İyi Eş Kötü Günde Belli Olur

Sayı : 34 / Aralık 2014, Konu Başlığı : Saadethane

Aile her yaştan insan için bir sığınaktır; bir şefkat sığınağı… En çok da yaşlılık ve hastalık gibi dönemlerde bir merhamet şemsiyesidir. Eğer zamanında sağlam temeller üzerinde yükselen bir aile yuvasını kurmuş, sadakat ve fedakârlıkla o yuvayı ayakta tutmuşsanız, size kimselerin yüz vermediği hastalık, engellilik, iflas, işsizlik, psikolojik çöküntü veya bunama dönemlerinde dahi bu sizi bağrına basmaya hazır bir çift kol bulursunuz.

Evlilik denilince medyada ve popüler kültür ürünlerinde hep romantik duygulardan bahsedilir. Halbuki evlilikte şefkat ve merhamet çok daha lüzumlu duygulardır. Rabbimiz, ayet-i kerimede eşler arasına meveddet ve merhamet duyguları koyduğunu haber vermiş: “Sükûnet bulmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratması, aranızda meveddet ve merhamet peydâ etmesi Allah’ın mucizelerindendir…” (Rum 21)

Çünkü hayatın bize ne getireceğini bilemeyiz. Her zaman sağlıklı, güçlü, kendi kendine yeten kişiler olabilecek miyiz, bilmiyoruz. Bilhassa yaş ilerledikçe hastalıkların birbiri ardınca ortaya çıktığını ve hayatımızı değiştirdiğini görürüz. İşte bu dönemde eşler arasındaki sevginin rengi değişir, vicdan temelli, şefkatli bir sevgiye dönüşür.

İşte böyle dönemlerde evliliğin devamı ancak böyle merhametli bir sevgiyle mümkün olabilir. Kabul edelim ki, cazibesi solmayacak, sağlığı, gücü kuvveti elden gitmeyecek hiçbir insan yoktur. Evlilik başlangıçta beğeni ve arzu duyguları üzerine kurulsa da bu dönem muhakkak geçer. Ama karı koca birbirine bağlılık ve şefkat duyarsa bu yuva her türlü durumda ayakta kalır.

Zaman zaman gazete sayfalarında felçli eşine yıllarca şefkatle bakan kişilerin hikâyelerini okuruz. Mesela on beş yıldır beyin hastalığından muzdarip eşine vefa ile hizmet eden bir yaşlı amca, “Allah’a, bana sabır, metanet ve dayanma gücü versin diye dua ettim ve dualarım kabul oldu” ifadelerini kullanıyor. İşte bu, vicdanlı bir insanın tavrıdır.

Hastalık İmtihandır

Elbette hasta bir insanla hayatı paylaşmak, sağlıklı ve zinde bir insanla beraber yaşamaya benzemez. Hasta insana karamsar düşüncelere hatta depresyona eğilimli olur.

Hastalıklar depresyonu, bilhassa hafif dozda ama kronik tarzdaki depresyon türünü tetikler. Çünkü hastalıkla birlikte insanın hayattan tat aldığı şeyler bir bir elinden alınır. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklarda kişinin yemek alışkanlıkları değişir, perhiz uygulaması gerekir. Zaten yaşlılık ve hastalığa bağlı olarak kişinin ağzının tadı bozulur. Bir de alışkın değilse sebze yemekleri ve haşlama usulüyle pişirilmiş yemekleri severek yemez.

Hastalığa bağlı olarak uyku düzeni bozulur. Genellikle yaş ilerledikçe daha az uykuya ihtiyaç hissedilir. Bunun yanında fiziksel veya ruhsal acılar da uyumayı zorlaştırır veya uyku kalitesinde bozulmalar ortaya çıkabilir. Mesela kişi gece uykuya dalamaz, gündüzünü ise dinlendirici olmayan uyuklamalarla geçirir. Bu durumda zamanının çoğunu yatakta ama ağrılı ve huzursuz bir şekilde geçirir. Hatta bazı hastalıklarda kişi sıhhatli bir nefes bile alamaz.

Bu derece olmasa bile hastalıklar kişinin sosyal hayatını kısıtlar. Artık çalışamaz veya eski statüsünü koruyamaz. Eskiden katıldığı birçok faaliyetten uzak kalır. Aile içi roller değişir. Eskiden otoriter bir koca veya evinde hâkim durumda bir ev hanımı iken artık bakıma muhtaç bir hasta durumundadır. Bu da hasta kişinin mutsuzluk duygularını kamçılar. İşte bu sebeple hastalık dönemi eşlerin birbirine çok daha fazla şefkat göstermeleri gereken bir dönemdir.

Bilhassa beyin hastalıkları ve bunama kişinin akıl sağlığını olumsuz etkilediği zaman kişi tamamen bir bakıcının koruma ve gözetimine muhtaç haldedir. Bu da hastaya bakma durumunda olan eş için hayli yıpratıcıdır. Yine kronik hastalıklar ve kanserler de, uzun süren tedavi süreçleriyle hem hasta, hem de hastanın eşi için sabır isteyen bir imtihandır. Böyle imtihanlı dönemlerde kişi Allah rızasını gözeterek sabırlı ve merhametli olmaya çalışmalıdır.

Böyle zamanlarda şeytan insana eşinin geçmişteki hatalarını hatırlatarak onu vicdansızlığa sevk etmeye çalışabilir. Yahut kişinin acelecilik duygusunu tahrik eder, “Artık ne olacaksa olsun! Ya iyileşsin veya ölsün de kurtulayım!” gibi fısıltılar telkin eder. Yine çektiği acılara bağlı huzursuzluklarından dolayı öfke vererek hastaya karşı sinirli olmaya sevk eder.

Elbette şeytan müminleri hasta eşe hizmet ve şefkat gibi çok sevap kazandıracak bir salih amelden alıkoymaya çalışacaktır. Bu konuda bilinçli olmalıdır.

Mükafatı Allah’tan Bekleyin

Hastalık veya tedavi süreci uzadıkça hastalarda geleceğe ait ümitsizlik, bir daha iyileşemeyeceği düşünceleri meydana gelir. Şikayetler artar. Bazen yersiz öfke, somurtkanlık veya başka olumsuz davranışlar görülür. Bunlar size karşı sergilediği hareketler değil, kendi huzursuzluğu sebebiyle gösterdiği davranışlardır. Bunu düşünerek alınganlık göstermemelidir.

Hastaların gönlü ince olur. Zaten acı çekmektedir, kendinde mücadele edecek gücü ancak bulabilmektedir. O anda yanındakilerin halini düşünememesi normaldir.

Çoğu zaman hastalar yanındakilerle konuşmaya isteksiz veya halsizdir. Bu sebeple tatlı dilli olmayabilir. “Bu kadar zahmete katlanıyorum da bir kere bile teşekkür etmedi, bir Allah razı olsun demedi” diye kırgınlık duymamalıdır.

Unutmamalıdır ki o hastanın da bir sahibi var. O sizi takdir edebilecek durumda olmasa bile Rabbi elbette yaptıklarınızı görüyor. Sizin iyiliğinizin mükafatını onun da Rabbi, sizin de Rabbiniz olan Allah-u Zülcelal mutlaka verecek.

Bazen hastaların durumu yanındaki kişi için büyük bir sıkıntı kaynağı olabilir. Mesela beyin hastalığı veya ruhsal sıkıntı nedeniyle hastanın uzun süre oturduğu ya da yattığı yerde duramayarak sürekli dolaşma isteği duyması, olur olmaz şeyleri kurcalaması, kırıp dökmesi gibi… Bu dönemde çok affedici ve hoşgörülü olmak gerekir.

Hastaların Ümide İhtiyacı Var

Hasta kişiler ve yakınları hastalık konusunda bilgilenmeli ve karşılaşılabilecek durumlar konusunda bilgi almalıdır. Hasta ile iletişim devamlı olmalı, konuşması, kendi duygu ve düşüncelerini anlatması sağlanmalıdır. Hastayı iyileşebileceğine inandırarak ümit vermeli, eskiden zevk aldığı işlerle meşgul olmaya teşvik etmelidir.

Tedavi olmaya korkan, üşenen veya iyileşmeyi ümit etmeyen hastalara, Peygamberimizin tedavi olmayı teşvik ettiğini hatırlatmalıdır.

“Tedavi olunuz. Çünkü Allah, her hastalık için bir de ilâç ve tedavi yaratmıştır; bundan bir dert müstesnadır o da ihtiyarlıktır.” (Ebu Dâvud, Tıb 1)

Hastaların kendine güvenini yeninde kazanması ve iyileşeceğine inanması için rehabilitasyon yöntemlerini öğrenmek uygun olur. Yapabildiği şeyleri denemesi için, mesela yürümesi için yardımcı olacak yürüteçlerin kullanımına teşvik edilmelidir. Bunlar onun maneviyatını yükseltecek, sevildiğini hissettirecektir. Ancak bu çalışmalar sırasında sabırlı olunmalı, hasta ile tartışılmamalı, azarlanmamalı, yapamadığı şeylere zorlamamalıdır.

Uykusunu düzene koymak için gündüz daha fazla meşgul edilmeli, yatağına sadece gece gitmesi için teşvik edilmelidir. Geçmişte yapıp zevk aldığı el işlerini, hobi ve alışkanlıklarını devam ettirmesi için özendirmelidir.

İbadetlerine düşkün olan kişiler, hastalıkları sebebiyle ibadetlerini yapamadıkları zaman çok üzülürler. Böyle durumda onlara Peygamberimizin şu müjdesini hatırlatmalıdır: “Mü’min hastalandığı veya yolculuk yaptığı sırada tıpkı sıhhatli ve mukim iken yaptığı ibadetlerin sevabını alır.” (Buhârî, Cihad 134)

Hastaların odasında, eşyalarında, giysilerinde kendi izni olmadan değişiklik yapılmamalıdır. Eşyalarını atmamalı, aksine albümler, eski hediye ve mektuplar çıkararak mutlu anılarını tazelemelidir. Duygularını okşayacak şekilde hareket edilmeli mesela ona sevinç ve huzur hissettirecek şeylerden bahsedilmelidir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir hastanın yanına girince, sağlık ve uzun ömür temennisiyle onu rahatlatın. Zira böyle yapmak onun gönlünü hoş eder.” (Tirmizî, Tıbb 35)

İyileşme ümidi olmayan hastalıklarda, hem hasta hem de hasta yakını için manevi destek çok önemlidir. Bilhassa böyle dönemlerde ümitsizliğe düşmemeleri için Peygamberimizin müjdeleri hatırlatılmalıdır.

Peygamberimiz buyuruyor ki, “Müslüman’ın başına gelen zahmet, hastalık, keder ve eziyet hatta ayağına batan bir diken bile olsa mutlaka Allah, bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buhârî, Kitabu’l-Merda 1)

Hasta Yakınlarına Destek Olmalıyız

Hasta eşine bakmak zorunda kalan karı veya kocaların da desteğe ihtiyacı vardır. Zaten çoğu zaman o da yaşlı veya hastadır. Bu sebeple evlatların, yaşlı ve hasta anne babalarını kendi başlarına bırakmaması gerekmektedir. Duruma göre ya onları sık sık yoklamalı, ya yakın bir adrese yerleştirmeli veya aynı evde yaşamalıdır.

Bunların mümkün olmadığı durumlarda işinin ehli ve şefkatli bir bakıcı görevlendirilebilir. Ancak yine de sık ziyaretlerle manevi destek verilmeli ve durumları kontrol altında tutulmalıdır.

Hastaları ziyaret etmek, hem onlar için, hem hasta yakınları için manevi bir destek olacaktır. Bu ziyaretlerde hastaya refakat görevini bir süre devralarak hasta eşinin biraz dinlenmesi, ihtiyaçlarını gidermesi hatta sosyalleşmesi için fırsat oluşturmak çok iyi olur. Çünkü uzun bir süre hastane odasında veya hasta başucunda kapalı kalmak yıpratıcı olacaktır.

Hepimiz bir gün böyle yardımlara ihtiyaç duyabiliriz. Bu sebeple anne babamız başta olmak üzere yakınlarımızın yardımına koşmalıyız.

Unutmayın ki hasta duası Allah katında makbuldür. Peygamberimiz “Hastaların duasını alınız; onların duası makbuldür.” buyurmuştur. Velev ki o hasta dua etmese hatta Allah katında iyi bir kul olmasa da Allah-u Teâlâ onun için değil, sizin merhametiniz sebebiyle size rahmet edecektir.

Peygamber Efendimiz, her konuda olduğu gibi hasta ziyareti konusunda da bizlere en güzel örnektir. Ashabını da hastaları ziyarete ve bakımlarını yapmaya teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ashabım, hastaları ziyaret ediniz, açları doyurunuz, esaretinizdeki köleleri salıveriniz.” (Buhârî, Merdâ 4; Ebu Dâvud, Cenâiz 11)

Hastalara samimiyetle dua edilmelidir. Hem hasta ziyaretlerinde hem de gıyabında hastalara şifa istenmelidir. Çünkü Allah-u Zülcelâl’in kudreti için zor hiçbir şey yoktur. O dilerse doktorların ümidini kestiği hastalara bile şifa verir.


Sayı : 34
Büyük Kapak