Vefa

Sayı : 52 / Haziran 2016, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

“Vefa; İstanbul’da bir semt adıymış meğer” demiş şair.

Etrafında vefa namına bir şeyin kalmadığını gördüğünden söylemiş olsa gerek. Aslında son zamanlarda birçoğumuz daha çok hisseder olduk bu cümlenin ruhumuza aksettirdiği yalnızlığı.

“Yalnızlık” diyorum çünkü vefa duygusuna sahip olmayanlar en çok ihtiyaç hissettiğimiz zamanlarda yanımızda olmayanlardır. Oysa “Üzülme, yanındayım. Ve üzüldüğün her ne ise seninle paylaşmak ve bir nebze de olsa acını hafifletmek için buradayım” mesajını vermelidir vefa duygusuna sahip olanlar. Bu aynı zamanda dinimizin ruhunu da yansıtan bir düsturdur.

Vefa; yapılan iyiliği unutmamak olduğu gibi, sevilene karşı sevgiyi sürdürme, dostluğu iyi günde de kötü günde de devam ettirmektir.

Günümüzde sevinçlerini paylaşan ama hüzünlerinde birbirini yalnız bırakan insanların sayısı o kadar çoğaldı ki. Bunun adı bencilliktir. Diğer adı ise enaniyet veya yenilerin tabiriyle egoizm. Yani sadece kendi çıkarlarını düşünme, başkalarını yok sayma. Oysa insan olduğumuzu ve bir gün bizim de birilerine ihtiyaç duyacak yollardan geçeceğimizi unutmamalıyız.

Vefa sadece birbirini tanıyanlar için geçerli bir kavram değildir elbette. Her gün izlediğimiz haberlerde, gördüğümüz üzücü manzaralar karşısında dehşete düşebiliyoruz. Müslüman ülkelerde ki kardeşlerimizin üzerine yağan bombalar, yetim, öksüz kalan çocuklar, evsiz yurtsuz kalan aileler. Son çare yaşadığı ülkesini terk etmek olarak gören ve yollarda can veren kardeşlerimiz var.

Yine başka ülkelerde, memleketlerde çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalan insanlar var.

Şehit Cenazelerinin Ardından

Her gün terör belasına can veren şehitlerimiz ve arkalarından gözyaşlarına boğulan, yürekleri yanan aileleri…

Hiç unutmuyorum, haberleri izlediğim bir gündü. Şehit ailelerine bir organizasyon düzenlenmişti. Ailelerle röportaj yapılıyordu. Bir şehit eşinin söylediği o yürek yakan sözleri hala kulaklarımda çınlar: “Biz eşimi kaybettiğimiz tarihte kaldık. O gündeyiz hala” diyordu.

Bunu söylerken düğümleniyordu sözcükler boğazında. Sevdiğini bu cennet vatana feda etmişti. Peki, kimler için? Elbette benim için, sizin için, bu ülkede yaşayan herkes için…

Bunları görmek, öğrenmek, tanık olmak ve ardından hiçbir şey olmamış gibi davranmak ne üzücü…

Elbette geride kalan herkes için hayat devam edecektir. Fakat yaşananlara tanık olduktan sonra bir damla gözyaşı dökemiyorsak, yüreğimizde sızı namına bir şey yoksa el açıp zor zamanlar yaşayan kardeşlerimiz, şehitlerimiz ve geride kalan aileleri için dua edemiyorsak vefadan bahsedemeyiz.

Dünyanın yaşadığı karmaşayı izledikten sonra, aradan bir saat geçmeden televizyondaki dizimizi heyecanla seyre duruyorsak üzgünüm ama vefadan bir kırıntı bile kalabilmiş mi içimizde diye dönüp bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Zamane insanları olmaya ne çok adayız. Tek derdimiz güzel giyinmek, güzel sofralar hazırlamak, güzel yerler gezmek gibi yaşıyoruz. Bunlar da yapılmalı elbette ama önceliklerimizi gözden geçirmenin çok faydalı olacağı kanaatindeyim.

Kalp gözümüzle görmek o kadar önemli ki. Çevremiz de yardımımızı bekleyen ne çok insan var bir bilsek. Uçurumun kenarına gelmiş bir el uzatılmasını bekleyen, aç kalkan ve aç yatan, yaşadığı sıkıntıları bunalıma dönüşmüş nice insanlar var. Ama biz kendimize yetişemiyoruz ki başkalarına da yetişebilelim.

Dünyayı sadece kendimize göre planlayıp, kendi menfaatlerimize göre yaşıyoruz. İhtiyacı olanı görünce kafamızı çevirip, bencilliğin doruklarında geziyoruz.

Vefa yapılan iyiliği unutmamak ve aynısıyla ya da daha ziyadesiyle karşılık vermekse, unutmamamız gereken o kadar çok insan var ki o zaman. En başta hiçbir şekilde ümmetini unutmayan kâinatın sultanı Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem, bizi dünyaya getiren annemiz, birçok emek vererek büyüten babamız ve daha nice akrabalarımız, eşimiz, dostlarımız. Bu yüzden olsa gerek dinimiz aile ve akrabalık bağlarına çok önem vermiş ve bu bağların asla koparılmaması gerektiğinin altını çizmiştir.

Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hadis-i Şerif'inde; ''Sadaka vermek ve Sıla-i Rahim yapmak, akrabalık hukukunu yerine getirmek, ömrü ziyadeleştirir. Bu ikisi sebebiyle Hz. Allah o kimseden kötü ölümü defeder, istenmeyen ve nefse hoş gelmeyen şeylerden o kimseyi korur,” (Heysemi, Mecmeu’z-Zevâid; 1; 194) buyuruyor.

Neydi vefa sahi! Şairin dediği gibi gerçekten de sadece bir semt adı mıydı? Yoksa iyilik yapmak, nankör olmamak, yapılan iyiliği unutmamak mıydı?

İyiliklerin en büyüğünü Allah yapmıştır ve yapar daima. Ama aynı zamanda ihtiyacı olanı görüp, gözetmemizi de ister. Maddi ya da manevi. Allah verdiği nimetlerin paylaşılmasından hoşlanır. Bizler bu ruhtan uzak yaşıyorsak en büyük vefasızlığı kime karşı yapıyoruz o zaman düşünmek gerekmez mi?

Nitekim şöyle buyuruyor Yaradan; “Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının” (Nisa; 1)

“Allah emretmişse tamamdır” deyip, kırgınlıklara, küskünlüklere, her türlü vefasızlığa nokta koymalıyız. Özellikle vefaya ve birbirimize daha sıkı sarılmamız gereken şu zor dönemlerde!


Sayı : 52
Büyük Kapak