“Öyle Tatlı ki, O’nu Sevmek…”

Sayı : 17 / Temmuz 2013, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

O, çok sıra dışı bir hayat hikâyesinin kahramanı. Belki birçoğumuza göre çok acıklı bir hayat hikâyesi bu. Aslında birçoğumuz ondan çok daha zavallı bir durumdayız, ama gafletteyiz. O ise gafletten sıyrılmış, asıl zavallılıktan kurtulmuş bir bahtiyar…

Züleyha Hanım’ın hayatı on sekiz yaşında, nişanlı bir genç kız iken yaşadığı bir hadise ile hiç hesapta olmayan bir şekilde değişmiş.

Belki bir şaka, belki de kaza… Tam oturmak üzereyken arkasından birisi sandalyesini çekivermiş. Netice, omurilik zedelenmesi ve boynundan aşağısı tamamen felç!

Hayatını kelimelere dökmek isterseniz hepsi bu kadar… Ama bundan sonra kelimelerle anlatılamaz bir hayat başlamıştır onun için…

Zahiren hayatı ameliyatlarla, ağrılar içinde, yatağa bağlı olarak devam ederken, gönül aynası bizim bilmediğimiz ötelere açılmıştır. Düğün hazırlıkları yapan genç kızın bundan sonra kavuşmayı beklediği tek sevgilisi de Rabbi olacaktır.

Biz böyle bir duruma düşsek, hayata kahrederiz, bize bunu yapan hakkında davalar açarız, incitiriz. Züleyha hanım ise mahcup olmasın, incitilmesin diye kim olduğunu bile hala söylemiyor. O başına gelenler için hiç kimseye kızmıyor, hiç şikâyet etmeden sabrediyor. Hem öyle sükûnetle ki, adeta yüzündeki o huzur, gönüllere şifa oluyor.

Çünkü o, bizi kıvrandıran asıl derdin dermanı bulmuş. Evet, gerçekte bizim asıl derdimiz nefsimiz. Kendimizi bir şey zannediyoruz, kabımıza sığamıyoruz. Gönül huzurumuz bozulunca kabahati şuna buna buluyoruz. O ise nefsini silmekte rahatı bulmuş, hiç derdi, endişesi kalmamış. Aksine dertliler onun “ötelere açılmış olan kalp aynasından” bir yansımaya kavuşmak için uzaklardan koşup geliyorlar.

Gerçekten ibretamiz bir hayat bu; nice gücü kuvveti, varlığı yerinde olan insanın semtine uğrayan bile yoktur; bu yatağa mahkûm hanım ise, bütün gönlü kırıkları başına topluyor. Onun sohbetinin feyzinden kana kana içmenin tadına varanlar, mis kokulu çiçeklere müştak bal arıları gibi başına toplanıyor.

Ben de kendi nasibimi almak için ondan hususi bir nasihat istedim ve tam ihtiyacıma uygun, reçete gibi bir cevap aldım. İnşaallah uygulamaya muvaffak olabilirim.

Onunla sohbet etmenin feyzinden bütün okurlarımız istifade etsin diye çoğumuzun ortak derdi olan hususları sordum. İnşaallah hepimizin gönlüne şifa olur.

İslamî Hayat: Züleyha hanım, hanım okurlarımıza içinizden geldiği gibi seslenmenizi istiyoruz, onlara neler söylemek istersiniz?

Züleyha Hanım: Öncelikle Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepimizin üzerine olsun. İnşallah Allah’ın bize ikram ettiği şu dünya hayatındaki her nefes alışverişleri, ebedi hayatı kurtarmaya vesile olsun. Bu öyle bir kurtuluş olsun ki mükâfatı ebediyen Rabbimin cemali olsun.

Ey güzel kardeşlerim, eğer bu dünyada varsanız, öncelikle niçin var olduğunuzu bilin. Sizi bir Yaradan var, bir Sahibiniz var. Nefes alıp verirken önce bunun idrakine varmalı. “Yarabbi sana şükür, bu dünyada bana bir ömür verdiğin, seni bilmeyi nasip ettiğin için.” Yaratılmak bile bir şükür sebebidir. Çünkü hiç yaratılmamış olsaydık böyle bir Yaradan’la tanışmamış olurduk.

“Rabbim benden ne bekler,” diye baktım, daha küçüktüm, Ramazan ayıydı ve balkonda ezanı bekliyordum. O bekleyiş anı hissiyatım hakikaten çok derin olmuştur. İçimizde o kadar kocaman bir yer var ki. Şaşkınım, Züleyha kayboldu ama aslında öyle değil, bulundu. Züleyha Rabbini buldu.

Aslında ben diye bir şey yokmuş, O (c.c.) varmış, onu keşfettim. Yaşadığınız duygu öyle derin ki, birden her şey size çok gereksiz, çok ihtiyaç dışı geliyor. Bir tek O var.

İslamî Hayat: Herhalde insanı en çok aldatan bir takım kimliklere, rollere kapılması, gerçek vazifesini unutması.

Züleyha Hanım: “Ben kimim” diye hayata baktığınız zaman, “Sen Allah’ın kulusun.” Senin sıfatın, mevkiin, çoluğun çocuğun, paran seni kurtarmayacak. İnsanı o kadar aldatır ki, gaflete düşme sebeplerinden biri de budur.

Züleyha çoğunlukla gönlünde kaybolduğu ama aslında bulunduğu anı düşünür. Birileri sizi alkışlar büyütür büyütür göklere çıkarır ama siz bilirsiniz ki büyük olan siz değilsiniz, sizin Rabbiniz. Bunu bildiğiniz zaman sizi uçursalar kaçırsalar umurunuzda değil.

Böyle düşünüp herkese tebessüm ederek bakarsınız. “Ya Rabbi! Ona da yardım et.”

Ne onun parasıdır, ne mülküdür, ne mevkiidir onu o yapan, Rabbidir. Bazen dünya hayatında birini ikramlar, bakalım nerede kullanacak diye. Bu ikramın getirisi ne olacak? Bir kulunu çok güzel yaratır, güzelliğini kendinden mi bilecek, Rabbinden mi bilecek.

Kendinden bilirse bitti gitti. Veya bir başkası ona bakar da, “Rabbim ne güzel yaratmışsın” demezse gaflettedir.

Bazen de insanların açlığını görürsünüz. Doymak bilmeyen açlıklarını. Hakikaten neyle doyar ki insan? Kendi hayatımda da bakıyorum bütün açlıklarımı bir tek şey doyuruyor. O da nedir? Allah celle celalühü. Bitti. O varsa her şeyim var, o yoksa hiçbir şeyim yok. Samimiyetle söylüyorum riya yok içinde, Rabbim biliyor çünkü. Züleyha’nın aklından gönlünden geçeni bilir O.

Hanımlar… Allah-u Zülcelal onları hidayetiyle şereflendirsin, bunun peşinden koşsunlar. Alınları secdeye vardığında muhabbetle vardırsınlar. Gerçekten secde yapan bir kulun hayatı mesut ve bahtiyar geçer. “Ben biliyorum”la olmaz. Bilmek başka tanımak başka.

Çok öğüt verecek konumda değiliz, Allah’a sığınarak. Ama kul sevince sevdiği için sevgisinin gereğini yapar. Sevdiğimizi iddia ederiz ama bir çocuğa ayrılan vakit Rabbe ibadete ayrılmazsa... Çocuğunuz gecenin bir vakti gelse, yemek istese hangi anne “Git oğlum sabah kalkınca ye,” der. Ama gelin görün ki onu Yaratan, her şeyden çok sevdiği evlâdını yaratan Rabbine ibadetlerde cimrilik… Vakti yok…

İslamî Hayat: Özellikle size sormak istediğim bir soru var. Birçok kişi namazlarda dikkatini toplayamamaktan dert yanıyor. Tabi dünyalık meşgalelerle zihin çok meşgul olunca namazda da huşu olmuyor. Bu kişilere ne tavsiye edersiniz?

En azından kendim ne yapıyorsam onu tavsiye edebilirim. Namazda aklıma bir şey geldiği vakit hemen cehennemi, ateşi, kızgın saçların üzerinde kılınacak namazı düşünüyorum. Daha ötesini söyleyeyim. Bu insanın canını çok yakar. Ama Allah-u Teâlâ’yı görememek, cehennemde yanarak vakit kaybetmek. Orada yanmaktan daha beter bir iç yangını. Aman Ya Rabbi!

Bazen namaza durmadan önce nefsime ve şeytana şöyle diyorum. “Ey nefsim, sen şu kör şeytana uyarsan onunla beraber cehenneme gideceğiz. Eğer Rabbine gitmek istiyorsan dosdoğru kıl namazını.”

Kaçıyor sevabı, eksiliyor namazın. Şeytan namazda birden çok rahat çalar. Hanımlar ocakta yemek bırakmadan, işleri toparlayıp Allah’ın huzuruna öyle varmalı.

Özellikle seccade sermelerini tavsiye ediyorum çünkü orası bir mekan, buluşma mekanı. Namaz için tertemiz giyinip hatta hoş bir koku sürüp öyle hazırlanmalı. Bir buluşmadır çünkü. Ve bu buluşmada zamandan çalmasınlar, tadil-i erkana göre kılsınlar.

Namazın tadını almaya fırsat kalmadan, alelacele kılınmamalı namaz. Namazı gerektiği gibi kıldığınızda öyle bir lezzet yayılır ki, siz bile şaşırırsınız. Bu öyle bir randevu ki, Rabbinizle. Onu nasıl kaçırırsınız?

Namaz biter, bazı zaman gözümden yaşlar akar, huzurdan ayrılmak hüzünlü gelir. Bazen duamı uzun tutarım, O’na hitap etmenin tadı… Sana diyor ki “Buyur, haydi anlat şimdi, ne istersin benden?” Çünkü dua budur, istek vaktidir, arzu ettiğini bulma vaktidir.

Ömür geçiyor bugün de bakın şu vakte gelindi. Demek ki bir şeyler akıp gidiyor, geriye dönüş yok, şunu da yapayım desen, yok, o günkü mühlet bitti.

Bir de hanımlar, çok konuştuğunuzda çok hata yaparsınız. Allah’a kul olana yakışır sözler söylemek gerekir. Bir de yanımda üçüncü şahısların lafını ettirmemek için çok mücadele ediyorum. Yanımda birinden bahsetmeye başlasınlar, bildiğim tek ilahi var “Medine’ye varamadım”, onu söylüyorum bağırarak. Ben yerimden kalkıp başka odaya gidemiyorum, eğer ki çok konuşmak istiyorsanız başka yerde konuşun. “Medine’ye varamadım, gül kokusu alamadım.” Tam beni anlatan bir ilahi.

İslamî Hayat: Rızasızlık ve şükürsüzlük konusunda ne dersiniz?

Züleyha Hanım: Allah kanaat ehli olmayı nasip etsin. Göz doymayınca gönül de aç kalıyor. Bir hanım kardeşim aradı, “Abla artık dayanamıyorum! Evde yiyecek hiçbir şey yok” dedi. Eşi çalışmıyor, gerçekten maddi durumları kötü. “Kızım” dedim;

“Soğanın, bulgurun, salçan var mı?” dedim “Var ama yağım yok” dedi. “Kızartmadan ayırdığın yağ var mı?” dedim “Var,” dedi. “Bulgur pilavı yapabilirsin” dedim. Evini bilmediğim halde tahmin ettim. Hiç olmayan evden bunlar çıktı, biz görmeyi bilmiyoruz, doyumsuzuz. Elde olmayanın derdine düşüyor, elde olanın şükrünü ihmal ediyoruz. Rabbim kimseleri aç, açıkta bırakmasın. Allah olmayanın derdine düşmekten kurtarsın bizleri.

Çocuğum en iyi okula gitsin, çok başarılı olsun. Nüfus çoğaldı, herkes başarının peşinden koşar hale geldi. Kendinden aşağıda olana bakılmaz.

O’nunla beraber olmak her şeydir. Verdiğinden şikayet edilir mi? O benim Rabbim, ben onun aciz kuluyum. Bu o kadar büyük bir şey ki. Bazen insanlar ellerime bakar yumuk yumuk, üzülürler. “Allah’ım” derim “Senin yarattığın ele ben razıyım, elhamdülillah.”

Beni hiç rahatsız etmiyor. Onun iradesi, arzusu böyleyse bana razı olmak düşer. On sekiz yaşına kadar ellerim açıktı, kullanmama müsaade etti, buna da şükür. Benim şöyle oturmamdan muradı neyse bende onu bulsun. Rahatsız, huzursuz bir Züleyha yok ki,

Rabbinin istediği Züleyha var. Çocuğum yok, yeğenlerimi seviyorum, Kur’an kurslarından kızlarımız geliyor. Onları öyle çok seviyorum ki, ama onları Yaratanı daha çok seviyorum.

Ne varsa elinizde ona razı olun. Kimsenin kafasını ütülemeyin, kimseyi bıktırmayın, ne isteyecekseniz Allah’tan isteyin. Nasibiniz var ise muhakkak o gelir.

Ben bir şey istemeyi pek beceremem. Sorulmazsa “Ben bunu istiyorum,” diyemem. Acıksam “Acıktım” diyemem. Rabbime niyaz ederim. “Açsam doyuracak olan sensin, herkes bahane. Sen benim bugün ne yiyeceğimi bilensin, rızkımı verensin. Öyleyse nasip et de yiyeyim.”

Elim ayağım tutmuyor, her şeyimle Rabbime bağımlıyım, ama bir kula değil. Elim ayağım tutsa da muhtacım. Her şeyimle O’na muhtacım ama en çok sevgisine muhtacım. Beni bilen herkes unutsa, ben O’nda yok olsam.

En büyük yokluk O’nsuz olmak. Baktığınız şeyleri Yaratanın, onun olduğunu bilerek bakmak ne güzel… Öyle tatlı ki O’nu sevmek…

Ağlarsınız ama neden ağladığınızı bilmezsiniz, gülersiniz ama neden güldüğünüzü bilmezsiniz. Sizi heyecanlandırır, nefesiniz daralır. Bizi yaratarak kendini bildirerek lütufta bulundu. O kulum demeseydi Züleyha ona “Allahım!” diyebilir miydi?

İslamî Hayat: Hanımlar çabuk inciniyorlar. Her şeye üzülüp kafaya takıyorlar. Bu hususta ne söylemek istersiniz?

Züleyha Hanım:
Bu hep bir beklentiden kaynaklanıyor. Beklenti bir insana odaklıysa incinmeyi doğurur. Beklentiyi Rabbimize yönlendirmediğiniz zaman biri sizi mutlu edebilir mi?

Bizi Rabbimiz beğensin. Eğer Rabbinizden takdir beklemeyip kullardan takdir beklerseniz, Rabbinizden korkmayıp kullarından korkarsanız, kulların sözleri sizi incitir, kimseye kendinizi beğendiremezsiniz.

Eğer beklenti Allah’a ise hangi yapılmayan şey, hangi söz sizi incitebilir? Allah sizi huzurunda istemese, tüm dünya sizin olsa sizi mutlu edebilir mi? Kocam beni anlamıyor, çocuklarım beni dinlemiyor, kayınvalidem onu bunu söylüyor…

Hanımın biri geldi dedi ki kaynanam ne yemek yapsam bir kusur buluyor, sofrada herkesin içinde beni tenkit ediyor. Ben de ona şu tavsiyede bulundum. De ki, “Annecim, siz bana tarif edin, ben yapayım. Sizin tecrübelerinizden faydalanayım ki, elinizin lezzeti
bana geçsin. Sizin eliniz çok lezzetli.” Eğer böyle yapsa mesele çözülür. “Bu kız elimi aldı, güzel yemek yapıyor” der.

Gençlere biraz merhametli olmalarını tavsiye ediyorum bu hususta. Gözü gibi baktığı evladı size “Canım cicim,” diyor bazen peşinizde dolanıyor. Onun için de kolay bir şey değil.

Annelere de şunu tavsiye edelim; Ne ederseniz onu bulursunuz. Siz ne yaparsanız size de o yapılır.

İslami Hayat: Sizin örnek bir affetme hikâyeniz var, bize affetmekle ilgili ne dersiniz?

Züleyha Hanım: Tevbe kapısı olmasaydı ne yapardık? Biz “Allah’ım, bildiğimiz bilmediğimiz kusurlarımızı bağışla” diyebiliyoruz.

Bize karşı bir hata yapan olduğunda da onu bağışlamalıyız, tamamen kusur onda olsa da. Yapmasaydı iyiydi ama yapmış. Rabbim beni affederken, ben kimim ki, “Sen şöyle yaptın, böyle yaptın” diye yüzüne vurayım. Biri af dilemeye gelirse affedip “Allah seni
bir daha bu duruma düşürmesin” diye ona dua etmeliyiz.

Bu durum bana bir uyarıydı. Bana bunu yapanın yerinde olmadığım için şükrediyorum. Eğer öyle bir şeyi ben yapsaydım nasıl yaşardım? Kendimi nasıl affederdim?

Ben onun yüzüne vurmadım bu durumu. O gerçekten Rabbimin kuluysa, desteğe ihtiyacı vardır. Onu gördüğümde gözümü kırpıyorum. “Ben derdimi seviyorum, razıyım” demek istiyorum. Siz de gözünüzü kırpın ve “O bizimle” deyin.

Sen affettin ama affetmeyecek biriyle de karşılaşabilir. “Rabbim sen ona merhamet et rahmetinle muamele et.”

Allah’ın verdiği nefes tükeniyor. Vakit kaybetmeyelim kabir hayatına hazırlanmak, imanla göçebilmek için vazifelerimizi yapalım.

Namazlarınıza dikkat edin. Kılamadıklarınızı ertelemeyin hemen kazalarını kılın. Biriktirmeyin, birikirse hesabı da ona göre birikir. Bu hayat boşuna verilmedi, bir dönüş zamanı var. Hedefiniz Allah’ın huzuruna kul olarak çıkabilmek.

Hayat bir şeylere kırılacak, üzülecek oyalanacak kadar uzun değil. Bunlar da şeytanın oyunu belki. Çocuklarınızı “Allah” diyerek yetiştirin. Allah yolunda olmayan bir çocuğunuz varsa o zaman hayıflanın. Çocuk gelmiş on sekiz yaşına. “Ne yapacağım ben, oğlum namaz kılmıyor.” Kardeşim çocuğu bu yaşına getirene kadar yapmadığını bundan sonra nasıl yapacaksın? Ağaç yaşken eğilir. Çocuğa hiçbir şey vermedin ki. Vermediğin şeyi beklemek ne kadar doğru?

Sen bu çocuğa Allah’ı, Rasulallah’ı tanıtmadın. Kul yetiştirmedikten sonra, “Önce namaz” demedikten sonra, o çocuğun namazın ehemmiyetini anlamasını bekleyemeyiz. Önce namaz, sonra yemek, sonra uyku, sonra oyun, sonra televizyon.

Anne baba namaz kılmakta zorlanıyorsa çocuk da haydi haydi zorlanır. En büyük gaflet onlara kıyamadıklarını zannedip ahretlerini karartmak… Profesör olsanız yetmiyor kul olmadıktan sonra.

İslami Hayat: Çok teşekkür ederiz bize vakit ayırdığınız için. Dualarınızdan unutmayın, hidayetimiz için, gafletten sıyrılmamız için…

Züleyha Hanım: Tüm okurlarınızı Allah’a emanet ediyorum. İnşallah dünya ve ahiret işleri rast gider. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh.


Sayı : 17
Büyük Kapak