Vallahi Sizden Hayır Yok!

Sayı : 20 / Ekim 2013, Konu Başlığı : Medya Gündem

Çaresiz bir baba… Kimyasal gaz sebebiyle nefes alamayan çocuğu kucağında, bir o yana bir bu yana koşturuyor. Artık çok geç. Zavallı, acı ve öfke ile çocuğunu kameralara doğru kaldırıyor ve bizlere sesleniyor:

``Nerede İslam dünyası? Hazreti Muhammed –s.a.v.- ‘Müslümanlar Şam'da fesat çıkarsa artık sizden hayır gelmez.’ Buyuruyor. Vallahi sizde hayır yok. Billahi sizden hayır yok.``

Gerçekten içler acısı bir durum. Koskoca İslam dünyası, Suriye’deki katliam sorununu çözemiyor. Daha da kötüsü bazı ülkeler bu katliamın doğrudan veya dolaylı destekçisi durumunda.

Her gün televizyon ekranlarında boş boş konuşan adamlar görüyoruz. Bir gün biri çıkıp konuşuyor bir gün diğeri…

Amerikan Başkanı, sınırlı bir müdahale yapacağını söylüyor. Sonra karşılıklı olarak Amerika ve Rusya gemilerini Akdeniz’e gönderiyor. Ardından “ABD ile Rusya Kimyasal silahların teslim edilmesi konusunda anlaştı,” deniliyor.

Kendi aralarında görüşüyorlar, konuşuyorlar, pazarlık ediyorlar. Bu sırada binlerce insan ölüyor, yüz binlerce insan, kadın, çocuk, yaşlı, hasta demeden yollara düşmüş, ölümden kaçıyor. Kaçıyor ama nereye? Meçhul bir geleceğe doğru kendini atmaktan başka ne yapabiliyor ki?

Böyle olacağı önceden bilinemez miydi? Elbette bilinebilirdi, hatta biliniyordu. Oğul Esad’ın ne yapacağı, babasının daha önce Hama’da gerçekleştirdiği katliamdan tahmin edilebilirdi. Tahmin edildiği için de âlimler silahlı mücadele ile Esed’i devirmeye kalkışmanın yanlışlığını ısrarla vurgulamışlardı.

Özgür Suriye ordusunu teçhiz eden krallar ve emirlerin hesabı, bölgede gittikçe yaygınlaşan Şii-İran nüfuzunu kırmaktı. Bu gayenin Amerika ve İsrail’in de hesabına uygun düşeceği aşikârdı. İsrail ve Haçlı ittifakı bölgenin çok mezhepli-etnisiteli demografik yapısı üzerinde epeydir kafa yoruyordu. Bunları birbirine düşürmenin ve ülkeyi küçük ve birbiriyle kavgalı bölgelere ayırmanın sonuçları çoktan hesaplanmıştı.

Suriye muhalefeti için sonuç gerçekten tam bir felaket. Bir ülkede değişim isteniyorsa bunu talep etmenin yolu barışçı ve bütünlüğü koruyan bir yöntemde aranmalıydı. Dış mihrakların ipiyle kuyuya inmenin çıkar bir yol olmadığı kısa zamanda anlaşıldı.

En baştan beri biliniyordu ki, Amerika, Afganistan ve Irak’ta yaşadığı bataktan sonra hele hele Rusya’yı karşısına almak pahasına Suriye’ye müdahale edemezdi. Hem Suriye’de iştah kabartan bir petrol de olmadığına göre ganimeti az, masrafı çok bir savaş olurdu bu… Onun yerine Suriye’de uzun süren bir savaş ile Müslümanları birbirine öldürtmek çok daha arzularına uygun bir seçenekti.

Nihayetinde aralarında top çevirip durmalarından da anlaşılıyor ki, biraz daha Müslüman ölsün, biraz daha Müslüman Suriye’yi terk etsin, demografik yapı Hıristiyanlar, Nusayriler ve laikçiler lehine biçimlenip bölünmeye uygun bir şekilde değişsin diye bekleniyor.
Suriye’deki kaosun ABD ve Rusya’nın anlaşmasıyla çözülmesini beklemek, İslam ülkeleri için tam bir utanç kaynağı. Daha büyük bir utanç ise Arap baharı esintileriyle koltuklarının sallandığını hissedip ürken kralların, Mısır’daki kanlı darbe ve Suriye’deki devrimin başarısız kalması neticesinde rahatlaması…

Farkına varmamız gereken en yalın gerçek ise şu: Bu yapılanlar sadece Suriye halkına veya Mısır ihvanına yapılmıyor, hepimize yapılıyor. Onların katledilmesine aldırış etmeyen dünya, aslında bir buçuk milyar Müslümana gözdağı veriyor ve sindiriyor. İşte “biz böyle yaparız, siz ise acizce seyredersiniz! Öyleyse ayağınızı denk alın bizim planlarımıza uyun!”

Keşke bu felaketten ders alsak da gözümüzü açsak!


Sayı : 20
Büyük Kapak