Yoksa Senin Ipad’in Yok mu?

Sayı : 10 / Aralık 2012, Konu Başlığı : Delikanlıca

Bugün okul çıkışında bir arkadaşımla yol boyunca yürüdük. Ne gerek vardı bilmiyorum ama bir ara çıkarıp yeni cep telefonunu gösterdi.

“En son model” diyerek dokunmatik ekranını, kamerasını, internet bağlantısını oyunlarını anlattı bir bir. Azıcık zoruma gitti sanki. Geçenlerde bir başka arkadaşım Ipadinden bahsediyordu. Ipadi olan diğer bir arkadaşla uzun uzun konuştular. Biz, Ipad’i olmayanlar da onların konuşmalarına öyle baktık…

Babama tekrar söylesem acaba alır mı?

Biliyorum almaz. Parası olmadığından değil karşı olduğu için almaz.

“Ne yapacaksın onunla?” der.

“Oyunlar, müzikler, kamera, internet…” diyemem tabi.

“İçine e-kitap yükleyip okuyacağım. Kuran hatmi yükleyip dinleyeceğim,” desem inanmaz. “Okuyacaksın da kitap mı bulamadın?” der. “Dinleyeceksen hatim setini mp3’üne yükleyip dinle” der. Haklı da…

“Sırf arkadaşlarına ‘Benim de var’ diyebilmek için, elin gavurunun cebine bu kadar para girecek, yazık değil mi? Bak memleketimizin köylüsü, işçisi, lüzumsuz ithalatımızı karşılayacak ihracat yapabilmek için ucuz işçilik yapıyor” diye uzun uzun anlatır.

Biliyorum hepsinde de haklı…

Hem ben alsam ne olacak? Alamayan arkadaşlar daha fazla üzülecek.

Peki bu yanlışsa neden bir sürü kişi yapıyor? Ben de onu anlamıyorum. Keşke her şey bu kadar serbest olmasa…

Yasak olsa kimse alamazdı alamayanlar da üzülmezdi.

Babam bunun adına “liberalizmin kapitalizme hizmet etmesi” diyor. Aslında liberalizm, herkesin hukuk dahilinde özgür olması demekmiş. Ama genellikle mevcut uygulaması zengin ve güçlülere hizmet ediyormuş. Çünkü onların karşısında zayıfı koruyan tedbirler almıyormuş.

O akşam sofrada babamla bunları konuştuk…

- İslam’ın kendine mahsus bir ekonomik sistemi vardır, dedi babam. Günümüzde bu unutulmuş gibi görünüyor, sanki İslam komünizme karşı ama kapitalizmi onaylıyor gibi gösteriliyor. Bu doğru değil…

- İslam’ın ekonomik sistemi nasıl olmalı? Diye sordum.

- Her şeyden önce İslam’da mülk Allah'ındır. Ne devletin ne de bireyin değil. İnsanoğlu Allah-u Teâlâ’nın mülkünde emanetçidir. Bu sebeple özgürlüğü de sınırsız değildir. “Para benim; dilediğim gibi kazanırım, dilediğim gibi harcarım” diye düşünemez. Hatta İslam hukukunda bir kural vardır: “Malını akılsızca sarf eden (sefihlerin) parasına hacir konulabilir.” Yani parasını sorumlu bir şekilde kullanmayı öğrenene kadar hesapları dondurulabilir.

- Ooo. Bugün bunu kim kabul eder ki? Dedim. Babam da kabul etti bunun uygulanmasının kolay olmayacağını…

- Tabi, devletin israfı tanımlaması kolay değil. Kimin için israf, kimin için değil, buna kim karar verecek? Bir adam çok seyahat ediyordur, tablet bilgisayar veya akıllı telefon gibi araçlar ona gereklidir. Diğeri gösteriş olsun diye, eğlence için alıyordur; ona israftır. Müslümanlar harcamalarını kendileri denetlemeli… İslam dinine göre her bir insanın nimetlerden faydalanmaya hakkı vardır. Bu yüzden de zenginlerin malında yoksulların hakkı vardır. Ben çalıştım kazandım diyemez. Çalışıp kazanamayacak durumda olan hasta, sakat, yaşlı, yetim, işsiz, güçsüz herkesin ihtiyaçlarını temin edebilmesi lazımdır. Bir Müslümanın kulluk hayatında paranın önemli yeri var. Para bizim zannettiğimiz kadar dünyevi bir şey değil.

- Nasıl yani?

- Para nedir?

- İnsanların alış veriş yapmasını sağlayan değiş tokuş aracı…

- Evet, doğru. Takas yerine parayla değiş tokuş yapıyoruz değil mi? Evet, yani aslında para emeğin ve hakkın ölçüsüdür. Hak sahiplerinin hakkını tam ve doğru bir şekilde almasını sağlamak için, herkesin üstünde uzlaştığı değiş tokuş aracıdır. Hatta ilk banknotların Hz. Yusuf zamanında yazıldığı ileri sürülür. Kıtlık yılları için mahsulleri depolayan devlet, her hak sahibine mahsulun miktarına göre yazılı bir evrak vermiş deniliyor. Yani para, hak edişin karşılığı demektir. O halde para hakkaniyete uygun bir şekilde el değiştirmelidir. Peki bugün öyle mi?

- Değil mi?

- Kesinlikle değil! Bugünkü ekonomik düzen tam bir üçkâğıt oyununa dönmüş. Aklı erenler finans dünyası hakkında; “dünyanın en büyük kumarhanesi” diyor. Ortada dönüp duran kâğıtların arkasında gerçek bir değer olup olmadığı konusunda kimsenin bir fikri yok. Bir ekonomi uzmanı şöyle bir benzetme yapmış “finans dünyası köpüklenerek kabarmış bir suya benzemektedir. Zaman içinde köpükler söndükçe alttaki suyun kirliliği ortaya çıkmaktadır.” İşte Avrupa ülkelerini birbirine düşüren, Amerika’nın bile belini büken ekonomik krizin gerçek sebebi bu. Borsalarda saniyeden daha kısa zaman aralıklarıyla büyük meblâğlar el değiştiriyor. Ancak bunların yüzde doksanı finans oyunları için dolaşıyor. Ülkelerin ekonomisi batırılıyor, savaşlar çıkarılıyor.

- Tam olarak anlamadım. Nasıl yani?

- Teknoloji üreten merkezleri elde tutan büyük sermaye, onunla her şeyi, hattâ ülkeleri yönetiyor. Bazı güçlü devletleri maşa olarak kullanarak zayıf ülkelerin öz kaynaklarına el koyuyor. Yoksul kıtaların kaynakları zengin ülkelere akıyor. Teknoloji, onu kullananların elinde silaha dönüşüyor. Bir yandan sömürüyü kolaylaştırıyor. Bir yandan da eğlenceli oyuncaklarla yaşanan dramları gözlerden gizliyor. Bugün büyük sermaye sahipleri parayı dev bir mıknatıs gibi çekiyor. Büyük alışveriş merkezleri, marketler, markalar piyasayı ele geçiriyor. Sundukları ileri teknoloji ürünleri ve bol çeşit ile satın alma gücü olanları cezp ediyor. Bu sırada toplumun orta direği olan; esnaf ve sanatkar yoksullaşıyor. İleri derecede eğitimi olmayanlar için iş bulmak güçleşiyor. Faiz de bu dengesiz düzeni daha da dengesizleştiriyor. Tüketici kredileriyle kitleler köleleştiriliyor.

- Peki o zaman ne yapmamız lazım?

- Yapılacak çok şey var da… Başlangıç olarak, hiç değilse, sömürgecileri zengin eden gereksiz tüketimi en aza indirelim. Önümüze bu oyuncakları sürüp bize gerçekleri unutturanlara inat, gözümüzü açalım. Tüketici değil üretici olalım.

Babamla konuşurken kalbim öyle bir duyguyla doldu ki telefonu ve Ipad’ i olan arkadaşlarıma imrenmek bir yana acımaya başladım!


Sayı : 10
Büyük Kapak