Yediklerimiz Helal mi?

Sayı : 33 / Kasım 2014, Konu Başlığı : Güncel Fetvalar

Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da, 5. Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı açıldı. CNR EXPO Fuarcılığın açıklamasına göre, fuarda helal yiyecek ve içecekten kozmetiğe, sağlık ürünlerinden tesettür giyim ve hac malzemelerine kadar beş bin çeşit helal sertifikalı ürünün sergilendi.

Sektörün tek fuarı İstanbul Helal Expo'da, Malezya, İran, Endonezya, Hollanda, Çin, Güney Kore, Tayland, Fransa, Almanya ve Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren çok sayıda firma stant açtı.

Fuar vesilesiyle helal gıda ve ihtiyaç maddeleri konusunda bir Müslüman’ın bilmesi gereken konuları hatırlatmak istiyoruz. İslam dini, hayatın her sahasına düzenleme getiriyor ve Müslümanların hem beden hem ruh bakımından temiz olmasını emrediyor.

Allah-u Zülcelal; “Allah’ın size verdiği helâl ve tayyip (temiz, faydalı, sağlıklı) rızıklardan yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allah’tan korkun.” (Maide, 88) buyurarak Müslümanların yeme içmesinde dikkat edeceği bazı şartlar olması gerektiğine işaret ediyor.

Eski zamanlarda insanlar gıda maddelerinin çoğunu tabiî bir halde temin ediyordu. Ancak günümüzde şehirlere göçle birlikte ihtiyaç maddelerinin büyük bir kısmı market alışverişiyle karşılanıyor. Bu da “Marketlerden satın aldığımız ürünler helal mi?” sorusunu gündeme getiriyor.

Dünyada 2 milyar civarında Müslüman yaşıyor. İslam’da genel bir prensip olarak hakkında haram olduğuna dair bir ayet veya hadis bulunmayan maddelerin helal olduğu kabul ediliyor. Ancak bilhassa hayvansal gıdalardan elde edilen maddeler söz konusu olduğunda hem hayvanın helal olması hem de İslami usulle yani besmele ile kanı akıtılmak suretiyle elde edilmesi gerekiyor.

Oysa bugün gıdalardaki katkı maddelerinin birçoğunun elde edildiği kaynaklar bu konuda güvenli değil. Çünkü pek çok gıdaya katılan maddeler çoğunlukla batıdan getiriliyor. Bu maddelerin üretildiği fabrikalarda sığır ile domuz parçaları karışık bir şekilde işleniyor. Ayrıca sırf sığırdan elde edildiği ileri sürülse bile sığırın helal kesim olma ihtimali yok denecek kadar az.

Aslında bu konuların gündeme getirilmesi, ülkemiz endüstrisi için büyük bir fırsat. Çünkü bu sayede fason çalışan basit bir yan sanayi olmaktan çıkıp kendi kaynaklarını işleyen yüksek seviyeli bir sanayi olma yolunda ilerlemiş oluyoruz. Mesela helal jelatin ihtiyacı, bir kısım müteşebbisimizi yatırım yapmaya sevketmiş, artık kendi ülkemizde helal kaynaklardan jelatin üretebiliyoruz. Diğer gıda ve ihtiyaç maddeleri için aynısı yapılabilir.

Yapılması da gerekiyor, çünkü ibadetlerimizin makbul olması için yediklerimizin helal olması şart.

Peki hangi firmaların helal maddeler kullanmaya hassasiyet gösterdiğini nereden bileceğiz? İşte düzenlenen fuar bu açıdan çok önemli.

Bu gibi fuar ve konferanslar konunun gündeme getirilerek Müslümanların bilinçlendirilmesini hedefliyor. Bunun için konferansta yurtiçi ve yurtdışından akademisyenler, kamu temsilcileri, tüketici örgütleri, gıda sektörü profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri konuştu.

GİMDES Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer konuşmasında, “halen 2 milyar Müslümanın yüzde 86'sının tamamen gayrimüslimlerin kontrolünde olan gıdaları yediğini” hatırlattı.

Helal Sertifikası Nedir?

Helal sertifikalama, ehil ve tarafsız bir kurumun, üretimin her aşamasını denetlemesi, helal şartlarına uygunluğunu teyit eden bir belge vermesidir. Şu anda firmalar, kendileri başvurarak ve kapılarını helal sertifikası veren kuruluşlara açıp, helal hammadde ve yöntemler kullandığını ispat ederek bunu belgelendirebiliyorlar. Bu belgenin geçerliliği için üretici kuruluşun daima sertifika veren kuruluşa kapılarını açık tutması gerekiyor. Sertifika veren kuruluşlar zaman zaman üretim aşamalarını kontrol etmeye gidiyorlar.

Böylece tüketicinin yapamayacağı bir kontrol yapılmış oluyor.

Tabi bu sertifikalandırma masraflarını kim ödeyecek? Firmaların satın aldığı sertifikalar güvenilir mi? Bu kontrolleri devlet yapsa daha iyi olmaz mı? Bu konuda farklı fikirler var. En önemlisi de bu kuruluşların siyasi veya ticari baskı altında kalmamaları için de özerk olması gerekiyor. O da yetmez, sertifika veren kuruluşların da denetlenmesi gerekiyor.

Helal sertifikalı ürünler sunmak, üreticiler için büyük bir fırsat. Çünkü Müslümanlar dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Hassasiyetlerine uygun ürünler arayan 2 milyarlık bir nüfus söz konusu… Bu büyük fırsatı gören gıda üreticileri kendileri Müslüman olmadıkları halde helal sertifikalı ürün üretmeye talip oluyorlar.

Fuarın açılışında yaptığı konuşmasında Malezya Penang Eyaleti Devlet Bakanı Haji Abdul Malik de buna dikkat çekerek: “Japonya'ya ziyarette bulundum. Japonya helal üründe bir numara olmak için çalışıyor. Hâlbuki Müslüman değiller.” Diyor.

Hac ve umre için Suudi Arabistan’a gidenler bilir, burada gıda sektörüne Uzak doğu mutfağı hakimdir. Malezyalı Bakan, Helal markette Malezya’nın önemli gelişme sağladığına ve çok ihracat yaptığına dikkat çektikten sonra Türkiye ile Malezya arasındaki dostluğa değiniyor. Türkiye’nin Avrupa'ya açılan kapı olduğuna vurgu yapan bakan, ülkesinin helal üretim deneyimi ve altyapısı hakkında bilgi paylaşımı arzusundan söz ediyor.

Dünyada gıda güvenliği konusunda sadece Müslümanlar değil diğer inanç gruplarından kişiler de endişe taşıyor. İnançları veya ilkeleri gereği hayvani gıda tüketmeyenler, sağlıksız gıda katkı maddeleri içeren gıdalardan kaçınmak isteyenler gibi…

İslam ülkeleri dışında yaşayan milyonlarca Müslüman var. Avrupa ve Amerika’da Müslümanlar koşer yani Yahudi şeriatına göre onaylı etleri yiyor. Yahudiler kendi dinlerine önem veriyorlar. Ya biz?

GDO’lu Ürünler Helal mi?

Müslümanların gıda ve ihtiyaç maddelerinde fıkıh kurallarını kaba ölçülerle değil, günümüz şartlarının ortaya çıkardığı daha incelikli meselelerle ele alması gerekiyor. Mesela GDO yani “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” konusu böyle meseleler arasında.

Fuar kapsamında düzenlenen "7. Uluslararası Helal ve Tayyib Ürünler Konferansı" bu konu da dahil birçok meseleyi gündeme getirdi. Konferansın bu yıl ele aldığı konular arasında "Helal et üretiminde kesim öncesi ve sonrası endüstriyel uygulamadaki sorunlar", "Gıda, kozmetik ve ilaçlarda kullanılan katkı maddelerinin helal sertifikalı üretimde kullanımı", "Genetiği Değiştirilmiş Organizmanın (GDO) sağlık üzerine etkileri" ve "GDO ürünleri helal sertifikalandırılabilir mi?" gibi konular öne çıktı.

GDO, verimi yüksek olsun, kuraklığa dayanıklı olsun veya ilaçlama gerektirmesin gibi amaçlarla genetik yapısına başka canlıların geninden alınan gen parçalarının eklendiği yapay canlılar. En çok mısır, soya fasülyesi, patates gibi endüstriyel tarım ürünlerinin genetiğine müdahale ediliyor. Bu müdahalelerin sonuçları sağlık ve ekoloji açısından güvenli mi, bilinmiyor…

Dünyada Amerika, kanada, Arjantin ve Çin gibi birkaç ülke, genetiği değiştirilmiş tohumların üretimini yapan firmalara teslim olmuş durumda. Avrupa birliği ülkeleri ise halklarının sağlığını düşünerek bu konuya son derece temkinli yaklaşıyor. GDO’lu mısır ve soyadan elde edilmiş gıdalar bebek mamalarına bile konulabiliyor. Bunun için Avrupa ülkeleri GDO’ya sıcak bakmıyor.

Konuya kaba ölçülerle yaklaşan din görevlileri, “Domuz hariç diğer canlılardan alınan genlerin aktarımı helaldir” şeklinde bir yaklaşım ortaya koyuyor. Oysa “Allah'ın yarattığı fıtrata müdahalenin ölçüleri ne olmalıdır?” “İnsan sağlığına etkileri bilinmeyen bir konuda büyük firmaları zengin edecek şekilde fetva vermek uygun olur mu?” gibi endişeler taşıyan görüş sahipleri de var.

Konunun, geleneksel tohumları ekmeyip tohumda büyük firmalara bağımlı hale gelmek, gıda gibi stratejik bir konuda uluslararası firmalara bağımlılık, gibi riskler açısından da ele alınması gerekiyor.

Türkiye’de helal gıda ile ilgi problemleri gündeme getirmesiyle tanınan, kısa adı GİMDES olan Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği, helal gıdanın aynı zamanda tayyib, yani sağlığa uygun ve her bakımdan güvenli olması gerektiğini söylüyorlar. Sağlığa zararlı olması muhtemel kimyasal katkılara, GDO’ya ve şüpheli hammaddelere asla helal sertifikası verilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Eğer helal sertifikası bu şekilde titiz bir inceleme sonucunda verilirse üretici için büyük bir prestij kaynağı olur ve bütün tüketiciler için tercih sebebi hale gelir.

Mesela helal ürün fuarının ilgi çekici ürünlerinden biri, çocuklar için üretilmiş, helal sertifikalı diş macunuydu. Marketlerde yaygın olarak satılan diş macunları, İsrail’e yardım ettiği bilinen firmaların ürünleri. İçeriklerinde de sodyum sakarin, florür, SLS ve SLES, sodyum benzoat, paraben, trikolosan gibi sağlık açısından son derece riskli maddelerden birçoğu bulunuyor. Helal diş macunu yüzde yüz yerli malı ve bilhassa çocuklar için üretilen ürünün içerisinde sadece kalsiyum karbonat, bitkisel gliserin, Lauryl Glocoside ve tatlandırma amacıyla doğal çilek kullanılmış.

Helal Firmalar Desteklenmeli

Konferansın sonuç bildirgesinde, batıda helal kesim aleyhine ileri sürülen iddiaların geçersizliğine de dikkat çekildi. “Kesimhanelerde İslam’a uygun elle ve bir müslüman kasap tarafından kesimin gerçekleşmesi zaruridir. 1400 yıldır İslam Ümmeti tarafından uygulana gelen İslami kesim, batılı güçlerin iddia etikleri gibi, iptidai ve hayvana eziyet içeren bir uygulama değildir.” Denildi.

Sonuç bildirgesinde yer alan diğer hususlar ise şunlardı:

* Uluslararası alanda İslam ümmetinin maslahatı için helal sertifikalandırma kurumlarının dikkate alacağı tek bir standart olmalıdır. Bu standardın hazırlanmasına sadece Müslüman ve Ehil Helal Sertifikalama çalışmaları yapan kurumlar veya kişiler iştirak edebilirler. Avrupa Birliği veya farklı gayrimüslim organizasyonlar bu standartların hazırlanmasında taraf olamazlar.

* Helal gıda sadece et kesimiyle ilgili bir konu değildir, gıda, temizlik maddesi, kozmetik ve ilaçlarda İslam ümmeti ve bütün insanlık için içeriğinde ve üretim sisteminde şüphe dahi taşımayan ürünler üretilmelidir. Dünya çapında Helal sertifikalı güvenilir markalar oluşturulmalı ve desteklenmelidir.

* Hizmet sektöründe öncelikle Helal turizm bütün dünya İslam ümmetinin en büyük ihtiyaç duyduğu alanlardan biridir. Helal turizm sorunu da yapılacak çalışmalar neticesinde çözümlenmelidir.

İslam’da takva yani Allah'a karşı duyulan saygı sebebiyle onun haramlarından sakınmak çok önemlidir. Takva olmadan fazilet olmaz. Yani kişi haram - helale dikkat etmeden nafile ibadet etmesinin faydasını göremez. Bu hususta Peygamberimizin hadis-i şerifini naklederek bu konuyu noktalamak istiyoruz:

“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylerden sakınmazsa harama düşer, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." (Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat, 107)


Sayı : 33
Büyük Kapak