Yeryüzünde Hakkın Şahidi Yegâne Din: İslam

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

İngiltere’de Hıristiyan bir çift, evlâtlık alırlar ve çocuğa eğitim verirken, livatanın, (homoseksüelliğin) yanlış olduğunu ifade ederler. Fakat şikâyet üzerine çift mahkemeye verilir, evlâtlık alma hakları iptal edilir. (The Guardian, 2011/Şub/28)

Suçları: Yanlışa yanlış demek, kendilerine emanet olan bir çocuğa doğruları öğretmek… Bu kişiler belli kişileri hedef göstermediler; “Gidin onların kafasını yarın!” demediler, sadece; “Şu fiil yanlıştır.” dediler. Ama bugünün çoğulculuk anlayışı çerçevesinde suçlu görülüyorlar.

Çoğulculuk, çok kültürlü toplumlarda birlikte yaşama hukukunu sağlamak dâvâsı güden sosyo-politik felsefî bir kavram... Temel esprisi, lâiklik ve sekülerizme benzer şekilde “mutlak hakikati” dışlaması. Dîni ve dînî ahlâkı referans kabul etmemesi... Bunun sonucunda, bâtıla da hakka da, doğru ve yanlış demeyip; eşitlik ve özgürlük prensipleriyle yaklaşması... Bu anlayışa göre, “Hak” ne kadar yaşama hakkına sahipse, “bâtıl”ın da o kadar hakkı var. Hak bâtıla “bâtıl” demeyecek.
Örnekteki Hıristiyan çift gibi, biz Müslümanlar da sapkınlığa “sapkınlık” diyoruz. Çünkü mutlak hakikat kaynağımız Kur’ân-ı Kerim, bizim için bir hakem ve hâkim... Ancak bugün Avrupa’ya hâkim olan çoğulculuk anlayışına göre üç semâvî dînin “sapıklık” demesi hiçbir hakikat ifade etmiyor.

Birtakım insanların bu günahı hayat tarzı olarak seçmiş olması, onlara göre bir özgürlük ve eleştirilemezlik hakkı doğuruyor. O hâlde, onlara göre mutlak hakikat yok değil, tek geçerli esas: Nefsânî özgürlük! Bâtıl ile hakkı eşit görmek, böyle bir eşitlik anlayışı, mutlak hakikat!..

Bu sinsi plânın; yeryüzünde muharref dinlerin bile, kürtaj ve cinsî sapkınlık gibi birkaç sahada kalmış tesirini kaldırmaya yönelik olduğu gayet açık.

Asıl hedef ise, hayatın her köşesini düzenleyen İslâm... Hakikatini bütün insanlığa ulaştırmayı gaye edinen, tebliğci, hakkı tutup kaldırmayı hedef edinen İslâm...

İşte böyle bir devirde İslâm, hakkın ve hakikatin yegâne şahidi olarak kalmış vaziyette. Bâtıla bâtıl diyebilen, hakka hak diyebilen, sapığa sapık diyebilen yegâne mutlak hakikat ölçüsü... Kur’ân’ın kıyâmete kadar bâkî ve korunacak bir mûcize olmasının muazzam hikmeti...

Müslümanlar Pasifleştiriliyor!

Geçtiğimiz sene “Kutlu Doğum Hafta¬sı”nın teması da “Birlikte Yaşama Ahlâkı” idi. Elbette İslam’ın da kendine mahsus bir din ve vicdan özgürlüğü, çoğulculuk anlayışı vardır. Amelî mezheplerin farklı farklı görüşlerinin hepsinin birden hak oluşu, buna güzel bir misaldir. Neticeler, hükümler birbirine zıttır. Fakat her biri, kendi usûllerinde tutarlıdır, yani çelişkili değildir.

Yoğurt yiyişlerin farklılığı, insâniyetin bir gereğidir. Allah; insanların dil, renk ve kabîle çeşitliliğini; hakikatin alâmetleri olarak sayar. (Rûm, 22, Hucurât, 13)

“De ki: ‘Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.’” (İsrâ; 84)

Ancak din, bize göre bir milletin; tarihten getirdiği subjektif, kültürel bir tercihi değildir. Din -Allah katında- İslâm’dır. Hak din odur. Diğerleri muharref veya bâtıldır.

Kendi inancımızı mutlak hakikat bilmemiz, başka inançlara hayat hakkı tanımadığımız anlamına gelmez. Din ve vicdan hürriyeti başkadır, kendi inancımızı mutlak hakikat bilmemiz başka... Doğru bildiğimiz inancımızı tebliğ etmemiz, uygun bir üslupla emr-i maruf, nehyi münker yapmamız, bizim inancımızın ayrılmaz parçasıdır.

Fakat bugün sinsi bir plan işliyor ve müslümanların hakları da, “çoğulculuk” prensibi içinde lutfediliyor. Nasıl bir cinsî günahkâr, toplumda cinsî kimliğiyle gurur duyarak yaşayabilmeli ise, başını örten veya sakal bırakan bir müslüman da öyle dışlanmamalı! Bu kadar...

Bu; müslümanın edilgenleştirilerek, pasifleştirilerek sisteme entegre edilmesidir. Yani denmiş oluyor ki: Sen yanlışlara râzı ol, biz de senden râzı olalım!

Dini Yalan Sayanlara Uyma!

Aslında bu yeni bir şey değil. Müşrikler de Peygamberimizi davasından tamamen vazgeçiremeyeceklerini anlayınca, O’nunla pazarlıklara girişmeye çalıştılar; “Sen bizim putlarımızı hoş gör, biz de Sana bir şey demeyelim!..” dediler. Allah-u Teâlâ ise böyle bir uzlaşmaya girmesinden kesin bir üslupla sakındırdı:

“(Hakkı, mutlak hakikati) yalan sayanların, sözlerine sakın uyma. İsterler ki sen gevşeyesin de, böylece kendileri de yumuşasınlar.” (Kalem, 8-9)

Bugün çoğulculuk adı altında Müslümanlardan aynı taviz isteniyor. Müslümanlar; mutlak hakikati bildiren Kur’ân-ı Kerim varken, kendilerine yeryüzünde Hakk’ın şahidi olmak, Hazret-i Muhammed sallâllâhu aleyhi ve sellem’in hayırlı ümmeti olmak vazifeleri yüklenmişken, asla bâtıla entegre olmak uğruna, bu karşılıklı bâtıl hoşgörüye giremezler.

Ne yazık ki bugün Müslümanlar eğitim iş ve benzeri ihtiyaçlarla entegre oldukları mevcut düzeni eleştirememekte, sonra kalben de buğzedemez hâle gelmekte, sonunda da yaşadığı gibi inanmaya başlamaktadır. Bugün Hıristiyanların, dinlerinin hakikatlerini evlâtlarına söyleyemez hâle gelmeleri, bu pasifleşmenin neticesidir. Aynı tehlike, ehl-i kitabı karış karış takip etmek âkıbetiyle tehdit olunan müslümanlar için de aynen geçerlidir.

Dünyanın ideolojilerle dolu olduğu devirde, İslâm dâvâsı daha kolaydı. Herkes bir dâvâya, bir ideolojiye inanıyor ve ona davet hâlinde çırpınıyordu. İdeolojiler marjinalleştirildi, bir ideoloji peşinde koşanlar, onu hâkim kılmak için suç işler, kan döker hâle getirildi. “Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu...” devrine geçildi. (Sekülerizm)

Hâlbuki ideolojinin de bâtılı, bâtıl idi. Terk edilmesi gayet uygun idi. Fakat İslâm bir ideoloji değil, bir dâvâ idi. Onun insanlık için gösterdiği hedefler vardı.

Bugün Müslümanların bile; “Rabbim, terbiyecim, hakkı ve bâtılı bana öğreten mürebbim Allah’tır.” demekte zorlandığı, inançların; indî kanaatler, basit tercihler olarak görüldüğü bir devirde yaşıyoruz. Tebliğ, emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker vazifelerinin, başkalarının tercihlerine saldırı olarak gösterilip, baskı altına alınmaya çalışıldığı bir devirde yaşıyoruz.

Ne mutlu, ulaştığı Mutlak Hakikati, kendi vicdanına hapsetmeyip, bütün insanlığa tevzî etmek, ikram etmek gayesiyle en güzel üslûpları arayıp bulup mücadeleyi sürdüren idealist müslümanlara!..


Sayı : 42
Büyük Kapak