Yâ Fâtıma! Ailenin İşlerini Yap!..

Sayı : 44 / Ekim 2015, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Hz. Ali radıyallâhu anh anlatır:

“Hz. Fâtıma radıyallâhu anhâ, babasına ailesinin en sevgili olanı idi. Değirmen çevirdiği için elinde, kırba ile su taşıdığı için boynunda yaralar oluşur, evin temizliğiyle meşgul olurken de üstü başı toz toprak içinde kalırdı.

Bir ara Allah Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem’e bazı köleler getirilmişti. Hz. Fâtıma’ya;

- Babana gidip bir köle istesen! dedim. O da gitti, Peygamber Efendimiz’in, yanındaki bazı kimselerle konuşmakta olduğunu gördü ve geri döndü. Ertesi gün Rasûlullah Fâtıma’ya gelerek:

- Kızım ihtiyâcın ne idi? diye sordu. Fâtıma sükût edip cevap vermedi. Ben araya girip;

- Ben anlatayım ey Allah’ın Rasûlü! deyip meseleyi anlattım. Bunun üzerine Rasûlullah;

- Ey Fâtıma! Allah’tan kork! Allah’ın farzlarını edâ et! Ailenin işlerini yap! Yatağına girince otuz üç kere ‘Sübhânallah,’ otuz üç kere ‘Elhamdülillâh’, otuz dört kere ‘Allahuekber,’ de! Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.” buyurdular.

Hz. Fâtıma;

- Allah’tan ve Allah’ın Rasûlü’nden râzıyım! dedi. Rasûlullah ona hizmetçi vermedi.”(Ebû Dâvûd, Harac, 19-20)

Gündüzü böylesine yorucu ve yardımcısız geçen Hz. Fâtıma’yı geceleri de babası teheccüde kaldırıyordu. Kızı ve damadının kapısını çalıp;

- Namaz kılmayacak mısınız? buyuruyordu. (Buhârî, Teheccüd, 5; Ahmed, I, 77)

Bu kıssalardan hissemizi, zühd ve takvâ açısından alırız genellikle. Allah Rasûlü’nün, evlâdını kayırmadan ve kendinden ayırmadan, kendi yaşadığı çileli hayata alıştırmak istediğini düşünürüz. Zikrullâh ile huzur bulmaya, teheccüd ile ferahlamaya davet ettiğini anlarız. Bilhassa ehl-i beytinin dünyaya meyletmesini istemediğini anlarız. Onların, mubahlara fazla meylederek bile ümmetin sâliha hanımlarına kötü örnek olmalarından çekindiğini hissederiz.

Elbette doğru. Fakat bir mesaj daha alabiliriz.

Bu mesaj hepimizedir.

Meşgaleler, yoğunluklar, koşturmacalar; aslında bizim için rahmettir. Ferdimiz için, toplumumuz için, çalışmak, emek vermek rahmettir.

Çocukluğumda yorucu bir günün sonunda;

“Bu gece yattığın yeri beğenirsin.” demişti bir büyüğüm.

Yattığı yeri beğenmek, çok yorulup rahat bir uykuya dalmanın kinâye sanatıyla anlatımı...

Bilhassa bedenen yorulmadığınız bir günün sonunda, yatakta uykuya dalmakta güçlük çekebilirsiniz. Âdeta yattığınız yeri beğenememiş gibi döner durursunuz. Gece mahdut olduğu için, sabaha da uykunuzu alamamış olarak kalkmanız cabasıdır.

Müslümanın günü, yattığı yeri beğendirecek hayırlı meşgalelerle dopdolu olmalıdır, mesajı çıkıyor, Hz. Fâtıma’ya Efendimiz’in verdiği cevapta. Hanımının veya kızının elini soğuk sudan sıcak suya sokmayan eş / baba değildir Peygamberimiz. Yardımcı istemeye geldiğinde;

“Allah’tan kork! Ailenin işlerini yap!” diyen bir babadır.

Helâlinden alın terini kazanmak, ailenin, evin, bağın, bahçenin işleriyle meşgul olmak, yakınların, akrabaların eşin-dostun yardımına koşmak... Yorucudur ama dinlenmeyi de hak ettiricidir. Huzur içinde dinlenmek; çalışmayı nefsine revâ gören içine lâyıktır.
Yorulan, koşturan, çalışan insan, yattığı yere burun kıvırmaya zaman bile bulamaz. Dedikoduya, şikâyete, mırın kırına zemin yoktur onun hayatında.

Bunun tek şartı kalp huzurudur ki Peygamber Efendimiz de Hz. Fâtıma’ya onu öğütlüyor: Takvâyı, zikrullâhı, teheccüdü telkin ederek, rahatı ahirete ertelemesini tavsiye ediyor.

Fakat eğer kalp huzuru olmazsa, bedenin yorgunluğunun üzerine, bir de yürek yorgunluğu yüklenir ki, o zaman iş iyice karışır.

Günümüzde bazı ev hanımlarının ve beylerin; evlerine, ailelerine dair yaptıkları işlerde kendilerini “hizmetçi” gibi hissetmesi gibi yıpratıcı, soğutucu, uzaklaştırıcı bir etki meydana getirir.

Yine bedenen çalışmayı “amelelik” görüp daima masa başını arayan neslimizin tahsil ve iş âlemimizde tıkanıklıklara yol açması gibi, toplum yaraları oluşturur. Bir tarafa işsiz üniversite mezunlarını, bir tarafa vasıflı iş gücü arayıp bulamayan iş âlemini yığar...
Çalışmak devâdır. Emek vermek safâdır. Hizmet etmek, şereftir.

Hem de Peygamber kızına yakışan bir şeref.

Anadolu insanı, Hz. Fâtıma’nın temsil ettiği, o hizmet ve emek insanı profilini iyi okumuştur. İmecede, hasatta, hamur yoğururken, fidan dikerken, evlâdını tarz-ı kadîm üzere tedavi ederken, bereketi ve şifâyı Hz. Fâtıma elinden arar.

“El benim değil, Fâtıma Anamızın eli...”

Fâtıma Annemizin eli, gayret eden, çalışan, ailesine hizmet etmekten şeref duyan bir eldir. Su toplasa da, yaralansa da şeref bilir o çizikleri, yaraları.

Hz. Ali de onun yiğit beyidir ve hanımının emeğini şerefi ve nâmusu bilir. Onun da işi başından aşkındır. Beş vakit camidedir. Rahle başındadır. Cihad meydanındadır, maîşetinin de peşindedir.

Günümüzde çamaşırı yıkayıp kurutan, bulaşıkları yıkayan makineler yetmedi, şimdi kapıya bulaşığı bile olmayan hazır yemekler geliyor. Öyle olunca bol bol boş zaman kalıyor insanlara. Sıcak suya, soğuk suya girmeyen eller, kumandaya uzanıyor, klâvyede geziniyor. Şeytan pusuda.

İnsanların en çok aldandığı “boş vakit,” emeksizlikten, hizmetsizlikten kaynaklanıyor. Hak ile doldurulmayan vakitler ve sîneler, bâtılın işgaline uğruyor.

Yorulanlar için soğan, bala döner. En rahatsız edici yatak dahî beğenilir. Fakat yorulmayanlar, şükürde zorlanır, şikâyet ile her nimet horlanır.

Böyle bir devirde, emekler ve hizmetler, ihtiyari bir şekil alabilir, daha zenginleşir ve çeşitlenirse, fertler geceleri yataklarına huzurla girer, aileler ve toplum çekişmelere sahne olmaz.

Asıl huzur arayacağımız yatak kabirdir. Asıl ferahlık arayacağımız hayat, ölüm ötesi hayattır. Bunun çaresi de “İnsan için ancak çalıştığı vardır;” kanununun geçerli olduğu bu dünyada, çalışmak.

İhtiyaç duymasak da meşgul olmak için...

“Bil ki bu dünyâda rahat yok bize!
Kabre kadar, istirahat yok bize...”


Sayı : 44
Büyük Kapak