Yiğitler Yetiştiren Ana: Afra -r. anhâ-

Sayı : 48 / Şubat 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

İslam tarihinin altın sayfalarına baktığımızda yiğitler tarafından yazılmış destanlar görürüz. Bu sayfaları yazan yiğitleri biraz daha yakından tanıdığımızda ise her birinin arkasında dağ gibi duran yiğit anaları fark ederiz. İşte onlardan biridir Hz. Afra radıyallahu anhâ.

O, Peygamber efendimizin anne tarafından akrabası olan Neccar oğullarına gelin gelmiştir. Bu soy, Medine’yi İslam yurdu yapan, Mekke’den hicret eden Müslümanlara kucak açan ensarın önde gelenlerindendir. Hz. Afrâ radıyallahu anhâ da hiç tereddüt etmeden Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize iman edenler arasına girmiştir. İman ettiği ilk günden itibaren de Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme hizmeti şeref bilen hanımlardan biri olmuştur.

Hz. Afra radıyallahu anhâ, aynı zamanda evlatlarını da Allah ve Rasulullah yolunda yetiştiren bir hanımdır. Hâris İbni Rıfâa ile evliliğinden üç çocuğu dünyaya gelen Hz. Afra radıyallahu anhâ, Muâz, Muavviz ve Avf isimli oğullarının hepsinin birer iman fedâisi olarak yetiştirmiştir.

Hz. Afra radıyallahu anhâ, evlatlarına karşı hakiki şefkatin onların ahiretini düşünmek olduğunu kavramış bir anne idi. Bu sebeple onları Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin emrine vermiş, o ne emrederse itaat etmeleri için tembihlemişti.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekke dönemindeyken müşriklerin eza ve cefalarına sabretmekle emrolunmuştu. Medine’ye hicret ettikten sonra Müslümanlara, kendilerine zulmeden müşriklere karşı savaşmaları konusunda izin verildi.

Mekkeli müşrikler, Medine’ye hicret eden muhacirlerin mallarına el koymuş, bunlarla bir kervan düzenlemişlerdi. Bu kervandan elde edilecek kar ile de savaş malzemeleri alıp ordu toplayacaklar ve Medine üzerine yürüyeceklerdi.

Peygamber efendimiz, bu kervan maksadına ulaşmadan onu durdurmak ve mallarını geri almak için 300 kadar Müslümanla birlikte yola çıkmıştı. Onlar arasında Hz. Afra radıyallahu anhânın oğulları Muâz, Muavviz ve Avf radıyallahu anhum de vardı.

Bu yiğitler, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yanında, İslam sancağı altında savaşmanın ne büyük bir şeref olduğunun farkında olan samimi erlerdi.

Peygamber efendimiz ve ashabı, yolda kervanı durdurmak isterken, kervanı korumak üzere yola çıkmış tepeden tırnağa silahlı olan Mekke ordusuyla karşılaştılar. Bu ordu savaş tecrübesine sahip, güçlü kuvvetli ve İslam’a karşı kin besleyen 1000’e yakın kişiden oluşuyordu. Ashab-ı kiram ise onlardan sayıca ve kuvvetçe çok azdı. Ancak İslam ordusunun asıl gücü imandan geliyordu.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, savaştan önce ashabını toplayıp istişare yaptı. Esasen Medineli Müslümanların bu savaşa katılmaları için bir zorunlulukları yoktu. Çünkü Efendimiz aleyhisselatu vesselama Medine’ye saldıran olduğu takdirde savunma konusunda söz vermişlerdi. Bu ise Medine dışında bir savaştı. Fakat Peygamberimize verdikleri destek sözünü bozmadılar ve “Sen denizi gösterip dalsan biz de seninle beraber dalarız” buyurdular. Efendimiz aleyhisselatu vesselam onların bu halinden çok memnun oldu.

Bize Ebu Cehil’i Göster!

Ertesi gün Mekke ordusuyla karşı karşıya gelindi ve savaş başladı. Savaş kızıştığı zaman Hz. Afra radıyallahu anhânın oğulları, müşrikler arasından azılı İslam düşmanı Ebu Cehil’i aramaya başladılar. Çünkü onun Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme düşmanlığını ve güçsüz Müslümanlara karşı işkencelerini duymuşlardı.

Muhacirlerden Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anhunun yanına gittiler ve ondan Ebu Cehil’i göstermesini istediler. Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh, bu yiğitlerin Bedir günü gösterdikleri kahramanlıkları şöyle nakleder:

O gün Ebû Cehil kahramanlık şiirleri söyleyerek müşrik ordusunu şevke getiriyordu. Kendi kabilesi olan Mahzum oğullarının gençleri onun etrafını sarmıştı. Bu sebeple yanına yaklaşmak kolay değildi.

Bu sırada Medineli iki Müslüman genç yanıma geldi ve:

- Ebû Cehil'i bize gösterir misin? diye sordu. Ben de:

- Evet, ama sen Ebû Cehil'i ne yapacaksın? dedim. Delikanlı bana:

- Duydum ki o, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize hakaret edermiş! Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onu bir görecek olursam, ikimizden eceli gelen ölmedikçe, ondan ayrılmayacağım. Allah'a ahd ettim. Onu gördüğüm gibi üzerine saldıracağım. Ya onu öldüreceğim ya da bu uğurda öleceğim! dedi.

Gencin söylediği bu sözlere ve ondaki iman heyecanına hayran kaldım. Öbür genç de ağabeyinin dediği gibi diyordu.

Biraz sonra Ebû Cehil'i gördüm ve gençlere:

- İşte, sorduğunuz adam budur! dedim.

Gençler hemen kılıçlarını sıyırdılar. Süratle hareket edip ikisi birden fırlayarak o tarafa doğru yöneldiler. Çifte şahin gibi süzülüp Ebû Cehil'e doğru koşmaya başladılar. Anî bir hareketle seğirtip onun üzerine hücum ettiler. Hamle üstüne hamle yaptılar. Azgın din düşmanı neye uğradığını bilemedi. Kılıç darbeleriyle derin yaralar aldı. Bu sırada Ensardan Muaz İbni Amr İbni Cemuh radıyallahu anh adında bir başka yiğit de Ebû Cehil'i gözetirmiş. O da koşup geldi ve birlikte canını cehenneme gönderdiler.

Sonradan öğrendim ki bu iki genç Afrâ radıyallahu anhâ’nın oğlu Muâz ile Muavviz adındaki fedâîler imiş. O gün Ebû Cehil'in işini bitirdikten sonra yine kahramanca çarpışmaya devam ettiler. Bu İslâm cengâverleri nihayet arzuladıkları şehitlik mertebesine kavuştular.”

Bedir savaşından zaferle dönülmüştü. Afrâ radıyallahu anh anhâ, iki oğlunun birden şehid olduğunu haber aldığı zaman hiç üzülmedi aksine Allah'a hamd etti. Hatta o diğer oğlu Avf'ın da ağabeyleriyle birlikte şehid olamayışına üzülüyordu. Acaba bu oğlu da cennete girecek miydi? Yoksa ona bu makamın nasip olmayacak mıydı?

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimize gelerek derdini açtı:

- Ya Rasûlallah! Bedirde iki oğlum şehid oldu. Üçüncüsü ise sağ olarak döndü. Muaz ile Muavviz’in şehadetine ne kadar seviniyorsam Avf’ın şehit olamayışına da o kadar üzülüyorum. Acaba Avf onlardan geride midir?

Efendimiz aleyhisselatu vesselam bu iman abidesi annenin gönlünü şöyle teselli etti:

- Hayır! Muaz ve Muavviz hayattan tam lezzet alamadan genç yaşta şehid oldular. Fakat Avf da onlardan geride değildir!

Peygamberimizin müjdesi gerçek oldu, Avf da şehitler kervanına katıldı. Hz. Afra radıyallahu anhâ daha nice yiğitler yetiştirdi. Onları da Allah yolunda savaşıp şehit olsunlar diye dua ederek büyüttü. Duaları da kabul oldu, Hz. Afra radıyallahu anhâ’nın.

Oğullarından biri İslamı tebliğ etmek için yola çıktıkları zaman Mauna kuyusu başında şehit oldu, biri Reci Faciası’nda, bir diğeri ise daha sonra Yemame Savaşı’nda…

Böylece Afra radıyallahu anhâ hepsi birbirinden yiğit, yedi şehidin anası oldu.

Ne mutlu ona. Samimi muhabbet işte böyle olur!

Allah-u Zülcelâl bizlere de böyle iman kuvveti nasib eylesin. Evlatlarımıza iman gayreti, bizlere de sabır ve metanet versin.


Sayı : 48
Büyük Kapak