Yalnız Allah'tan Yardım İsteyelim

Sayı : 51 / Mayıs 2016, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

İnsan olarak vazifemiz, Allah-u Zülcelâl’i tanımaktır. İnsanın görevi nedir? Her insanın Allah-u Zülcelâl’in insanlara karşı muamelesini, Kudret’inin ve Azamet’inin ne kadar büyük olduğunu bilmesi lazımdır.

Allah-u Zülcelâl bu konuda bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor. Dikkat edelim, Allah ne diyor bize, biz neyiz Allah'ın bize karşı durumu nedir bunu bilmek lazımdır. Buyuruyor ki:

“Eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu Allah'dan başka giderecek yoktur ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da onun ihsanını geri çevirecek yoktur. Allah, ihsan ve fazlını kullarından dilediğine nasib eder. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.” (Yunus, 107)

Demek başımıza ne gelirse gelsin, O’ndan geliyor, böyle bilmek lazım. Musibet olsun, hayır olsun, nimet olsun, ne olursa olsun hep Allah'tan olduğunu bilmemiz lazımdır.

Başımıza bir sıkıntı geldiği zaman da ancak O azze ve celle def edebilir, bizi bundan kurtarabilir, O’ndan başka kimse bir şey yapamaz.

Eğer bir kişi zahiri olarak bakıyor ki, bir şahıs o zararı senden def ediyor, aslında ona bu işi Allah yaptırıyor, gene. Allah-u Zülcelâl onun elini kolunu vücudunu hareket ettirecek kuvveti veriyor, o zararı bizden onun vasıtasıyla yine Allah-u Zülcelâl def ediyor.

Allah-u Zülcelâl bir kimseye hayır vermeyi irade ettiği zaman da, bütün dünya bir araya gelip o hayra engel olmak istese yine mani olamazlar. Allah yine verir onu.

İşte Allah-u Zülcelâl’in böyle kaderimize hükmettiğini bilmemiz lazımdır. Öyle bilirsek devamlı O’nun ibadetini yapmak, günahlardan kendimizi muhafaza etmekle uğraşırız, o zaman.

Ama sanki dünyada işler kendi kendine oluyor yahut da “Bu insan bunu yaptı,” diye düşünerek Allah'tan gafil olmak çok yanlıştır. Her şeyin Allah'tan geldiğini bilmemiz lazımdır.

İmtihan Anında Allah'tan Yardım İsteyelim

Bazı evliyalar uyku ile uyanıklık arasındayken kendilerine bir ilham gelmiş. Allah azze ve celle tarafından nida gelmiş ve denilmiş ki:

“Sana bir musibet geldiğinde Ben’den başka kimseyi görme. Bir ihtiyacın olduğunda onu Ben’den başkasına iletme!”

Yoksa edebsizlik oluyor. Allah-u Zülcelâl diyor ki:

“Eğer Benden başkasını kudret sahibi görürsen, başkasından medet beklersen ben o musibeti kat kat yapacağım.” Neuzubillah.

Demek ki o musibeti, o belayı, o sıkıntıyı Allah'tan gelen bir imtihan bilmek lazım. Ancak Allah'ın onu def etmeye kudreti vardır. Eğer bir insanı devreye koysan da yine “Fail-i hakiki Allah’tır,” diyeceksin, asıl irade eden ve yapan Allah’tır diye inanacaksın. O kişinin fiili, kudreti mecazîdir, o fiili asıl yaratan Allah’tır, azze ve celle. Allah-u Zülcelâl’i böyle bilelim.

Allah'ın hakiki kulları böyle söylüyor. Eğer Allah'ın hakiki fail olduğunu bilirsek ona âşık olacağız, her şeyimizi Ondan isteyeceğiz, daha fazla ibadet yapacağız, kendimizi daha fazla günahlardan muhafaza edeceğiz. Şayet bir günah yaparsak hemen özür dileyeceğiz, tevbe edeceğiz. İşte Allah'ın kudretini bilmek bunlara sebep olacak. Dünyanın görünüşüne bakıp asıl hakiki failin Allah olduğundan gafil kalmak zarar oluyor bize.

Allah-u Zülcelâl bir kulunun başına bir musibet verdiği zaman o kul başkasına dert yanarsa şöyle diyor:

“Ey kulum! Neden Ben’den gelen sıkıntıyı, Ben’den başkasına şikâyet ediyorsun? Hâlbuki Ben o derdi sana, Bana yönelip yalvarman için verdim. Senin sesini duymak için. Bana yalvar, Ben’den iste!”

Allah-u Zülcelâl o musibeti, o sıkıntıyı, kula verdiği zaman böyle bekliyor; yalnız O’na yönelmemizi istiyor. Eğer biz, kendi halimiz, kendi sıfatımız ne ise, onunla Allah-u Zülcelâl’e kendimizi gösterirsek Allah-u Zülcelâl de Kendi sıfatlarıyla, Kudret ve Azamet’iyle muamele edecektir. Yani biz kendi halimizle, zayıflığımızla, fakirliğimizle, muhtaçlığımızla kendimizi O’nun huzuruna koyarsak, Allah-u Zülcelâl’in yardımcı olduğunu göreceğiz.

O zaman bizim fakirliğimizi, zenginliğe çevirecek, acizliğimizi kudrete çevirecek, zelil hor hakir olmamızı izzete, üstünlüğe çevirecek. Çünkü sen bu muhtaçlık sıfatını kabul edersen Allah-u Zülcelâl sana yardımıyla gelecek.

Şimdi biz bundan ders çıkaralım; Demek ki Allah-u Zülcelâl ne istiyor? Devamlı Allah'a yalvarmamızı istiyor.

İlk önce dinimiz için, imanımız için, Allah'ın rızasını kazanmamamız için Allah-u Zülcelâl’in muhabbetini kazanmamız için Allah'a yalvaralım. Muhtaç olarak, “Allah'tan başka kimse bize yardım edemez,” diye inanarak Allah'a yalvaralım. Mesela Yunus aleyhisselam Allah'a böyle dua ettiği için Allah-u Zülcelâl onun duasını kabul etti.

Hz. Yunus Gibi Yardım İsteyelim

Yunus Peygamber denizin ortasında, balığın karnında, karanlık gecede, kim onu kurtaracak, Allah'tan başka?

İşte Yunus aleyhisselam böyle yalvarınca Allah-u Zülcelâl onu kurtardı, onun için bir cennet köşkü yaptı. Biz de elimizden geldiği kadar bu zayıf olan kalbimizi, Allah'ın nazargahı olan kalbimizi Allah'ın önüne açalım. Onun rahmetinin bahar yağmuru gibi üzerimize yağması için daima dua edelim. Allah'ın bu bahar yağmuru gibi rahmeti de geliyor ama o açık kalplere giriyor. Eğer bir kul kalbini Allah'ın önüne açmış ise Onun rahmeti oraya girer. O zaman o insan değişir, Allah'ın razı olacağı bir insan olur. Ama kalp kapalı olursa o pay başkalarına gider.

Allah-u Zülcelâl’in nuru, rahmeti bazen geliyor ama kalp başka şeylerle dolu olduğu için rahmet nereden gelmişse yine oraya dönüyor, o kalbe girmiyor.

Diyelim ki bir kişi çok fakir, evinde hiçbir şey yok, kapı komşusu da çok zengin ve hem de “Ne lazımsa gel iste, vereyim” diyor. O fakir istemezse ne olacak? Herkes ona diyecek ki, “Allah razı olsun bak sana ne istesen verecek, neden istemiyorsun, iste ondan!”

İşte Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Bana dua edin, icabet edeyim.” (Mu’min, 60)

Allah dua etmemizi, Ondan istememizi istiyor. “Ben’den başka kimseden istemeyin, yalnız Ben’den isteyin,” buyuruyor. Öyleyse muhtaç olduğumuz halde istememek, ondan gafil kalmak, o musibet içinde durmak ne kadar akılsızlıktır. Eğer isterse Allah verecek.

Ne mutlu o kimseye ki, Allah'tan başka her şeyi kalbinden atmış!

Çünkü dünya muhabbeti insanı zengin yapmıyor. Sen yalnız Allah'ı sev, yine dünyaya çalış ama kalbinde yalnız Allah'ın sevgisi olsun. Çünkü dünya muhabbeti sana zarardan başka bir şey vermiyor.

O yüzden kalbine Allah'ın muhabbeti yerleşmiş olana ne mutlu.

Allah-u Zülcelâl’e karşı hata yapmaktan elimizden geldiği kadar kendimizi muhafaza edelim. Bunun bizim için ne kadar büyük bir musibet olduğunu bilelim. Çünkü bir amel senin gözünde çok büyüktür, ama niyet onu Allah'ın yanında çok küçük yapar. Sırf Allah için yapmadığın zaman o küçük olur, hiçbir şeye yaramaz. Bir amel de zahiri olarak senin gözünde az bir şey olduğu halde, sırf Allah için olduğu zaman Allah'ın katında çok büyüktür.

Peygamber aleyhissalatu vesselam buyuruyor;

“Ben gördüm, cennette ümmetimden bir kişi dolaşıyordu. Ne için, yoldan bir dikeni, bir taşı kaldırmış, ‘İnsanlar bundan rahatsız olmasın, Allah için ben bunu kaldırayım,’ diye. Onun sevabıyla ben onu cennetin içinde geziyor gördüm.”

Bak sen onu zahiri olarak az bir şey olarak görüyorsun. Ama niyet Allah için olunca Allah'ın yanında büyük oluyor.

Güzel Ahlak Çok Mühimdir

Elimizden geldiği kadar İslam ahlakıyla davranalım. İnsanlara güzel ahlakla muamele edelim, halim yani yumuşak davranalım. Şefkatli ve merhametli davranalım.

Bir evliya bir kişiyle yol arkadaşlığı yapmıştı. Ama o kişinin ahlakı iyi değildir. Bir müddet beraber yolculuk yaptıktan sonra yolları ayrıldı. Evliya ağladı.

Ona sordular: “Neden ağlıyorsun?”

Dedi ki: “Ben ondan ayrılıyorum ama onun kötü ahlakı onunla beraber kaldı. Ona ağlıyorum.”

İnsanı Allah'tan uzaklaştıran her hal için böyle üzülüyorlardı. Öyleyse biz de Allah'ın yanında hangi davranış makbul ise öyle davranalım.

Bir mümin de bir evliyadan nasihat istemişti. Şöyle diyor ona:

“Sen şimdi ölecek olsan, Allah'ın sana nasıl muamele etsin istiyorsan, şimdi de öyle ol!”

Bak ne güzel söylüyor. Buna dikkat edelim.

Diyelim ki şimdi öldük, kabre girdik, Allah-u Zülcelâl’in bize nasıl muamele etmesini istiyorsan öyle amel yap. Çünkü kabirde, mahşerde, amel defterlerimiz okunduğu zaman ne isteyeceğiz? Neye sevineceğiz? Hep amel-i salihe sevineceğiz değil mi? Günahlardan nefret edeceğiz.

Haşir meydanında bizim amel defterimiz okunurken, “Filan kişinin oğlu filan şu ameli yapmış, şunu yapmış, şunu yapmış!” denildiğinde, ne söylenmesine razı olacağız? Hep amel-i salih olsun isteyeceğiz. Hep iyilikler olduğu zaman Allah-u Zülcelal sevineceği, Peygamberler aleyhisselatu vesselam sevineceği, evliyalar sevineceği, müminler sevineceği şeylerle sevineceğiz, ferahlanacağız. İşte o zaman sevineceğimiz amelleri yapalım.

Kesin bilelim ki, mecburi olarak bu dünyadan ayrılacağız. Bizi sadece bir çaputa saracaklar, bu dünyadan ayrılacağız. İstememize bağlı değildir, istemesek de ayrılmak zorunda kalacağız. Öyleyse biz şimdiden kalbimizden dünyayı çıkaralım da, rahat olarak, kendi isteğimizle onun sevgisini kalbimizden atalım, Rabbimizin, bize fayda verecek olan, Merhametli Rabbimizin sevgisini ona koyalım.

Eğer diyorsak ki, “Biz istiyoruz bunu ama olmuyor.” O zaman bunu Allah'tan isteyelim. Eğer Allah'tan samimiyetle istersek Allah verecek inşaallah.

“ Ya Rabbi! Senin muhabbetinden başka bir şey istemiyorum. Ya Rabbi, bu kalbim Sen’in mahlûkundur, Sen onu aşkınla, muhabbetinle doldur ya Rabbi.”

Böyle yalvaralım, Allah-u Zülcelâl de verecek inşaallah.

Tek Derdin Allah'ın Rızası Olsun

Bazı eserlerde Hz. Abdullah İbn-i Ömer radıyallahu anhum’dan nakledilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bütün tasasını tek bir tasa yani Allah'ın rızasını kazanma derdi yaparsa Allah-u Teâlâ onun, dünya ve ahiret işlerinden tasa ettiği her şeye kâfi gelir. Her kim de tasalarını çoğaltırsa Allah-u Teâlâ onun, dünya vadilerinden hangi vadide helak olduğuna aldırmaz.” (İbn-i Mace; Mukaddime, 257)

Yani Rabbimiz diyor ki, “Ey kulum, senin bütün derdin Ben olayım, bütün merakın Ben olayım, o zaman Ben senin bütün dertlerine, tasalarına yeterli gelirim.”

Şimdi benim şu derdim var, bu derdim var, bu tasam var, ama ben yalnız “Allah'ı nasıl razı edeceğim,” derdinden başka her şeyi bırakırsam, bunların hepsine Allah-u Zülcelâl’in kudreti kafi gelecektir.

Her zaman anlatıyorum, Bir zamanlar bir adam caminin kapısında böyle gidip geliyor, “Ben Allah’ı nasıl razı edeceğim. Ne yaparsam Allah-u Zülcelâl benden razı olacak” diye düşünüyordu. Allah-u Zülcelâl o zamanın Peygamberine vahy ediyor: “Ben onu sıddıklardan yazdım”

Allah-u Zülcelâl sadece kalbine baktı, kalbinde o harareti gördü, onu sıddıklar arasına yazdı. İşte bütün sohbetlerin özü budur, “Allah'ın rızasına meraklı olalım.”

O bizim kalbimizde çok kıymetli olsun. Her zaman bunu diyorum, yani bir namaz kıldık diye, sanki bütün dünyanın ibadetini yapıyoruz gibi, öyle rahat olmayalım.

Hep içimizde bir hüzün, bir tasa olsun. “Ben az ibadet yapıyorum, daha fazla yapmam lazımdır,” diye bu şekilde endişeli olalım. Kendimizden razı olmayalım, “Allah-u Zülcelal’i razı etmek için biraz daha fazla gayret göstermem lazım” diye nefsimizi azarlayalım, inşaallah.

Allah-u Zülcelâl hepimize razı olacağı şekilde amel-i salih yapmayı nasip etsin. Bizi kendi nefsimize teslim etmesin. Çünkü o yaramazdır, hep rahat olmak istiyor. Sanki yaptığımız ibadetler olmuştur, olmamıştır, onun yanında kıymeti yokmuş gibi, sanki bir şey değilmiş gibi davranıyor. Allah-u Zülcelal nefsimizi ıslah etsin, bizi ona teslim etmesin; bizi hayırlarda kullansın, inşallah.


Sayı : 51
Büyük Kapak