Yeniden Fatih’ler Yetiştirmek İçin

Sayı : 68 / Ekim 2017, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

2016 yılı sonundaki verilere göre ülkemizde toplam 372 ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 197 bin 297'ye yükselmiş. Bunların 186 bin 963'ünü erkekler, 7 bin 894'ünü kadınlar, 2 bin 440'ını 18 yaş altındaki çocuklar oluşturuyor.

Cezaevlerindeki yatanların yüzde 23’ü hırsızlıktan, yüzde 19’u uyuşturucudan, yüzde 16’sı adam öldürme, yüzde 13’ü adam yaralama, yüzde 12’si yağma veya gasp, yüzde 8’i tecavüz, yüzde 9 kadarı sahtecilik ve dolandırıcılık gibi suçlardan tutuklanmış.

Yürek karartan bir tablo… Hem kendileri, hem aileleri ve ülkeleri için çalışıp faydalı olması gereken iki yüz bine yakın insan demir parmaklıklar arasına tıkılmış, topluma yük haline gelmiş. Gün geçmiyor ki haberlerde kan dondurucu cinayet, yaralama, tecavüz vesaire haberleri duymayalım. Ne yazık ki bu dehşet verici suçları işleyenlere sorsanız:

“Bir anda öfkeye kapıldım, kontrolümü kaybettim. Nasıl yaptım bilmiyorum!” diye anlatıyorlar. Oysa yaptıkları hiç de alışkanlıkla ve kolayca yapılıverecek şeyler değil.

Biraz düşünelim; hiç eline silâh almamış, “Bir adam nasıl öldürülür?” diye eğitim görmemiş 15 yaşında bir gencimiz, bu yaşına kadar filmlerde, dizilerde yüzlerce cinayet sahnesi seyrederek yetişmiyor mu?

Üstelik seyrettiği bu cinayetlerin çoğunda katillerin, hiç tanımadığı kişilere, sırf yoluna çıktığı için kurşun sıktığını; hak edip etmediğini hiç düşünmeden, tereddütsüz bir şekilde tetiği çekip, öldürüp, geçip gittiğini görmüyor mu?

Günümüzde bilgisayar oyunu oynamayan çocuk yok gibi. Bütün bu oyunların mantığı aynıdır; “Karşına çıkan herkesi devir, öldür, yok et, böylece puan topla; hedefine ulaş, bir sonraki bölüme geç...”

Bir kere sorun o çocuğa, oyun boyunca karşısına çıkan herkese ateş etmesinin, vurup kırmasının, yakıp yıkıp yok etmesinin sebebi nedir? Böylesine şiddetle; hem de gayesiz, sebepsiz, mantıksız, ölçüsüz bir şiddetle dolu kültür ürünleri, nasıl bir nesil çıkarabilirdi ki ortaya?

Eğitim Neden Çözüm Olmuyor?

Bu şiddet olayları sadece eğitimsiz kişiler tarafından da işlenmiyor üstelik. Cezaevlerindekilerin içinde okul yüzü görmemiş olanların oranı sadece, yüzde 3 iken ilkokulu yarım bırakmış olanlar yüzde 5 kadar. Cürüm işleyenlerin yüzde 40’a varan çoğunluğu ilkokul mezunu olsa da, yüzde 47 oranında ortaokul- lise mezunları da suç işliyor. Hatta yüzde 6 kadar lisans ve yüksek lisans mezunu da çeşitli suçlardan hüküm giymiş bulunuyor.

Eğitimin maksadı insanın hem kendini geliştirmesi, hem topluma faydalı bir fert haline gelmesi değil midir? Öyleyse nasıl oluyor da eğitim-öğretim görmüş gençler topluma karşı birer suçluya dönüşüyorlar? Bu manzara, eğitim sistemimizi sorgulamamız gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bütün bu manzaradan anlaşılıyor ki zamanımızda ahlak ve karakter eğitiminin önemi kat kat artmıştır. Çünkü günümüz insanının hayatta karşılaşacağı zorluklar, eski zamanlardaki gibi çevreden gelen zorluklar değil, bizzat kendi nefsinden gelen zayıflıklardır.

Bugün insanların çoğu kuraklık sebebiyle açlık çekmiyor; kendi nefsine hakim olamayıp yaptığı harcamalar sebebiyle borç yükü altına giriyor. Yahut salgın hastalıklara tutulmuyor, iradesizliği sebebiyle zararlı ve fazla gıda yediğinden hastalanıyor. Çoğu insan hanımını doğumda veya kocasını savaşta kaybetmiyor, kendi huysuzluğu sebebiyle boşanarak yuvasını yıkıyor. Kısacası günümüz insanı kendi nefsinden çekiyor.

Modern denilen eğitim ise çocuklara hayatta hiç lazım olmayacak bilgileri yüklüyor ama en lüzumlu bilgiyi vermiyor. Çocuklar dünyanın ve atmosferin katmanlarını biliyor ama kendi nefsinin katmanlarını bilmiyor. Üçgenin açılarını biliyor ama kabir dörtgenine girince kendisine faydalı olacak bilgilerden habersiz… Elinde nefsini terbiye etmek için ne gaye, ne prensip, ne metot bulunmadığı için onun eline esir düşüyor.

Her zaman işe yarayan bir kural vardır: “Bir sorun ortaya çıktıktan sonra onu çözmek için harcanan imkânın çok azıyla o sorunu ortaya çıkaran sebeplerini ortadan kaldırmak mümkündür.”

Bilhassa insan eğitimi söz konusu olduğunda bu kural hiç şaşmaz. Kötü yetişmiş bir insanın ortaya çıkardığı sorunları çözmekle uğraşmak yerine o insanı baştan iyi yetiştirmek her bakımdan daha verimlidir.

Üstelik gelecek nesiller bize emanettir. Gençlerin içinde bulunduğu; gayesizlik, idealsizlik, fikirsizlik, sevgisizlik, güvensizlik ve bunun sonucunda mutsuzluk, umutsuzluk, kendinde mücadele gücü bulamama, hayattan zevk alamama sorunlarının tek çözüm yolu vardır: o da gençliğin kendi değerinin farkında olması…

Değerinin Farkında Bir Gençlik

Her zaman söyleriz, “İstanbul’u fethettiği zaman Fatih sadece 21 yaşındaydı,” diye... Onun bu kadar genç bir yaşta, böyle bir askeri-siyasi zafer kazanması zaten dikkati çeken bir başarıdır. Ancak bundan daha önemlisi, bu fethin sadece bir ele geçirmeden ibaret olmaması, başta İstanbul olmak üzere üç kıtada, İslam tarihinin altın sayfalarını teşkil edecek bir Osmanlı medeniyetinin inşa edilmesidir. Bu başarının sırrı, Fatih’in sadece iyi bir komutan ve devlet adamı olarak değil, bir ilim adamı ve gönül insanı olarak yetiştirilmiş olmasıdır. Yeniden Fatihler yetiştirmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz sır da budur.

Aslında kötü eğitim ve hayat şartları ile suça ittiğimiz ve sonunda hapse tıktığımız o gençler arasında birçok kabiliyetli, şahsiyetine düşkün, başarılı olabilecek kişiler vardır. Esasen hırslı ve atılgan kişilerin çoğu güçlü duyguları olan kişilerdir ancak o duyguları iyi yönlerde değerlendirecek tesirli bir manevi eğitime ihtiyaç vardır.

Yetenek ve zekâsını iyi işlerde kullanabileceği bir fırsatı olmayan kişilerin kötü bir çevre yüzünden kötülüğe savrulması ihtimali yüksektir. Oysa ona yüksek idealler, duygular ve amaçlar gösterilebilse çok sağlam karakterli kişiler olabilirler.

Ancak bunun için de eğitim anlayışımızı gözden geçirmemiz gerekli. Bugün eğitim denilince, puan kazanmaktan ve diploma edinmekten başka bir şey akla gelmez olmuş. Puan yönünden elenen, biraz hareketli gençler birçok zaman adeta şehrin arka sokaklarında yitip gitmeye terk ediliyor.

Çoğu zaman büyük kahramanlar da çocukluklarında hareketli, kim ne derse desin doğru bildiğinden vazgeçmeyen, hayatını kendi kararlarıyla şekillendirmek isteyen kişilerdir. Ancak onlar bu kuvvetli iradelerini iyi yönde kullanmışlardır. Kendilerine aşılanan yüksek gayelere ulaşırken zorluklarla karşılaşsa da yılmamış, sarsılmamış, kararlı adımlarla hedeflerine yürümüşlerdir.

Bugün de böyle güçlü istek ve tutkuları olan çocukları, onlara güzel örnek olabilecek şahsiyetlerle tanıştırmamız gerekmektedir. Eğer eğitim sistemimizi düzenlerken sevgi ve örnek almanın gücünden yararlanırsak onların duygularını harekete geçirmiş oluruz.

Bugün yeni nesillerin ecdadını tanıyıp, onların hatırasından kuvvet alması, kendine güveninin artması, batı karşısında eziklikten kurtulması ve kendine ait idealler, gayeler edinmesi çok önemlidir. Bunun için ne kadar fedakârlık gösterilse boşa gitmez.

İleride maneviyat eksikliğinin ortaya çıkardığı sorunlarla boğuşmaya harcayacağımız kaynakları, onları şuurlandırmaya, bilgilendirmeye, bir gaye edinmelerini sağlamaya harcamalıyız. Eğer çocuk ve gençlerimize kendi ecdadını tanıtarak onlar gibi olmaya şevklendirirsek onlar da kendilerinde bu gücü hissedeceklerdir.

Esasen bu gençlerin ihtiyacına da uygundur. Gençlik çağı, bütün kabiliyetlerin zirvede olduğu bir çağdır ama elden çok çabuk kayıp gider. Zaten hayat geçicidir, elbette bir gün bitecek, hele onun en dinamik çağı olan gençlik, bir rüya kadar gelip geçicidir.

Ancak hayatımızı bir gaye ve ideale adadığımız takdirde, bir şahsiyetimiz olabilecek, toplumda bir ağırlığımız ve tarihte bir rolümüz olacaktır. Yoksa hayatımız sadece yiyip içip üremek gibi biyolojik süreçlerden ibaret kalacaktır.

Bugün ismini tarih kitaplarında gördüğümüz kişiler, başardıkları işlerle sadece isimlerini o satırlara yazdırmış değildirler. Aksine onlar sayesinde bizler, onlardan sonra gelen nesiller olarak, onurlu bir hayat yaşıyoruz. Onları da minnetle anıyor ve kendimizden sonraki nesle böyle bir şeref miras bırakmak için istek duyuyoruz. Duymalıyız da…

Eğitim Çok Yönlü Olmalı

İçinde yaşadığımız çağda kahramanları anlamak, kendimizi onların yerine koymak ve onları örnek almanın zor olduğunu kabul ediyorum. Gerçekten de maddiyatçılığın her manada bizi kuşattığı bir yüzyılda yaşıyoruz.

Modern dünya, görünüşte hümanist, yani insan sever ama özünde materyalist, yani insanı maddeye esir eden bir düzene sahip.

Hepimiz zaruri ihtiyaçlarımız için para kazanmayı, bunun için de meslek edinmeyi önceliyoruz. Bunda da haklıyız. İnancımız ve kültürümüz de bize helal lokma kazanmayı ve bu sırada hizmetler üreterek faydalı bir insan olmayı öğütlüyor.

İmam Gazalî helal lokma temini için çalışmanın farzlardan sonra gelen bir farz olduğunu bildirmiştir. Helal lokma kazanmak bir vazife olduğuna göre onun için bir meslek öğrenmek de bir vazifedir.

Anadolu sufilerinin çoğu meslek erbabıydı, ahi teşkilatlarını oluşturmuşlardı. Mesleğini güzelce öğrenmek, en iyi şekilde icra etmek, fark ortaya koymak, namuslu bir şekilde çalışmak, medeniyetimizi yüceltmenin en önemli yollarından…

Elbette ideal olanı iki kanatlı eğitim, yani hem akademik ve mesleki eğitimin en niteliklisi, hem dini ve manevi eğitimin en istikametlisidir…

Kişinin hayatını kazanmak için nasıl mesleki donanıma ihtiyacı varsa, hayatını manalı bir şekilde yaşamak ve sonunda ebedi hayatı kazanmak için de dini ilim, irfan ve terbiyeye ihtiyacı vardır.


Sayı : 68
Büyük Kapak