kıyılırken Allah’tan yardım dilemeli. Çünkü her şeyinizi psikologlar, danışmanlar yürütmeyecek. Ya Vedud iki kutuplu tek isimdir. Seven ve sevilendir. Ayette de Vedud kullanılmıştır.
Peygamberimiz severdi ve sevilmeye de ihtiyacı vardı. Efendimiz yetim olarak dünyaya geldi. Sonra annesi de vefat etti. İlk önce dedesi sonra amcası sahip çıktı. Böylece Peygamberimiz hep birine emanet edilmiş. Böyle bir sürecin ardından Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Hatice Peygamberimizin sükûnu ve iskânıydı. Hz. Hatice annemiz iskân yeridir.

Sadece Efendimizi değil ümmeti de iskân etmiştir. Boykot zamanında seksen kişiden oluşan ümmeti üç yıl boyunca doyurmuş, giydirmiş, hastalandıklarında tedavi etmiştir. Bütün servetini bu yolda harcamıştır. Kalbini Peygambere iskân ettiği gibi, malıyla da seksen Müslüman’ı iskân etmiştir.

Hz. Fatıma’nın çeyizine varıncaya kadar bütün malını dağıttı. Yaralılar, düşkünler hep Hz. Hatice’nin evine gelmiştir. Hz. Hatice’nin evi sahra hastanesi gibiydi. Bu durumdan hiç bir zaman şikâyet etmemiş ve her kapısına gelene yardım etmiştir. Böylece büyük bir millet inşa etmiştir. İskân tavrıyla, o sahip çıkmasaydı, o günkü seksen kadar Müslüman, ya ölerek ya da hicret edip dağılıp yok olabilirdi. Ümmetin var olmasında Hz. Hatice’nin çok büyük emeği vardır.

Hz. Hatice Peygamberimize sürekli “Anam, babam, bu canım sana feda olsun ya Resûlallâh!” derdi. Bu sözü ilk söyleyen de O’dur. Daha sonra Peygamberimiz bunu imanî bir ölçü olarak koydu.

İlk vahiy geldiğinde Peygamberimiz korkmuştu, Hz. Hatice’den kendisini örtmesini istemişti. Fakat Hz. Hatice Peygamberimizi sadece örtmekle yetinmeyip sakinleştirmişti. Peygamberimizin her zaman maddi manevi yanında olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken en büyük hususlardan biri de Yüce Allah son Peygamberi bir kadınla destekliyor.”


Sayı : 42
Büyük Kapak